Haruki Murakami ve Sahilde Kafka Romanı 

Makaleler

Haruki Murakami ve Sahilde Kafka Romanı 
Üzerine İnceleme.

Ayberk Durgut

 

Bölüm I: Haruki Murakami.
a)    Haruki Murakami Kimdir? (Hayat Hikayesi ve Günümüzdeki Rolü)
Haruki Murakami (村上 春樹), Kumandanı Öldürmek, Sahilde Kafka, Mesleğim Yazarlık gibi oldukça büyük ve oldukça başarılı kitaplara imzasını atmış bir roman yazarı, çevirmen, kısa öykü yazarı ve gazetecidir. 12 Ocak 1949 tarihinde, Japonya’nın Kyoto kentinde dünyaya gelen Haruki Murakami, günümüzde halen yaşamaktadır. Babası, dindar bir adamdı ve Budizm dinine mensuptu. Elbette Haruki Murakami ailesinden oldukça etkilenmiştir. Çocukluğunun ve gençliğinin büyük bir bölümünü Japonya’nın en büyük kenti olan Kobe’de geçiren Murakami, üniversite eğitimini Tokyo’da klasik drama üzerine görmüştür ve 1975’te Vaseda Üniversitesinden mezun olmuştur. Kısa bir dönem caz kulübü işletmeciliği yapsa da Murakami, kendi hayalleri ve ideallerini gerçekleştirmek adına 1986-1995 yıllarını ailesinden ve memleketi Japonya’dan uzakta Avrupa’da ve ABD’de (Amerika Birleşik Devletleri) geçirmiştir. Yazarın ilk kitabı olan Rüzgârın Şarkısını Dinle (Kaze no uta o kike) Gunzou Edebiyat ödülüne layık görüldü. (1979) Yazar bu ödül sonrası motivasyon bulmuş ve daha da büyük bir hırs ve istekle yazarlığa sarılmıştı. Ardından yazdığı kitabı Yaban Koyununun İzinde (Hitsuci o meguru Booken) aynı şekilde Yeni Yazarlar Noma Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü. (1982) Bu iki ödüllü kitabın ardından yazar edebiyata ve edebiyat literatürüne katkılarını bırakmadı. Ardından yazdığı Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu (Sekai no ovari to haado boirudo) kitabı 1985 yılında yayınlandı ve Tanizaki Ödülüne layık görüldü. 3 yıl arayla 3 ödül kazanan yazarın kendisini dünyaya tanıtan kitabı ise daha sonrasında geldi. 16 dile çevirisi yapılan kitabı İmkansızın Şarkısı (Norvei no Mori), 1987 yılında yazılmıştır ve adeta Murakami’yi dünyaya tanıtan kitabı olmuştur. 1995’te yayımlanan Zemberekkuşunun Güncesi adlı kitabı ise 1996 yılında Yomiuri Edebiyat Ödülünü kazanmıştır. Yazarın yazdığı kitaplar büyük başarılar sağlayınca bir sonraki kitapları da büyük ilgi görmüştür. Örnek vermek gerekirse, 12 Nisan 2003’te Japonya’da piyasaya çıkan kitabı Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları adlı kitabı, piyasaya çıkmasından günler önce internet üzerinden ön sipariş ile tükenmiştir ve en çok satanlar listesine girmiştir. Tüm dünyada özellikle Japonya’da 20. ve 21. yüzyılın en büyük yazarları arasında kabul edilen Haruki Murakami, çok batıcı olduğu eleştirilerine maruz bırakılmıştır. Yine de bu ününü ve başarısını etkilememiş ve Murakami, günümüzde de 20. ve 21. yüzyılın en büyük yazarları arasında kabul görmektedir. 
Kitap yazmak haricindeki zamanlarda çeviriler yaptı. Bu çeviriler İngilizcedendi ve bu çeviri kitapları arasında J.D.Salinger’in ‘Çavdar Tarlasında Çocuklar’ı , F.Scott Fitzgerald’ın ‘Muhteşem Gatsby’si, Raymond Chandler’ın ‘Elveda Güzelim’i gibi kitapları vardı. Bu kitapları Murakami İngilizce asıllarından Japonca’ya çevirdi. Ayrıca Murakami yine yazarlıkla uğraştığı zamanlar haricinde, ciddi olarak maraton koşuculuğu da yapmıştır. İlgilendiği sporlar içerisinde maraton koşmak sayılabilir. Bir gazeteci olarak siyaset ile de ilgilenen Murakami, siyasi görüşünün belli bir alanda toplanmadığını verdiği bir röportajda belirtmiştir. Gazetecilik kariyerinde de siyasi alanda yaptığı araştırma ve haberler o kadar da fazla değildir. 
Murakami şüphesiz bir roman yazarı ve edebiyatçıdır. Metafiziksel düşünmenin de edebiyattaki en güzel temsilcilerinden olduğu dünya çapında genel kabuldür. Yazarın son kitaplarından birisi olan ‘Kumandanı Öldürmek’ (Kishidanchō-goroshi) 2017 yılında yayımlanmıştır. Yaklaşık 850 sayfa bir romandır. En son çıkan romanı ise Birinci Tekil Şahıs’tır ve 2020 yılında basıma girmiştir.
b)    Haruki Murakami Kimdir? (Türkiye Seyahati)
Haruki Murakami Türkiye’ye de seyehat etmiştir. 1980’lerin sonunda Türkiye’ye ve Yunanistan’a seyehatler yapan Murakami’nin bu seyehatleri Utan Enten ismindeki bir kitapta toplanmıştır. Murakami bu kitapta birinci bölümü Yunanistan’a, diğer bölümü Türkiye’ye ayırmıştır ve Türkiye’ye ayırdığı bölümlerin kısımları şu şekilde sıralanmıştır:
Chapter II. Turkey: Türkiye Yolunda.
I.    Askerler
II.    Ekmek ve Çay
III.    Türkiye
IV.    Karadeniz
V.    Hopa
VI.    Van Kedisi
VII.    Hakkari İçin
VIII.    Hakkari II.
IX.    Marlboro
X.    Ulusal Otoban 24 Kabusu
XI.    Ulusal Otoban Boyunca
Olarak 11 bölümde incelenmiştir.
c)    Haruki Murakami Kimdir? (Türkiye’de ve Türkçede Murakami)      

