Erkekler Değişmiyor.
2026 yılının 8 Mart’ını geride bırakırken,‘DÜNYA KADINLAR GÜNÜ MÜYDÜ, YOKSA DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ MÜYDÜ?’Konusunu hala netleştiremedik. Pek çok kadının kafasını karıştıran, 8 Mart vurgulu,‘Her kadın pırlantayı hak eder’ sloganlı, pırlanta, mücevher reklamlarının artışından, sosyal medyamızdaki neşeli kadın kutlamalarından, görkemli sofra buluşma görüntülerinden bunu çok net anlıyor, hangi kadınlar neyi kutluyor diyoruz?Hem ne kutlaması?Şu yanan, yakılan, hakları için bedel ödeyen kadınların anması olmasın?
Televizyonlarımızda, yine emekçi kadınların yaşamları, gasp edilen hakları, özlemleri,sorunlarıyla ilgili programlara pek rastlamadık.Bazı istisnalar dışında, hemen bütün yayın, programlar, kadının analığının,doğurganlığının kutsallığından söz etti,cennetin ayaklarının altına serileceğinin vaadini tekrarlayıp yine her yıl olduğu gibi, rutin ama bugün yaşanan şiddete,ölümlere,tacizlere,sömürüye,savaşa,hak arayan kadın eylemlerine,göz göre göre gelen kadın cinayetlerine,eşitsizlik nedenlerine, etkili biçimde değinmedi.
Pek çok kadın örgütü yalnız sekiz martta değil yılın her günü çalışıyor. Birbirleriyle sürekli iletişim ve dayanışma içinde amansız bir mücadele, uğraş veriyorlar. Ben onları kutluyorum. Tarihsel gelişim mi? Türkiye’deki vahim durum mu? İstatistik veriler mi? Neler neler!
Çok işleri var çok.
Feodal ilişkiler böyle sürdükçe, sürmesi istendikçe, sürmesinden çıkar sağlayanlar oldukça, bu ayrımcı, çağdışı, kadınları yokluğa, yoksulluğa, şiddete, baskıya mahkûm eden zihniyet hiç ama hiç değişmeyecek. Kadınların top yekûn bilinçlenmesi gerek. Birey olduklarının farkına varmaları gerek. Sanırım bizim en büyük sorunumuz bu. Kadınların birey olamaması.
O yüzdenmanzara hiç de iç açıcı değil.
ÇOCUK gelin oranı en yüksek az gelişmiş ülke olan, Nepal, Dominik Cumhuriyeti, Etiyopya, Zambiya, Sierra Leone’nin arasına girmekten rahatsızlık duymuyoruz. Ben utanç duyuyorum.Ezilmişliğin hıncını, kadınlara zulmetmekle çıkaran eski tür bir erkeklik anlayışı hala sürüyor. Bilgisizliğin yarattığı uyumsuzluk, cehalet, vicdansızlık, çürüme kadın cinayetlerini körüklüyor.
İngiltere’de ve Gallerde yapılan bir araştırmaya göre 2011 de 190. bin kürtajın %10 u gebeliğin 13.haftasında yani ceninin cinsel organlarının ultrason taramalarıyla görünür hale gelmesiyle gerçekleşmiş. Çocuk kızsa kürtaja alınıyor. Ya bizdeki erkek çocuk özlemi?Durum Dünyada da vahim. Afganistan örneği gözümüzün önünde. Dünya’nın seyrettiği zavallı kadınlar.
