Türk-İslam Düşüncesi: Gönülden Akla, Akıldan Hakikate
Bugün bir köşe yazısı yazacaksak, onu sadece kelimelerle değil, bir hissiyatla, bir idrakle, bir gönül diliyle yazmak gerekir. Çünkü mesele Türk-İslam felsefesi olunca, işin içine sadece akıl değil, gönül de girer. Mevlana’nın “Vehim alemleri yakan Firavunun'dur; akıl, canları parlatan Musa'nındır” sözüyle başlayalım. Bu söz, sadece bir karşılaştırma değil; bir yön tayini, bir istikamet önerisidir. Akıl, burada sadece düşünme değil; aydınlatma, diriltme, can verme işleviyle karşımızda durur.
Akıl ve Nakil: Birbirine Zıt Değil, Birbirini Tamamlayan
İslam düşüncesi, Batı felsefesiyle kıyaslandığında çok daha zengin bir yapıya sahiptir. Ancak bu zenginlik, sadece bilgiyle değil; bilgelikle, hikmetle, gönülle anlaşılır. Bugün akılcı-nakilci ve nakilci-akılcı diye ayrımlar yapılıyor. Oysa bu ayrımlar, bizi hakikate değil, çatışmaya götürüyor. Akıl ve nakil, birbirine rakip değil; birbirini tamamlayan iki kudrettir. Tıpkı göz ve kulak gibi. Biri görür, diğeri duyar; ama hakikati birlikte kavrarlar.
Kelam ve felsefe, İslam düşüncesinin iki temel sütunudur. Kelam, nakli merkeze alarak aklı işler; felsefe ise aklı merkeze alarak hakikati arar. Ancak her iki alan da zaman zaman dogmalara saplanabilir. Eşari mantık, özellikle mucizeler gibi metafizik meselelerde tökezleyebilir. Kuantum fiziği gibi modern bilimsel gelişmeler, geçmişte “anlaşılamaz” denilen olaylara yeni açıklamalar getirmektedir. Bu da bize, akıl ve naklin birlikte yürütülmesi gerektiğini bir kez daha hatırlatır.
Eğitim, Tartışma ve Düşünme Kültürü Üzerine
Bugün bilgiye erişim kolaylaştı ama bilgiyi işleyip sunma becerimiz zayıfladı. Tartışma kültürümüz yok denecek kadar az. İlahiyat ve felsefe bölümleri arasındaki kopukluk, bu zayıflığın en bariz göstergesi. Üstelik eğitim sistemimiz, düşünmeyi değil ezberlemeyi teşvik ediyor. Bu da Türk aklının körelmesine neden oluyor. Düşünmekten istifa etmiş bir toplum haline geldik. Tartışmalarımız sonuç vermiyor çünkü tartışmayı bir hakikat arayışı değil, bir galip gelme mücadelesi olarak görüyoruz.
Logos ve Nous: Dıştan İçe mi, İçten Dışa mı?
Antik Yunan’da logos ve nous kavramları üzerinden yapılan tartışmalar, bugün hâlâ geçerliliğini koruyor. Logos, dıştan içe; nous ise içten dışa hareket eden bir anlayıştır. Logos, sayıp dökerek, hesaplayarak, dışarıdan gelen verilerle hakikate ulaşmaya çalışır. Nous ise sezgiyle kavranan, derinlikli bir idraktir. Türk düşüncesi, özellikle tasavvuf geleneğiyle nousu merkeze almıştır. Bu yönüyle Batı felsefesinden ayrılır. Batı, logosu hakikatin kendisi olarak görürken; bizde hakikatin mahalli gönüldür.
Nasrettin Hoca: Türk Aklının Gülümseyen Yüzü
Nasrettin Hoca fıkraları, Türk aklının en özgün örneklerindendir. Göle maya çalmak, leyleğe şekil vermek, ördekten çorba yapmak gibi hikâyeler, sadece mizah değil; derin felsefi anlamlar taşır. Hoca'nın ters binmesi, meselelere farklı açılardan bakmamız gerektiğini öğretir. Bu fıkralar, birlik ve birliktelik kavramlarını sorgulatır. Birlik, içten dışa kurulan bir yapıdır; birliktelik ise dıştan içe. Hoca'nın fıkralarında hep içe dönük bir arayış vardır. Dışarıdan geleni değil, içeride olanı merkeze alır.