Elbette bu kadar büyük bir yazar günümüzde Türkçeye de çevrilmiştir. Aslında dünya üzerinde 50’den fazla dile çevrilen (İngilizce, Almanca, İtalyanca, İspanyolca, Türkçe vb.) Murakami’nin eserleri, Türkiye’de de büyük ilgi toplamıştır ve ne şans ki pek fazlaca çevirmen Murakami’nin eserlerinin çevirisi yönünde çalışmalar yapmıştır. En önemli eserlerini sayacak olursak İmkansızın Şarkısı, Zemberekkuşunun Güncesi, Yaban Koyununun İzinde adlı kitapları Japonca aslından Nihal Önol, Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında adlı kitabı Pınar Polat, Kadınsız Erkekler, Sputnik Sevgilim adlı kitapları Ali Volkan Erdemir ve geriye kalan tüm kitaplarını da Hüseyin Can Erkin, Japonca asıllarından Türkçeye çevirmiştir. Aşağıdaki listede, Türkçeye çevrilen tüm kitapları bulabilirsiniz.
I.    Rüzgarın Şarkısını Dinle (1979 / Türkiye’deki Yayım Tarihi Mayıs 2018)
II.    Pinball 1973 (1980 / Türkiye’deki Yayım Tarihi Kasım 2020)
III.    Fırın Saldırısı (1981 / Türkiye’deki Yayım Tarihi Eylül 2017)
IV.    Yaban Koyununun İzinde (1982 / Türkiye’deki Yayım Tarihi Ekim 2008)
V.    İmkansızın Şarkısı (1987 / Türkiye’deki Yayım Tarihi Ekim 2004) 
VI.    Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu (1985 / Türkiye’deki Yayım Tarihi Ocak 2011)
VII.    Dans Dans Dans (1988 / Türkiye’deki Yayım Tarihi Ağustos 2020)
VIII.    Uyku (1992 / Türkiye’deki Yayım Tarihi Ağustos 2015)
IX.    Zemberekkuşunun Güncesi (1997 / Türkiye’deki Yayım Tarihi Haziran 2005)
X.    Sputnik Sevgilim (1999 / Türkiye’deki Yayım Tarihi Temmuz 2016)
XI.    Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında (2000 / Türkiye’deki Yayım Tarihi Temmuz 2007)
XII.    Sahilde Kafka (2002 / Türkiye’deki Yayım Tarihi Ekim 2009)
XIII.    Karanlıktan Sonra (2004 / Türkiye’deki Yayım Tarihi Mayıs 2017)
XIV.    Tuhaf Kütüphane (2005 / Türkiye’deki Yayım Tarihi Aralık 2016)
XV.    Koşmasaydım Yazamazdım (2008, Türkiye’deki Yayım Tarihi Aralık 2013)
XVI.    1Q84 (2009-2010 / Türkiye’deki Yayım Tarihi Nisan 2012)
XVII.    Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları (2013 / Türkiye’deki Yayım Tarihi Ekim 2014)
XVIII.    Kadınsız Erkekler (2014 / Türkiye’deki Yayım Tarihi Ocak 2016)
XIX.    Kumandanı Öldürmek (2017 / Türkiye’deki Yayım Tarihi Kasım 2018)
XX.    Birinci Tekil Şahıs (2020 / Türkiye’deki Yayım Tarihi Kasım 2021)