Her alanda bilgisizliğin, eğitimsizliğin, ehliyetsizliğin acılarını çekiyoruz. Televizyonda, sosyal medyadaki haberleri her gün korkuyla dinliyorum. Akıl almaz bahaneler, gerekçeler bunlar; ‘Üç aydır birliktegeziyorduk öpmek istedim, izin vermedi, öldürdüm. Sen de erkek misin dedi, erkeğim, öldürdüm. Sana karılık yapmam dedi; yapmadı, öldürdüm. Ondan ayrı yaşayamazdım, öldürdüm. Evden uzaklaştırma kararı çıkarttı, öldürdüm. Evlenme teklif ettim, kabul etmedi, öldürdüm; altı aydır niye çıkıyordu benimle. Benden yüz çevirdi. Ben de öldürdüm. Hayır dedi, öldürdüm; demeyecekti. Maaşını benden saklıyordu, niye saklıyorsun dedim, öldürdüm? Öyle terk edilmez böyle terk edilir dedim, öldürdüm. Çocuğumu göstermiyordu, öldürdüm; görmesin o da. Polis çağırdı eve, öldürdüm; karı koca arasında ne işi var polisin. Kızıma kötü örnek olacaktı, öldürdüm. Benimle alay etmeyecekti, alay etti, öldürdüm. İnternette çet yapıyordu; görmeyeyim dedim, gördüm, öldürdüm! Giyimine dikkat et dedim; giyerim dedi, öldürdüm. Herkesin içinde gülme öyle dedim; güldü, öldürdüm.Evet, öldürdüm; ailevi sebepler.Beni karakola şikâyete gidiyordu; öldürdüm.Boşanma davası açtı, öldürdüm.Sinirime dokundu, öldürdüm; asabiyim, biliyordu.’
Öyle kadın hikayeleri,öyle zor, korkulu, pamuk ipliğine bağlı hayatlar var ki. O sessiz kadın, çocuk çığlıklarını birileri cesaretgösterip yazmazsa, bilmiyor,duymuyoruz. Ama her gün öldürülen kadınların sergilenen ölü bedenlerini görüyoruz.Bilgisizliğin yarattığı uyumsuzluk, cehalet, vicdansızlık, çürüme, kadın cinayetlerini körüklüyor
Türkiye’nin yaralarından biri çocuk evlilikleri. Kadınların üçte biri 18 yaşının altında evleniyor. Çocuk evliliklerinde kızlar orantısız bir şekilde erkeklerden fazla, yaklaşık 20 kat. İmam nikahının kontrollü olduğu söylenemez. Resmi nikahın tanıdığı haklardan mahrum bırakılan dini nikahlı kadınların sayısında da artış var.16 yaşından küçük, reşit olmayan kızlarınınevlenmesi için izin başvurusunda bulunan ailelerin sayısında da artış var.
Çocuk evliliğinin gerçek sayılarının resmî sayılardan çok daha yüksek olduğu tahmin ediliyor.Çünkü birçok çocuk evliliği, devlet izni olmadan, resmî olmayan dinî evlilikler olarak gerçekleşiyor.Çocuk yaşta, 16-17 yaş grubunda evlenen kadınların oranı, erkeklere göre daha fazla.TUİK’in verilerine göre 2024'te 16-17 yaş grubunda 617 erkek, 9 bin 354 kadın evlilik yaptı. Geçen yıl 16-17 yaş grubunda evlenen kadınların sayısı, erkeklerden 15 kat fazla.
Yıllar içinde çok yol aldık, doğru. Ama sonuç olarak kabul edelim ki 21.YY’da kadınlar olarak başarısızız. Çünkü bugüne kadar gördük ki, kadınların yaşamını değiştirip dönüştürebilecek kararlar, hala erki elinde bulunduran erkeklerin elinde.Karar verebilecek erkeklerin annelerini babalarını düşünüyorum.Ailelerini. Ailedeki, büyükanneleri, anneleri, yenge, hala, teyze, bütün kız çocuklarını, kız kardeşlerini, erki elinde bulunduran, karar verici bütün o erkeklerin aile bireylerini,annelerini babalarını düşünüyorum acı acı. Kadının hak mücadelesinin daha da zorlaşmasını,kadınların hala ikinci sınıf insan olarak görülmesini de acı acı düşünüyorçok anlamlı buluyorum.