Kutadgu Bilig: İçin Dışa Taşması
Türk düşüncesinin bir diğer önemli kaynağı Yusuf Has Hâcib’in Kutadgu Bilig’idir. Bu eser, sadece bir siyasetname değil; Türk-İslam düşüncesinin temel taşlarından biridir. Ancak ne yazık ki, tıpkı duvara asılıp hiç açılmayan Kur’an gibi, bu eser de sadece muhafaza edilmekte, okunmamakta ve anlaşılmamaktadır. Kutadgu Bilig’de mecazi bir dil tercih edilmiştir. İç henüz hakkıyla dışarılaştırılamamıştır. Dışarıya taşacaksa, iç merkeze alınarak taşmalıdır.
Türk Kavramı: Söz mü, Kavram mı?
Türk kelimesinin anlamı üzerine yapılan tartışmalar, kavramın derinliğini gösterir. Güç, erk, kemale erme gibi anlamlar yüklenmiştir. Tarih sahnesinde Türklerin rolü büyüktür; ancak tarih yazıcılığı konusunda eksiklerimiz var. Arkeolojik çalışmalar desteklenmeli, tarih kitapları revize edilmelidir. Türk felsefesi inşa edilmeden, Türk-İslam düşüncesi tam anlamıyla anlaşılmaz. Türk kelimesi bir söz müdür, bir kavram mı? Kavram, sınır çizer; söz, çağrışım yapar. Bu ayrımı yapmadan düşünce inşa edilemez.
Tarih ve İnşa: Geçmişten Geleceğe
Tarih yapmak ve tarih yazmak bir millet için elzemdir. Tarih sahnesinde biz Türklerin yerinin pek mühim olduğu inkar edilemez bir hakikattir. Ancak tarih yazıcılığı konusunda maalesef yeterince muvaffak olamadık. İslamiyet'ten öncesine dair Türk hakkında günümüze ulaşan kaynaklar sınırlıdır ve genellikle Batı yahut Çin kaynaklarına başvuruyoruz. Arkeolojik çalışmalar da bir hayli geridir. Bu eksiklik, düşünce inşasını da sekteye uğratıyor.
Gönül, Dil ve Hakikat
Dil, düşüncenin evidir. Gönül, hakikatin mahallidir. Hakikat, gönülde tecelli eder; dil aracılığıyla dışa taşar. Hak ve hakikat arasındaki ilişki, fenomen ve numen ayrımıyla açıklanabilir. Hakikat tümeldir, hak tikeldir. Her hakta bir hakikat vardır. Her hakikat da hakkın tezahürüdür. Kut, içten dışa ve dıştan içe olma üzere diyalektik olarak ele alınmalıdır. Yoksa hak ve hakikat arasında ikilik meydana gelir.
Son Söz: Pergel Metaforu
Mevlana’nın pergel metaforuyla bitirelim: Bir ayağımızı Türklüğe sabitleyip, diğer ayağımızla evreni dolaşmak... İşte bu, hem köklerimize sadık kalmak hem de evrensel düşünceye açık olmak demektir. Türk-İslam düşüncesi, sadece bir bilgi sistemi değil; bir gönül sistemi, bir hikmet arayışıdır. Bu arayışta akıl da vardır, sezgi de; tarih de vardır, felsefe de; Nasrettin Hoca da vardır, Yusuf Has Hâcib de. Yeter ki biz, içi merkeze alarak dışı kurmayı başaralım.
Selam ile
Süleyman DÖNMEZ
Yorum
Türk ve İslam kavramları
Süleyman Hocam çok güzel yazmışsınız ama en son başlıkta sabit noktanın Türk mü İslam mı olduğu izaha muhtaç. Niçin pergelin dolaşan kısmı Türk değil? Ben aksine sabit noktanın İslam pergel'in daire çizen kısmının Türk olmasının daha doğru olacağını düşünüyorum. Bunlardan din'i değişmeyen inanç olarak görürsek bunun icrası ya da gereğini yapma tarzı veya töresi dış çemberi sınırlayan olmaz mı? Hürmetlerimle.
Yorum yanıt
Mehmet Hocam, ben Türk ile İslam arasına mesafe koymuyorum. Dediğiniz gibi Türk tezahür olarak alınırsa öz İslam olur. Özü sözü bir olma denebilir Türk- İslam ikilemesine.
Yeni yorum ekle