Bölüm II: Sahilde Kafka.a)    Amaç ve Açıklamalar.

Öncelikle belirtmekte fayda var ki Sahilde Kafka, alışılmış roman tarzının çok ötesinde, Batılı tarzda yazılmış ve kompleksler, varsayımlar ve gerçek-düş yanılsamasını barındıran bir romandır. Roman, gerek karakter yönüyle gerek konu yönüyle gerek de tasarım yönüyle fantastik kurgu, dram olarak sayılabilecek cinsten bir kitaptır. Bu yazının amacı da, çok güçlü olduğuna inandığım ve herkesin okuması gerektiğini düşündüğüm bu değerli kitabın okuyucu tarafından incelenmesini, anlaşılmasını ve üzerine düşünülmesini sağlamak, bir yandan da Türkiye’de Sahilde Kafka ve Murakami hakkında ne kadar az yazı yazıldığının, bu konulara yeteri değerin verilmediğinin okuyucunun farkına varmasını sağlamak, okuyucunun araştırma duygusuna dokunarak onu bu konuda teşvik etmeye çalışmaktır. Kitabı hiç bilmeyen okuyucular için okuma zevkini kaçıracak bilgileri barındırmayan kısa özet paylaşayım: (Özet kitabın arka kapağından alınmıştır.)
-    Romanın Kısa Özeti.
Kafka Tamura on beş yaşına girdiği gün evden kaçar. Uzun zamandır planladığı bu kaçışın nedeni babasının uzun yıllar önce söylediği uğursuz kehanettir. Ama babasının bir ‘’düzenek’’ gibi içine yerleştirdiği bu kehanet gölge gibi peşindedir… Kafka ilk kez aşkı ve tutkuyu yaşarken gizemli bir cinayetle kehanetin ve kaderinin düğümleri çözülmeye başlar.

b)    Romanın Geniş Özeti.
Baştan uyarmam gereken bir konu da bölümlerin, kitabı okumamış okuyucu baz alınarak yazılmadığıdır. Yazıyı okuyan okuyucular, kitabı okumamışsa muhtemel olabilecek tatsız durumlarla karşılaşabilir. Okuma zevkini kaçıracak bilgileri almak istemeyen okurlar III. bölüme atlayabilirler. Ayrıca bölüm isminin geniş özet olmasının elbette bir sebebi vardır. Okuyucular, bundan sonra yapacağım eleştirileri hikayeyi bu yönleriyle hatırladıktan sonra daha rahat anlayacaktır. Okumaya devam etmek isteyenler için ise romanın önemli bir özetini sizlere vermek isterim. (Not. Hikayenin belli bir kısmında Albay Synders isminde bir karakterle karşılaşırız. Bazı çeviriler bunu Sanders olarak alırken bazıları Synders olarak alır. Şahsi olarak Synders çevirisini kullandım.)
Kafka Tamura, küçük yaşlarda babası tarafından kendisine söylenen kehanet üzerine evden kaçmaya karar verir. Küçük yaşlarından 15 yaşına kadar evden kaçmaya hazırlanan Tamura o güne kadar birikim yapar, kendisini güçlendirir ve araştırmalar yapar.

