Nilay özer İçin Kalemimden Dökülenler
Şairler vardır, sessizlikleriyle sarsarlar insanı. Nilay Özer de o şairlerdendir.
Şiirlerinde bir kadın sesi duyulur ama o ses, ne kırılgan ne de boyun eğen bir sestir; kendi köklerine sıkı sıkıya tutunan, gerektiğinde rüzgâra karşı duran bir sestir.
Benim için Türkiye’de kadın şairler arasında, cesaretiyle, feminist duyarlılığıyla ve net tavırlarıyla ayrı bir yerde duruyor.O, şiiriyle hem doğaya hem insana, hem kadına hem de topluma seslenen bir şair. Şiir bilgisini uzun uzun anlatmak bana düşmez. Uzun yıllar yurtdışında yaşadım; izini süremediğim birçok şair olmuştur. Ama şiirden hiç kopmadım. Yazarken, okurken, yaşarken hep şiirin kıyısında yürüdüm. Nilay Özer’in şiiriyle karşılaştığımda işte o yürüyüşe bir ışık düştü sanki.
“iyisi mi sen birkaç yaprak al yanına benden
bir gülün tamamını taşımak zordur…”
Nilay Özer’in şiirinde bir iyileştirme halini duyumsarsınız. Sorarsanız, “şiir şifa dağıtır mı?” derim ki, onun şiiriyse evet, hem de fazlasıyla. Çünkü o, her cümlesinde yaşamı soluyan bir şair.
Şiirlerinde, uzakları seçen bir gözün, ince bir kalbin izini sürersiniz. O izin tınılarını da seslendirmeyi sevdiği şiirlerinin ritminde duyumsarsınız. Belki de bu yüzden, onun dizelerinde sesin disipliniyle kalbin özgürlüğü iç içe geçiyor diyebiliriz. Okurunu bir duyguya teslim eder, ama yönlendirmez. Bu da onu, kendi kuşağının duru, dirençli şairlerinden biri yapmayı sürdürür.
“kaçak yolcularısınız sanki hayatın
beklediğiniz hep yanlış durak…”
Nilay Özer, Türkiye’de kadın şairler arasında cesaretiyle de öne çıkan bir isim. Kadın olmanın, anne olmanın, toplumun biçtiği rollerin içinde sıkışmadan; aksine oradan bir şiir dili, bir varoluş alanı yaratıyor kendine. Feminist duruşu, yalnızca düşünsel bir tavır değil, bir yaşam biçimidir onda.
Kadınların sesinin bastırıldığı bu coğrafyada, Nilay Özer o sesi büyüten, destekleyen, yücelten bir şairdir. Korkusuz, net, tavizsiz… Ama bunu bir öfke diliyle değil; bilgelikle, şiirle mümkün kılıyor. Toplumsal meselelere, kadın cinayetlerine, doğanın tahribine, emeğin sömürüsüne karşı daima tetikte bir vicdanla yazıyor, yaşatıyor ve yaşıyor. Şiirinde adaletin, direnişin, onurun sesini her zaman duyuluyor.
“beni dişi tavşan kalıbına dök usta
suskunum söyleyecek tek sözüm kalmadı…”
Bir kadın düşünün ki: Anne, eş, akademisyen, şair, çocuklar için yazan…
Ve bütün bunların yanında doğaya, yaşama, insanlığa karşı sorumluluğunun farkındalığıyla olumsuzluklaraitiraz eden, aktivist bir kalp. Nilay Özer bu çokluğun içindenbesleniyor.
Onu tanıdım, dinledim, izledim.Duruşunda, konuşmasında bir dinginlik, bakışlarında ise bir derinlik taşıyor.
“Bir an yarılması bu yıldırım yanılması
Yoksulluğun semiz bitleri çoğalırken
Gazla taranmış saçlarımdaki yangın ihtimali çekiyor seni…”
Adaletin, özgürlüğün, laikliğin, emeğin değerini bilen bir şair ve dünyanın dört bir yanında duyulacak bir sesi var. Şiirleri, hem ülkenin hem dünyanın yaralarına dokunuyor ama ağıt yakmadan; sezdiren, anlatan, umutla örülenşiiri, depremlere, sellere, yıkımlara dayanıklı bir şiir.
“kamyonlara yüklenmiş dağlar gibi zor
yol bu iki yanımdan akıp giden hüzünler…”
Son kitabı “Yüzü Kelebeklerle Örülü”, bir doğa güncesi gibi. Sayfalarını çevirdikçe ağaçların nefesini, bir çiçeğin sabrını duyuyoruz. Özellikle “Deniz Güncesi” şiirinde, bilgeliğin gösterişsiz bir kibarlıkla nasıl buluştuğunu hissettim. Kendine yeten, doğayla bitişik bir şiir dili kuruyor.
Hakikat bir yüzün dinginliğinde mi saklıdır?
Nilay Özer’in yüzüne baktığımda, işte o dinginliğin adının şiir olduğunu düşünürüm.
“Çok içtim sonra adımı orman koydum
Dönüp bakmadım çağıranlara
Dönüp bakmak ormanın işi değil
Dağ dağ
Göğgöğ sayıklamaktan
Yorgun düştüm dünyanın çukurlarında…”
Nilay Özer yalnızca bir şair değil; kadın olmanın dayatılan bütün ağırlığını, gururla ve cesaretle taşıyan bir sestir. Ve inanıyorum ki, birçoğumuz o sesin derinliğinde nefes almayı sürdüreceğiz.
Eser Ceran Erdi
*Bu yazı Hayal Dergisi Nisan-Mayıs-Haziran Sayı 97
Nilay Özer Dosyası Bölümünde yayımlanmıştır.
Yeni yorum ekle