Sifonların Kötü Senfonisi: Ortadoğu’da Savaş Ve Tuvalet Kültürü

Edebiyat

 

 

 .

Tanıtım Resmi ve Yazısı: ABD'nin altın kaplama kibrinden, İsrail'in sensörlü güvenlik aklına, İran'ın geleneksel ibriğinden, Ortadoğu'nun alaturka tuvalet kültürüne kadar bir devletin kendi atığıyla ve temizliğiyle kurduğu ilişki, aslında tüm dünyayla kurduğu siyasi ve kültürel ilişkinin ta kendisidir.

 

Sifonların Kötü Senfonisi:

Ortadoğu’da Savaş Ve Tuvalet Kültürü

Biz Türkler, Batı’nın seramik klozetini alıp ucuna o mucizevi “taharet musluğunu" takarak, Doğu ile Batı arasındaki devasa medeniyetler çatışmasınıtek bir vana ile çözmüş,büyük kültürel bir devrim gerçekleştirebilmiş yüce bir milletiz! Ortalama bir Türk vatandaşı için yurtdışı seyahatinin en büyük travması Eyfel Kulesi'ne çıkamamak, British Museum’a, Puşkin veya Metropolitan Müzesi’ne… girememek değil; Paris’te, Londra’da, Moskova… ya da Washington'da o taharet musluğunu bulamayıp tuvalete elinde yarım litrelik pet şişeyle girerek hayatta kalma mücadelesi vermektir. Bizler, Batı'nın kuru kibriyle Doğu'nun ıslakarınmışlığı arasında mükemmel bir sentez kurarak tüm sorunlara kökten çözüm üretebildik.Ancak güneydoğumuza, Ortadoğu'ya ve batıya,okyanus ötesine baktığımızda durum hiç de bizim gibi sentezci ve barışçıl görünmemektedir.

Ortadoğu'daki savaşları, petrol kuyularını veya uranyum tesislerini analiz ederek anlayamazsınız. Gerçek jeopolitik, tuvaletlerde başlar. Düşünür Laporte’un dediği gibi; "Devlet, dışkıyı evcilleştirdiği ölçüde devlettir." Öyleyse gelin birlikte, dünyayı koskoca bir kanalizasyona çeviren ve tüm sorunları ellerine yüzlerine bulaştıran çeşitli devletlerinaşıladıkları tuvalet kültürleri ve liderlerinin çocukluktan kalma anal dönem travmaları üzerinden bu “Büyük Sifon Senfonisi”ni inceleyelim.

Liderler, Tuvaletler ve Anal Dönem Travmaları

Psikanalizin babası Freud’a göre, bebeklikteki anal dönem, dünyayla kurduğumuz iktidar ilişkisinin temelidir. Dışkısını tutan, ondan iğrenen veya onunla inatlaşan insan, gelecekteki siyasi vizyonunu da klozete yansıtır. Trump, Netanyahu ve Pezeşkiyan üçgeninde deanal dönem travmaları belirleyici görünmektedir:

1. Donald Trump ve Amerikan Emperyalizminin Kapitalist Kabızlığı

ABD’nin tuvalet kültürü tamamen görmezden gelme üzerine kuruludur. İçi ağzına kadar su dolu Amerikan klozetleri, dışkının düştüğü an "şılop" sesiyle görünmez olmasını hedefler.

Donald Trump’ın altın kaplama klozetleri ve "sifonlar çalışmıyor, sifonlara bir kere yerine 10-15 kere basmak zorunda kalıyoruz!" isyanı, Amerikan sağının kolektif anal travmasının zirvesidir. Amerikan emperyalizmi tam olarak budur: Kendi pisliğini örtbas etmek için 10-15 kat fazla enerji (ve bomba) harcamak! Dünyanın her yerine "demokrasi” ihraç etmekle övünen bu emperyalistler, iş tuvalete gelince, pandemi döneminde olduğu gibi üç rulo tuvalet kağıdı için markette birbirini bıçaklayan bir vizyonsuzluk örneği sergilemektedirler.