Kişi özgürlüğü ile ilgili çeşitli yaklaşımlar var. Bunların en ilginçlerinden biri ünlü Alman filozof Friedrich Nietzsche’ ye ait. SÜRÜ İNSAN’ dan söz eder. ‘Bu insan, DEVE misali içinde olduğu sürünün peşine takılıp gider. Değer yargılarının hâkimiyeti altındadır. Onun dışına çıkamaz, değer yargıları ne diyorsa, öyle yaşar öyle davranır.’ der
İkincisi ÖZGÜR İNSAN’ dır. Onları da ASLAN’ a benzetir. ‘Bu insan değer yargılarının anlamsızlığını gören, baskıların farkına varan insandır’ der. ‘Direnir, karşı çıkar, isyan eder. Giderek de kendisini değer yargılarının etkisinden kurtarıp özgürleşir.’
‘Üçüncü tür insan, YARATICI İNSAN’dır’ der Nietzsche’. ‘Bu insanlar özgürlük aşamasından, yaratıcılığa yönelmiştir. Yeniden keşfeder, araştırır, bulur, birleştirir ve yaratır. Bu insan üstün insandır. Çökertilmiş ve ortadan kaldırılmış değerlerin yerine yeni değerler koyan insandır. Hayata ‘evet’ diyen yepyeni bir hayat kurabilen insandır.’
DOSTOYEVSKY de insanları Olağan İnsan, Olağan dışı insan olarak ikiye ayırır.
‘Olağan insan, yer içer neslin devamını sağlar. Asla risk yüklenmez. Olağandışı insan risk yüklenir. Risk yüklendiği ölçüde acı çekmeye adaydır. Zorluklara dayanır, güçlükleri engelleri aşar, başarır. Böyle insanlar acı çeker. Bunlar bir yerde işçi, köylü, siyasetçi, bilim adamı ya da başka biri olabilirler.’ Ya da benim ‘annem’ olabilir diyorum ben de.
Çocuktum-tanıktım.
Her seçim evde huzurumuz bozulurdu. Babam, anneme kendi tuttuğu partiye oy vermesi için baskı yapardı. Bir oy, bir oydu, annemin vereceği oy, babam için çok önemliydi. Ama annemin oyu da annem için çok önemliydi. Annem, asla babamın partisine oy vermezdi. Hangi Partiye oy verdiğini de söylemezdi. Özgür iradesiyle o tek oyuna sahip çıkar, dimdik dikilirdi babamın karşısında.Kadın olarak halinden memnun değildi çünkü.
Oy, haktı.Yasalarla verilmişti kadınlara, vatandaşlık bilinciydi, değerliydi, vatan için millet için önemli, bireyin özgür iradesinin kanıtıydı. Bunu çok küçük yaşlarımızda annemizden öğrenmiştik. Her seçim zamanı evimizde gerginlik çıkar, huzur bozulur, babam partisinin kazandığına sevinemezdi. Seçim zamanları, annemin kadın olarak en güçlü zamanları olurdu. O, kendine ait tek, bir oya, iradesine sahip çıkar, babama direnir, her şeyi, huzurumuzun kaçışını bile göze alır babama asla boyun eğmezdi.
Annem derdi ki,
‘Kuran-ı-Kerim ‘aklını kullan’, ‘oku’ der, ‘ben sana akıl verdim, onu kullan’der Allah.Sen de kullan.Kendi aklınla bulabileceğin soruları da sorma bana.
Düşün ve bul.Aklın doğursun!’
Annem bize aklımızı kullanmayı birey olmayı, oyumuza sahip çıkmayı öğretti.
Bilinçlenme kitaplarla, merakla, gözlemle, düşünme, aklını kullanma ile bağlantılıdır. Aydınlanma insanın kendi kendini keşfidir. Aklının ışığını yakmasıdır. Kendi cevherinin, gücünün farkına varmadır, erdemdir. Erdem de eylemdir.
Biz kadınların çok işi var. Çünkü engeller çok. Gün geçtikçe de çoğalıyor.
Yol uzun,dikenli,engellerle dolu.
Erkekler değişmiyor, değişemiyor görüyoruz, bu durumda biz kadınlar birey bilinciyle haklarımızın farkında olup kendi aklımızla değişelim. Olumsuz ataerkil erkekliğe karşı erkek evlatlarımız bu konuda umudumuz olsun.
Yeni yorum ekle