Yenilen Ya Da Yenilenen

Deneme

Yenilen Ya Da Yenilenen

Arzularımız, yanılgılarımız olabilir bazen. Çok istemekle gerçekten istemenin arasına yakıştırılmamış bir sonuç sızabilir. O an olduramadığımızın ne olduğuna odaklanmaktan, eylemin kaç çeşidi varsa kiracısına dönüşürüz. Düşünmek, izlemek, yenilmek... Yenilmek, en çok uyanama en yakışmayan gibi gelir. Kurduğumuz düşlerin, verdiğimiz emeklerin yüzü kara çıkmışçasına çekiliriz kabuğumuza.
Sessizlik anlarında sorgulamalar bitmez. İçsel mahkemede davalı da, davacı da, yargıç da muhatapsız kalır. Kendimizi hiç benimseyemeyeceğimizi hissettiğimiz bir denklemin ortasında, bilinmeyenlerimizle kalakalmış buluruz. Rüzgârın estiği yön, filizin serpildiği gök, güneşin kaybolduğu ufuk çizgisi bile bizden yana değilmiş gibi gelir. Olmamıştır çünkü çok istenen, gelmemiştir gelmesi beklenen ve söylenmemiştir söylenmesi gereken. Zaman cesurca akmış ancak şartlar, belki de biz zayıf kalmışızdır. Yerine oturmasını beklediğimiz parçaları kendi elimizle kaydırmışızdır hatta.
Düşlerken düşebilmeyi göze almadıysak ya? Düşlemek nedir? Gerekli gördüğümüzün gerek duyduğumuz zamanda gerçekleşmemesi bile esas zamanlama olabilir bir düş sürerken. Sorular, cevaplardan böyle geçer ancak. Boşluklar, uyanışımızla dolar. Kimi zaman da boşluğun boş kalışıdır anlamı çoğaltan. Çaba göstermek, kalpten istemek, olacak diye her gün aynı rüyayı görmek; bir başka hikâyenin mayalanma süreci de sayılabilir. Yaşarken öyle gelmez yine de. Suni bir pozitiflik, gerçek bir düşün kırıklarını bastırmaya elbette yetmez. Dönüşüm, içselleştirilmedikçe nasihat ipi hiçbir kuyuya el vermez. Tam da o an devayı içinden çıkarabilir insan.
Korunmanın yalnız istenmeyenlerin değil, isteklerin de olmamasıyla sağlanabileceğini anlamak, olgunluk merdiveninde önemli bir basamaktır. Bu noktada zararlı bir iyimserliktense bilinçli bir kabulleniş, belki de en sağlamıdır zira olmayan, bazen biriken bazen de gerçekten olmaması gerekendir. Birikmekteysek aşmamız ve anlamamız gereken daha çok mesele var demektir. Yeterince esnememiş, yeterince bükülmemişizdir hayatta. Çiğ bir hamurdan kısa sürede sıcak somunlar beklemek gibi lezzetsiz ve zararlı bir girişimdir el attığımız. Olmaması gerekenin peşinde dolanıyorsak da onun da farkına varacağımız an gelmemiştir. Zaman geçtikçe daha iyisini görmek, bazen de kötünün kötüsünü görmek suretiyle cevaplanırız.
‘’Yenilgi’’ sözcüğü; yapışkan, uyumsuz, huzursuz bir sözcük olarak boğaza yapışır başta. Hiçbir sağduyu yetmez yürekten istenen ve yolunda emek verilenin yasını yok saymaya. Zaten yok sayılan her yas, gelecek mutluluğun kuyusunu kazar sonunda. Tüm duygu nöbetlerinin hakkını ayırt etmeksizin vermek gerekir bu yüzden. Ardından dağılanı toplamaya, kırılanı tamir etmeye hâl bulabilmek için. Mağlubiyetin de, zaferlerin de bir ömrü olduğunu anlamak için. Böyle böyle gelişir ve çoğalmanın formülünü bulabilir kişi. Eksildiğini hissettiği yerin yeni düşler inşa etmek üzere açılmış bir alan olduğunu fark ettiğinde.
Mücadelenin kıymetini ancak yola çıkanlar bilebilir. Pencereden izlemekle yetinmez onlar ihtimaller oradan oraya dalgalansa bile. Durgun yerin düşsel alanı sınırlıdır çünkü. Ekmeye tohum çoksa da buluşturacak toprak sunmaz o sakinlik. Tutunulan umut; en önce eriyip gidecek olsun, denemenin coşkusu sığmaz yine de perdenin ardına. Baştan sona yenik bir sürecin sonu, sürecin ta kendisiyle kazanç olur şartlar zarara uğrasa da. Her durumda korkaklıktan yücedir açıklığın getireceği risk. Güvenli limanlarda ninni besteleyenler kavrayamaz bunu.
Neyi istemediğini bilmemek, neyi istediğini bilmemekten beterdir hayatta. Çünkü geniş bir mideyle her şeye razı gelip hazzın sınırlarında dolaşırken ayırt etmeden davranmak, ruha eziyettir. Sonucu erken görecek kadar şans yoksa koca bir ömür, anlamsızlık içinde eriyebilir ya da o koca ömür, küçücük kalabilir duygunun karşısında. Bu yüzden değerli ve çabaya göre bir yol bulduğunda güzergâh değişmemelidir insan. Bir daha o yol ayrımında göremeyebilir kendini. Yol dönse de zaman dönmeyebilir geri. İyi gelen, kalbe değen ve kabuğu titreten şeyler için mücadele, boynun borcudur. Sonucu hiçbir zaman sevindirmese bile... An gelir, kutu açılır. Tılsım, uzanıp paylaşır gerçeği. Layık olan, layık olduğuyla buluşmayı bekler. Mücadelenin ayak sesi kalıcıdır zafer naralarından.

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.