Trump altın klozette ihtiyacını giderirken bile kazanan olmak zorundadır. Onun için atılması gereken dışkı; derin devlet, yalan medya, Epstein dosyaları, gümrüksüz Çin malları… veya sınırı izinsiz geçen Meksikalı göçmenlerdir. Tuvalet ihtiyacını giderirken kendini tapınaktaki tefecileri kovan Hz.İsa gibi hisseder. Tuvalet kağıdıyla yaptığı kuru temizliğe güvenir, çünkü o zaten "Tanrı'nın seçtiği adam, Büyük Kurtarıcı, Mesih" olarak adeta ruhsal bir dezenfektanla kaplıdır.

2. Binyamin Netanyahu ve Siyonizmin Sensörlü Anal Travması

Netanyahu’nun temsil ettiği Siyonist güvenlik aklı, tuvaleti adeta "Demir Kubbe" ile korunan bir sterilizasyon odası olarak görür. İsrail’de modern tesisat ile Yahudi şeriatı birleşmiştir. Şabat günleri çalışmayan sensörlü pisuvarlar, Asher Yatzar (tuvalet sonrası şükür duası) ile harmanlanır.

Bibi’nin anal dönem travması, etrafının "kirli" düşmanlarla çevrili olmasıdır. Tevrat der ki: "Dışarıda ihtiyacını giderince bir çukur kaz ve ört." Netanyahu, Hz.Süleyman’ın tahtına oturur gibi Kudüs'teki akıllı klozetine her oturduğunda, o çukuru Gazze'ye veya Lübnan'a kazdığını hayal eden bir antik dönemlerin kral-komutanı gibidir. Siyonist emperyalizmin tuvalet versiyonu şudur: Kendi pisliğini komşunun toprağına atıp, sonra da "burası zaten vadedilmiş topraklardı, üstelik foseptik tapusu da bizde!" diyerek orayı ilhak etmek. İsrail için tuvalet, ötekini ritüel olarak kirli (birer pislik, mikrop) ilan edip sınırları mikroplardan, pislikten arındırma operasyonudur.

3. Mesud Pezeşkiyan ve İran Emperyalizminin Çömelme Direnişi

İran tarafına geçtiğimizde Pezeşkiyan'ın şahsında devrimci bir boşaltım politikası görürüz. İran rejimine göre Batılı klozet, devrimi içten çürüten sömürgeci bir Truva Atıdır. Onların silahı sadece Şahap füzeleri, Şahid dronları değil, aynı zamanda alaturka bir tuvalette hazır ve nazır bulundurulangenellikle plastikten yapılmışbir su ibriğidir (aftabeh).

İran liderinin anal travması dışa dönüktür. Pezeşkiyan tuvalete girdiğinde pusulayla Kıble'den 90 derece sapar ve alaturka tuvalete çömelir. Bu çömelme, Batı'nın klozette kibirle tahtta oturur gibi kasılmasına karşı atılmış ideolojik bir tokattır. İran emperyalizmi, bütün Ortadoğu'ya "Şii Hilali" şeklinde devasa bir kanalizasyon hattı döşeme hayalidir. Hatta İran’ın o çok korkulan uranyumu zenginleştirme çabası, sırf ibriklerin suyunu daha rahat ısıtmak için olabilir. Pezeşkiyan için Amerikan tuvalet kağıdı yalandır; ibrikten akan o ilahi su ise Batılı-Siyonist mikropları yıkayıp atan mutlak hakikattir.

Filozofların Gözünden Dışkı ve Savaş

Filozof Slavoj Žižek, ülkelerin tuvalet tasarımlarının ideolojilerini yansıttığını söyler. İsrail tuvaleti akıllı ve sensörlüdür, her şeyi kontrol etmek ister. İran tuvaleti alaturkadır, her şeyi toprağa iade eder. İkisi de birbirinin alışkanlığından iğrenir. Savaş da tam olarak budur: "Benim temizliğim seninkini döver" kavgası. Düşmanı insan değil de mikrop, lağım faresi veya temizlenmesi gereken bir pislik olarak görürseniz, sağı solu bombalamak çok kolaylaşır.