Babasının söylediği kehanet şudur:
‘’ Sen bir gün babanı ellerinle öldürecek, ablan ve annen ile birlikte olacaksın. ‘’
Bu aslında birebir Odeipus Kompleksi’dir. Sigmund Freud (psikanalizin kurucusu, psikolog) bu teoriyi ortaya attığında ismine Oedipus Karmaşası demiştir. Detaylarına daha sonra girilecektir. Kafka Tamura bu kehanet sonrası hiçbir kadına ya da ablası olabilecek yaşta insana aynı gözle bakamaz çünkü Kafka’nın annesi, üvey olan ablasını alıp evden kaçmıştır ve Kafka’nın ablası ile olan bir fotoğrafından başka ne ablasıyla ilgili ne de annesiyle ilgili elinde bir veri, fotoğraf, doküman elinde vardır. Bu sebeple genelde her insana karşı annesi mi yoksa ablası mı olduğu ikilemlerini yaşayan Kafka hayatı boyunca bu ikilemlerin pençesinden kurtulamaz. Ayrıca annesinin neden evden kendisiyle değil de üvey olan ablasıyla kaçtığını da kafasında bir türlü çözümlendiremez. Evden kaçmayı başaran Kafka otobüs yolculuğuna Karga ile birlikte terminale doğru yola koyulur. Karga onun içindeki, aklındaki arkadaşıdır ve iç sesidir. Kafka aslında Çekçe’de Karga anlamına gelir. Bu delikanlı ile daha rahat ve güvende hisseder Kafka. Karga her zaman gözükmez ve genelde kritik anlarda boy gösterir. Yanına 400.000 yen para alan Kafka Tamura evden çaldığı bazı eşyalar, bir telefon, kıyafetler ve kitaplar vb. eşyalar ile minimum dikkat çekecek düzeyde istediği yere, Şikoku’ya yola koyulur. Otobüste Sakura ismindeki bir kızla tanışan Kafka onun ablası olabileceğinden şüphe etse de onunla iyi anlaşır. Otobüse yerleştiklerinde Sakura onun yanına oturur ve kafasını Kafka’nın omzuna yaslar. Kafka uyuyan Sakura’nın vücudunu inceler ve onunla ilgili cinsel fanteziler kurar. İşin kötü bir tarafı Sakura onun da bir kardeşi olduğunu ama onu uzun süre görmediğini, Kafka’nın boylarında ve yaşlarında olduğunu söyler. Bu Kafka’yı oldukça fazla şüphelendirir. Sakura otobüsten inince Kafka’ya telefon numarasını verir ve iki ‘yabancının’ yolları ‘şimdilik’ ayrılır. Kafka Tamura, Şikoku’daki Komura Kütüphanesini bilmektedir ve oraya gitmek istemektedir. Kütüphaneler Kafka’nın kendisini bildi bileli en yakın arkadaşlarındandır. Bir otel ayarlar ve her gün o kütüphaneye gider. O kütüphanenin kitaplarını okumaya bayılır. Kütüphanenin tasarımı tam da onun hayalindeki gibidir. Bir duvar piyanosu, bahçe, okuma alanları, büyük bir arşiv, tablolar ile süslenen kütüphane, tarihinde aslında büyük bir soydan gelmektedir. O kütüphanede, kütüphaneyi tanıtmak için her salı günü tur yapan ve kütüphanenin de müdürü olan, Kafka’nın Saeki Hanım diye hitap edeceği kadın, kütüphanenin büyük bir soydan geldiğini ve miras olarak saklanması gerektiğini anlatmıştır. Oşima isminde, gömleği çok düzgün, elinde bir kurşun kalemi ucu çok sivri bir şekilde duran, saçları düzgün, gözlükleri olan bir erkek olarak düşündüğü görevli ile tanışır ve aralarındaki bağ Kafka kütüphaneye geldikçe gittikçe güçlenir. Kütüphanenin müdürü Saeki Hanım ise Oşima’nın çok sevdiği ablası gibidir. Kafka ile de kütüphaneyi tanıtma turunda tanışan Saeki Hanım, ardında çok büyük sırlar sakladığı odasında ve kafasının içerisinde yaşamaktadır. Sürekli yazılar yazmaktadır ve saatlerce odasından çıkmamaktadır. Dünyayla bağını, eski aşkının ölümü ve aşkını kaybetmesinden dolayı koparan Saeki Hanım, yalnızca ölümü beklemektedir. Onun için hayat 20 yaşında bitmiştir. O günlerde Kafka yine sıradan bir günde günlük rutinini gerçekleştirirken restoranda yemek yedikten sonra Komura Kütüphanesine giderken bir anda gözleri kararır. Belli bir zaman sonra kendisini çimenlerin arasında bulur. Sırt çantasının yanında olduğunu biraz arama sonucu bulan bu delikanlı her yerinin kan içerisinde olduğunu görür ve hemen üstünü temizler. Artık hiçbir şekilde otele dönemeyeceğini düşünür. Polise yakalanması demek, oyunun sonu demektir. Kütüphanede bıraktığı her şeyi düşünür fakat eve gitmemeye duyulan arzu her şeyin üzerindedir. Tam o sırada telefonunu çıkarıp Sakura’yı aramak aklına gelir. Telefon hala çalışır durumdadır. (Kafka kısa bir sürenin ardından babasının telefonun çalındığını fark edeceğini ve bu sebeple hattı kapatacağını sanıyordu.) İkili biraz telefonda konuştuktan sonra Sakura onu evine davet eder. Yorgun Kafka ve Sakura gece uzun uzun konuşur, Sakura Kafka’ya yardım eder ve istediği kadar evinde kalabileceğini söyler. Bir süre sonra Sakura gece yalnız uyumakta zorluk çektiğini söyleyerek Kafka’yı yatağına davet ettiğinde bu ikili aynı yatakta buluşur. Sakura Kafka’ya onun gergin olduğunu ve gece kendisini rahatsız etmemesini Kafka’dan istemesi dolayısıyla Kafka’ya elle muamele uygulayarak Kafka’nın boşalmasını sağlar. Sakura Kafka’ya bir erkek arkadaşı olduğunu, bu yaptıkları olayın yalnızca Kafka’nın biraz rahatlaması için olduğunu söyleyerek uyur.

