Beşerden İnsana
Ahlak Hangi İnsan Tasavvuruna Dayanır?
Ramazan ayını geride bırakıp bayrama doğru ilerlerken şu soruyla baş başa kalıyoruz:
Bu ay bize ne kattı?
Yalnızca alışkanlıklarımız mı değişti, yoksa insanlığımızda bir derinleşme oldu mu?
Çünkü Ramazan, yalnızca açlık ve sabırla ilgili değildir. Oruç, insanın beşerliğini fark ettiği; bayram ise insanlığa doğru bir yönelişi simgeler. Bu yüzden ahlak meselesini, tam da bu eşikte yeniden düşünmek gerekir.
Beşer–İnsan Ayrımı Nereden Gelir?
“Beşer” ve “insan” ayrımı, basit bir kelime oyunu değildir. Bu ayrım, özellikle Türk-İslam düşüncesinde ve tasavvufî gelenekte derin bir arka plana sahiptir. Burada söz konusu olan şey, iki ayrı varlık değil; aynı varlığın iki farklı düzeyidir.
Beşer, insanın maddî, tabiî, biyolojik yönünü ifade eder. Yiyen, içen, korkan, arzulayan, öfkelenen yanımızdır. Beşerlik, inkâr edilecek bir hâl değil; aşılması gereken bir başlangıçtır.
İnsan ise bu beşerî zeminin üzerinde yükselen ahlaki ve manevî imkândır. İrade, sorumluluk ve değer bilinci burada ortaya çıkar. Tasavvufî dilde söylersek:
Beşer, sûrettir;
insan, sîrettir.
Beşer, maddeye yakındır;
insan, mânâya.
Ahlak, tam bu geçiş noktasında anlam kazanır.
Ahlak Beşerde Başlar, İnsanda Kurulur
Türk-İslam düşüncesinde ahlak, beşerî yönün inkârı üzerine kurulmaz. Açlığı yok sayarak, öfkeyi bastırarak, arzuyu kökten silerek ahlak inşa edilmez. Aksine ahlak, bu beşerî hâllerin terbiye edilmesiyle mümkündür.
Beşer açtır; ama insan açken adaletsizlik yapmaz.
Beşer öfkelenir; ama insan öfkesini ölçüyle tutar.
Beşer ister; ama insan haddini bilir.
Bu yüzden ahlak, doğal hâllerin bastırılması değil; insanlıkla dengelenmesidir.
Modern Kriz: Beşerde Takılı Kalmak
Bugün yaşadığımız ahlaki krizin önemli bir yönü burada yatıyor. Modern insan, beşerî ihtiyaçlarını mutlaklaştırırken; insan olmanın gerektirdiği sorumluluğu geri plana itiyor. Ahlak, “koşullara göre değişen” bir tercihe indirgeniyor.
Bu yaklaşım ilk bakışta özgürlük gibi sunuluyor; ama gerçekte insanı zayıflatıyor. Çünkü beşer, çıkarına göre yön değiştirir. Güç, korku ve menfaat devreye girdiğinde, ahlaki tutarlılık kolayca dağılır.
Türk-İslam düşüncesi bu noktada nettir:
Ahlak, beşerin taleplerine teslim edilirse, ahlak olmaktan çıkar.
Gençlerin Meselesi: Ahlak mı, Baskı mı?
Bugün gençler arasında dinden uzaklaşmayı konuşurken, çoğu zaman ibadetlerin azalmasına odaklanıyoruz. Oysa daha derin bir problem var: Gençler, dinde çoğu zaman insanı yücelten bir ahlak dili değil; beşeri bastıran ama dönüştürmeyen bir söylemle karşılaşıyor.
İnsan, yalnızca yasaklanan bir varlık olarak sunulduğunda;
ahlak, korkuyla ayakta tutulmaya çalışıldığında;
din, insanı inşa eden değil, denetleyen bir yapı gibi algılandığında;
kopuş kaçınılmaz hâle geliyor.
Sorun, insanı fazla merkeze almak değil;
onu insan olarak merkeze alamamaktır.
Bayram: Beşerden İnsana Bir İşaret
Ramazan Bayramı, sadece orucun bitişi değildir. Bayram, beşerî sınırların fark edilmesinden sonra, insanî bir ufka yönelmenin sembolüdür. Affın, paylaşmanın ve sevinmenin öne çıkması tesadüf değildir.
Bayram, şunu hatırlatır:
Ahlak, sürekli bir başarı değil; sürekli bir yöneliştir.
İnsan, her zaman düşebilir; ama yönünü kaybetmemelidir.
Bu yazı dizisinde adım adım şunu görüyoruz:
Ahlak, davranıştan önce insan tasavvuruna dayanır.
İnsan tasavvuru beşerde kilitlenirse, ahlak çöker.
Din ve hukuk, bu zeminden koparıldığında; insan, mânâdan mahrum kalır.
Bir sonraki yazıda şu sorunun izini süreceğiz:
İrade, hürriyet ve sorumluluk olmadan ahlak mümkün mü?
Çünkü ahlak, ancak beşerliğini inkâr etmeyen ama insan olmaya talip olan bir varlıkta anlam kazanır.
Selam ile
S. DÖNMEZ
Yeni yorum ekle