Şairlerin Pisliğimize Bakışı

Madem mesele bu kadar insani, şiirsiz olmaz. Şairler kendi ülkelerinintuvalet alışkanlıklarına, kanalizasyonlarına nasıl şiirsel kılıflar uydurmuşlar bir bakalım:

ABD'li Charles Bukowski, Amerikan kabızlığını yüze vurur: "Tuvalet, modern insanın son sığınağıdır. Oraya oturduğunuzda dışarıdaki sahte gülüşler ve kapitalist yalanlar biter."

(ABD’nin dünyanın merkezindeymişcesine, tüm dünyaya yön verme çabasını anlamak için Trump'ın o altın klozette hissettiği derin yalnızlığı, tuvalet terbiyesi sırasında kendisine yaşatılan çocukluk travmalarını bir hayal edin.)

İranlı Sohrab Sepehri suyu kutsar: "Suyu bulandırmayalım; aşağıda ormanda bir güvercin su içiyor olabilir." (İran teolojisinde su o kadar yücedir ki, radyasyonlu uranyumu, İran’ın kanlı tarihini bile temizler. Kuşaklar, kutsal ülküler için feda edilebilir.)

İsrailli Yehuda Amichai,bitmeyen savaşlarını özetler: "Kudüs'te bir adam bakkaldan bir şey alır, dönerken iki antik dinin arasından geçer." (Her Kudüslü için alınano yiyecek sindirildikten sonra hangi dinin kanalizasyonundan akacağı ve nerelere akıtılacağı içinden çıkılmaz devasa bir sorun olur.)

Ve Türkiye'den Orhan Veli, biz Türklerinhiçbir iktidarın ortadan kaldıramadığı inanılmaz vurdumduymazlığımızı dünya aleme şöyle anlatır: "Neler yapmadık şu vatan için! Kimimiz öldük, kimimiz nutuk söyledik." (Biz de ekleyelim: Kimimiz de Batı’ya-Avrupa'ya gidince pet şişeyle taharetlendik, Ortadoğu’ya gittikçe de “bundan daha iyisi de mümkün” dedik!)

Sonuç: Büyük Sifonu Kim Çekecek?

Ortadoğu’da jeopolitik kararların oval ofislerde ya da devasa masalarda alındığını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. İktidarın ve narsisizmin asıl mayalandığı, seslendirildiği, ete kemiğe büründürüldüğü yer; liderlerin pantolonlarını diz kapaklarına kadar indirip kendi fanilikleriyle baş başa kaldıkları o fayans kaplı mabetlerdir.

ABD, İsrail ve İran üçgenindeki gerilim, devasa bir hijyenik insanlıktan çıkarma operasyonudur. Biri yüksek teknolojisine güvenir, diğeri altın kaplama sifon koluna, öteki ise plastik su ibriğine. Ancak doğa yasası çok acımasızdır: İster ABD’li bir emperyalist ol ister fanatik siyonist ister şeriatçı-İslamcı... Kapalı kapılar ardında pantolon indiğinde, herkes her memeli canlıda bulunan aynı anal anatomiye teslim olur.

Biz Türkler isebu manzarayı o meşhur alaycı gülümsememizle izleriz. En rahat ettiğimiz tuvaletlerimizi birer savaş arenasına dönüştürmeyiz. Ne Netanyahu gibi sensörlü paranoyalara ihtiyacımız var, ne Trump gibi 10-15 kez sifon çekme krizlerine, ne de Pezeşkiyan gibi baş-bacak ağrıtan ideolojik çömelmelere. Biz kendi tahtımıza kuruluruz, işimiz bitince de o vanayı açıp arınır, sonunda gerekirse sifon koluna asılırız.

