
Anlatamamanın Yazısı
14 Kasım, Orhan Veli’nin 75. ölüm yıldönümüne rastlamaktadır. Bu bağlamda, şairin “Anlatamıyorum” adlı şiiri, önceki yorum ve değerlendirmelerden ayrışan özgün bir bakış açısıyla ele alınmıştır. Bu yazımda, Jacques Derrida’nın yapıbozum (déconstruction) kuramı temel alınmış; ayrıca Edebiyat Edimleri adlı eserinden hareketle şiire ilişkin kapsamlı ve somut kuramsal bağlantılar kurulmuştur. Çözümlemede, şiirin sunduğu dilsel kriz, temsilin problematik doğası, öznenin belirsiz konumlanışı ve anlamın sürekli ertelenmesi gibi yapıbozumcu kavramlar ekseninde ayrıntılı bir değerlendirme söz konusudur.
Orhan Veli’nin “Anlatamıyorum” adlı şiiri, bireyin ifade yetersizliğini ve duyguların dil aracılığıyla aktarılmasındaki çıkmazları konu alır. Ancak bu şiir sadece bir iletişim sıkıntısını değil, Derrida’nın Edebiyat Edimleri (2010) eserinde vurguladığı gibi, dilin yapısal olarak anlamı tam taşıyamama hâlini ortaya koyar (s. vii–x, s. xxii, s. 304). Şiir, bir şey söylemek isterken sürekli “söyleyememe” hâliyle yapıbozumun kendisini içerir.
“Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.”
Bu dize, doğrudan Derrida’nın “kelime ile şey arasında bir boşluk vardır” düşüncesini yansıtır (Edebiyat Edimleri, s. xix). Şairin yaşadığı “derdi” ifade edecek kelimeler yoktur; çünkü kelimeler hiçbir zaman doğrudan gerçekliği göstermez, sadece başka kelimelere gönderme yapar. Bu, Derrida’nın différance kavramı uyarınca anlamın ertelenmesidir (s. vii): anlam tam orada değildir, hep bir adım ötede.
“Dokunabilir misiniz,
Göz yaşlarıma, ellerinizle?”
Bu dize, temsilin maddi gerçekliğe dönüşemeyeceğini göstermektedir. Derrida’ya göre yazı, bedensizdir; yani şiirdeki gözyaşı, okurun dokunamayacağı kadar uzaktadır çünkü temsildir. Burada “dokunmak” arzusu, yazının temsil edemediği şeyin – bedenin, hissin – tam merkezindedir (s. xviii). Şair, dokunmayı arzulasa da şiirin maddesi yalnızca dildir, “gözyaşı” sadece bir işarettir.
“Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;”
Bu soru, Derrida’nın ses-merkezcilik (logocentrism) eleştirisine doğrudan bağlanabilir. Batı metafiziğinde “ses”, hakikatin aracı olarak görülür. Ancak Derrida’ya göre yazı, sesi bastırmaz, aksine sesi ifşa ederken eksikliğini de gösterir (s. xxiii). Şiirde “ağlamak” gibi bedensel bir edimin “mısralar” (yani yazı) içinde duyulamayacağını söylemek, bu yapısal eksikliğe işaret eder: ses, artık metin içinde yoktur, sadece onun “iz”idir.
“Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.”
Bu kıta, şiirin ve söylemin merkezine yaklaşma arzusunun paradoksunu içerir. Derrida’nın “temsil edilemeyen merkez” kavramına paralel olarak, bu “yer” hem vardır hem de ulaşılamazdır. “Her şeyi söylemek mümkün” denir ama hemen ardından “anlatamıyorum” ifadesi gelir. Yani merkeze yaklaşılsa da, o merkez temsil edilemez çünkü tam anlam hep ertelenir (s. vii–viii).
Bu çelişki, Derrida’nın yapıbozumunun tam kalbinde yer alır: Şiir, kendini anlamaya ve anlatmaya çalışır ama bu çaba, onu daha da uzaklaştırır. Dil, hem ulaşmak istediği yere yaklaştırır hem de o yerin olmadığını ifşa eder.
Şiirde konuşan özne, belirgin bir kimlik sunmaz. Kime seslenildiği belirsizdir. Bu da Derrida’nın öznenin dilsel olarak kurulmuş bir kurgu olduğu düşüncesine paraleldir (s. xxii). “Ben” burada sabit bir merkez değil, duygular arasında salınan, diliyle var olmaya çalışan ama her defasında başarısız olan bir oluş halidir.
Şiir, anlamı aktaramamaktan yakınsa da, bu yakınma üzerinden bir anlam üretir. Derrida’nın gösterdiği gibi, anlatamama da bir anlatıdır; çünkü yazı, her zaman kendi eksikliğini de birlikte taşır (s. xxiv). “Anlatamıyorum” diyerek ifade edilemeyeni ifade eder: Bu da yapıbozumun metnin içinde işlediğini gösterir.
Sonuç olarak Orhan Veli’nin “Anlatamıyorum” adlı şiiri, yapıbozumcu bir bakışla yalnızca bir duygunun ifade edilememesini değil, dilin yapısal olarak bu ifadeyi her zaman biraz eksik taşıdığını gösterir. Kelimeler kifayetsizdir çünkü hiçbir zaman şeyin kendisine dokunamazlar. Yazı, duygunun temsili değildir; sadece izini sürer. Bu anlamda şiirin her kıtası, kendi anlamını sürekli olarak askıya alır ve yeniden erteler. Derrida’nın dediği gibi: “Yazı, ne söylediyse, onu daima bir kez daha söyler ama eksik.”
Faydalanılan kaynaklar:
Derrida, Jacques. Edebiyat Edimleri. Çev. Mukadder Erkan & Ali Utku. İstanbul: Otonom Yayıncılık, 2010.
Culler, Jonathan. Yapıbozum. Çev. Dilek Hattatoğlu. Ankara: Dost Kitabevi Yayınları, 2003.
Royle, Nicholas. Jacques Derrida. Çev. Sinan Kılıç. İstanbul: Encore Yayınları, 2015.
Kanık, Orhan Veli. “Anlatamıyorum.” (Şiir metni)
**
Yeni yorum ekle