Çözüm Kimin Geleceği İçin?

Felsefe

Çözüm Kimin Geleceği İçin?

Terör, barış, siyaset ve toplumsal hafıza üzerine

Türkiye’de terör meselesi ne zaman “çözüm” kelimesiyle yan yana gelse, siyasetin dili bir anda felsefenin en eski sorularından birine yaklaşır: Barış nedir?

Çünkü barış, yalnızca silahların susması değildir. Silahların susması elbette değerlidir; ancak sessizlik ile barış aynı şey değildir. Bir toplumun hafızasında korku, acı, adaletsizlik ve kayıplar yaşamaya devam ediyorsa, susan silahların ardından ortaya çıkan sessizliğe hemen “barış” adını vermek, kavramı gerçeğin önüne geçirmek olur.

Üstelik bu meseleye yalnızca siyasi takvim üzerinden bakmak, ahlaki bir sorunu siyasi bir yatırım aracına dönüştürme tehlikesini taşır.

Çünkü insanın aklına ister istemez şu soru gelir:

Bir çözüm gerçekten toplum için mi hazırlanıyor, yoksa siyasetin geleceği için mi?

Eğer bir süreç, ülkenin yarınını güvence altına almak yerine aktörlerin yarınını güvence altına alıyorsa, ortada çözülmesi gereken yalnızca bir terör sorunu değil, aynı zamanda ciddi bir siyaset anlayışı sorunu vardır.

Siyasetçinin geleceği vardır; fakat şehidin geri dönüşü yoktur.

Bu cümle serttir ama meselenin ahlaki ağırlığını tam da burada aramak gerekir. Terörün bedelini soyut rakamlar değil, isimleri, aileleri, hayatları olan insanlar ödemiştir. Şehitlerin ardından kalan aileler ve gazilerin taşıdığı fiziksel ve ruhsal yaralar, toplumun hafızasında kolayca “geçmişte kaldı” denilecek ayrıntılar değildir.

Bir siyasi projenin başarısı, şehitlerin hatırasını susturabildiği ölçüde değil; onların fedakârlığını  yeni  acıların önüne  geçirebildiği ölçüde anlamlı olabilir.

Burada felsefenin bize hatırlattığı önemli bir ayrım vardır: Sonuç ile amaç aynı şey değildir.

Barış iyi bir sonuçtur. Fakat iyi bir sonuca ulaşmak için her yöntemin meşru olduğunu düşünmek, ahlakı sonuçların emrine vermektir. Oysa Kant’ın temel ahlak düşüncesi bize insanın hiçbir zaman yalnızca bir araç olarak görülemeyeceğini hatırlatır.

Şehidi siyasi bir anlatının malzemesine, gaziyi bir istatistiğe, acıyı ise seçim dönemlerinde hatırlanan bir propaganda cümlesine dönüştürmek bu açıdan yalnızca siyasi değil, ahlaki bir problemdir.

Ve ironinin en keskin tarafı da burada ortaya çıkar:

Dün “asla konuşulmaz” denilen mesele, bugün “tarihi fırsat” olabilir. Yarın ise aynı mesele, siyasi konjonktür değiştiğinde hiç yaşanmamış gibi anlatılabilir.

Sanki toplumun hafızası dört yılda bir yenilenen bir takvimmiş gibi…

Oysa hafıza sandık sonuçlarına göre çalışmaz.

Şehit ailelerinin acısı seçim takvimine uymaz.

Gazinin yarası siyasi konjonktürü beklemez.

Toplumun güven duygusu da bir basın toplantısıyla yeniden kurulmaz.

Elbette terörün sona ermesi, silahların susması ve insanların ölmemesi herkesin arzulaması gereken bir sonuçtur. Fakat buna ulaşmanın yolu, toplumsal hafızayı küçümsemekten veya yaşanmış acıları “yeni dönem” adına görünmez kılmaktan geçemez.

Gerçek çözüm; adalet, hukuk, güvenlik, demokrasi ve toplumsal hafızayı aynı denklemde tutabilme becerisidir.

Aksi halde “çözüm” kelimesi, çözülmesi gereken sorundan daha büyük hale gelir.

Belki de bugün sormamız gereken soru “Bu süreç kimin işine yarayacak?” değil, daha temel bir sorudur:

Bu süreç sonunda nasıl bir ülke bırakacağız?

Çünkü eğer mesele yalnızca siyasi geleceği kurtarmaksa, buna çözüm demek yerine daha dürüst bir isim bulmak gerekir.

Mesela “gelecek yatırımı” denebilir.

Ama o zaman da insanın aklına şu rahatsız edici soru gelir:

Kimin geleceği?

Siyasetçinin mi?

Toplumun mu?

Çocuklarımızın mı?

Yoksa geçmişte bu ülke için bedel ödemiş insanların hatırasının da içinde olduğu ortak bir geleceğin mi?

Gerçek barış, geçmişi unutturmak değil; geçmişin acısından geleceğe bir ahlak üretmektir.

Çünkü bir ülke, yalnızca çatışmanın bitmesiyle değil, adaletin hatırlanmasıyla da iyileşir.

Ve belki de bu yüzden, Albert Camus’nün şu sözü bugün hâlâ kulağımızda çınlamalıdır:

“Barış, yalnızca savaşın olmaması değil; adaletin varlığıdır.”

Türkiye’nin ihtiyacı olan da yalnızca susan silahlar değil; siyasi hesapların üzerinde duran bir adalet duygusudur.

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.