Belki de koca bir foseptiğe dönüşen Ortadoğu'ya kalıcı barış diplomatik masalarda değil; Türk mühendislerin bölgeye ihraç edeceği "Taharet Musluklu Klozet" projesiyle gelecektir. Çünkü “birbirinin dışkısından iğrenenler, asla aynı masada ekmek bölemezler”. Ve unutmayın isterbir peygamberle ister antik kralla özdeşim kurun bu durum değişmeyecektir. Tuvaletten çıktığınızda paçanızdan akan bir damla, sizi diğer tüm fani ölümlülerle eşitleyecek, bütün o füzeleri, emperyalist ülkülerinizi ve ideolojilerinizi yerle bir etmeye yetecektir!

.

 

Şekil  SEQ Şekil \* ARABIC 1. ABD'nin ve Trump'ın altın kaplama kibir anıtı. Kaynak: bet noire/gettyımages

.

 

Şekil  SEQ Şekil \* ARABIC 2. İsrail'deki sensörlü akıllı tuvaletler. Fotoğraf A.K.

.

 

Şekil  SEQ Şekil \* ARABIC 3. Aftabeh, 2600 yıllık İran ibriği

.

 

Şekil  SEQ Şekil \* ARABIC 4. Medeniyetler çatışması, İran'da Doğu ve Batı tuvaletleri yan yana. Kaynak:FooTToo/GetImages

İran'daki lüks restoranlarda, otellerde ve yeni yapılan modern binalarda "Gharbzadegi" (Batı zehirlenmesi) ile yerel şer'i taharet kültürünün o inanılmaz fiziksel çarpışmasına tam olarak bu tuvaletlerde şahit olursunuz.İran’da, bir İranlı veya o kültüre adapte olmuş bir yabancı böylesi bir tuvalete girdiğinde, sadece biyolojik bir karar vermez; adeta bir kültür, medeniyet seçimi yapar. Ya Batı'nın kibrine teslim olup klozete oturacak ya da ideolojik bir çömelme ile toprağa (alaturkaya) yönelecektir. Aradaki o taharet hortumu ise, her iki medeniyetin de günahlarını temizlemek için duvarda hazır kıta beklemektedir!Aynı kanalizasyona bağlanmış olan Batı'nın klozeti ile Doğu'nun alaturka taşı, ibriğiyle, taharet hortumuyla aynı yerde buluşturulmuş durumdadırlar. İranlılar, tuvalette bile artık Doğu ve Batı kültürleri arasında bir seçime zorlanmaktadır.

 .

 SHAPE  \* MERGEFORMAT

 

 

Şekil 6. İşte o meşhur Doğu-Batı sentezinin, yani diplomasimizin tuvalet formuna bürünmüş hali-1

Koyun yattığı yer kadar, yaptığı yerden de bellidir. Türkler, her şeyi, herkesi bir araya getirme becerisine sahiptir. Türklerin nizam-ı alem için yapmayacağı hiçbir şey yoktur.

.

 

Şekil 7. Diplomasimizin tuvalet formuna bürünmüş hali-2

Klozetin arka kısmından adeta bir denizaltı periskopu gibi sessizce uzanan o ince boru ve püskürtme, arındırma sistemi... Batılıların banyolarında ayrı bir mobilya (bide) olarak yer kaplayan bu sistemi, biz doğrudan operasyon merkezinin (klozetin) içine yerleştirerek büyük bir mühendislik ve jeopolitik zafer kazandığımızı tüm dünyaya göstermiş bulunuyoruz.

.

 

Şekil 8. Yeni Pax-Romana için yan yana, eşit olduğumuzun kabulüyle yeni latrinalarda barış görüşmeleri yürütülmeli.

Asıl olan “tuvalet diplomasisidir”. Belki de liderler yeni bir Pax-Romana inşası için modern latrinalarda bir araya gelerek önemli kararlar almalıdırlar.

 

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.