Yıllar öncesinde Tastepe Olayı denilen bir olay yıllar önce gerçekleşmiştir fakat yaşanan olaydaki insanlardan birisi, Kafka’nın tüm kaderini ve hayatını değiştirecektir. Tastepe Olayı’nda bir öğretmen, ilkokul öğrencilerini dağa mantar toplamak amacıyla götürür. Yürürlerken havada parlak bir cisim gören 16 öğrenci ve öğretmen bunların Amerikan uçakları olduğunu düşünse de (spesifik olarak B-29 olduklarını düşünüyorlardı. Yazar aslında buraya Japonya’ya atılan bombalara gönderme yapmaktadır.) yollarına devam ettiler. Bir süre sonra öğretmenin gözü önünde bayılan 3 kız çocuğunun yanına koşan öğretmen (Setsuko Okamoçi) arkasına baktığında diğer 13 öğrencinin de bayıldığını görmüştü. Sonrasında yapılan araştırmalara göre o bölgeden hiçbir uçak ya da bir cisim geçmediği tespit edilmişti. Çocuklar sonrasında bir bir uyandırılsa ve eski hallerine oldukça sağlıklı bir şekilde döndürülseler de Nakata isminde bir çocuk hiçbir zaman uyanamamış ve hastanede komada kalmıştı. Sonrasında askeri hastaneye alınan Nakata’dan haber çok uzun süre alınamadı. Elbette bu olayda öğretmenin de gizlediği ve anlatmadığı pek çok sır per1desi, kitabın sonlarına doğru aralanacaktı. Nakata isminde bu esrarengiz çocuk uzun süre sonra hafızası tamamen silinmiş şekilde uyanmış ve hayatını artık kendi deyimiyle ‘akılsız’ olarak geçirmeye başlamıştı. Öğretmenin sonrasında yazdığı itiraf mektubunda aslında o gün çok farklı şekilde anlatılmaktadır:

‘’ O günü size (yanında dağa giden doktora) tam olarak anlatmadım. Size şimdi tüm hikayeyi anlatmak istiyorum. Kocamı kaybettiğimden beri onu çok özledim. Hem manevi olarak hem de cinsel olarak onu çok özlemiştim. Dağa gitmeden önceki gece çok şiddetli bir rüya gördüm. Kocamlaydık. Onunla sevişiyorduk fakat bu sevişmenin bana verdiği zevki size anlatamam. Her yerim sırılsıklam şekilde uyandım. Kendimi de kötü ve ağrılı hissediyordum. Vücudum böyle bir şeye hiç alışkın değildi ve kasıklarım dahil her yerim ağrıyordu. Moralim de oldukça bozuktu. Çocukları çıkardıktan sonra ağrı tuttu. Çocuklara bir yere ayrılmamalarını tembihledikten sonra uzakta bir yere ağacın yanına gittim. Çocukların beni görmesi imkansızdı. Mendille ıslanan yerlerimi temizlerken kan geldiğini gördüm. Durmadan akan bir kandı. Medili orada bırakıp çocukların yanına gittim. Sonrasında Nakata ismindeki o çocuk medili bulmuş ve bana getirip ne olduğunu sormuştu. O anın verdiği moral bozukluğu ve sinirle Nakata’yı dövdüm. Çok fena şekilde vurdum. Çocuğun yüzünden de kanlar akıyordu. Sonrasında diğer çocukların da korktuğunu görünce Nakata’ya ağlayarak sarıldım. Ardından o toplu uyku olayı gerçekeşti işte… ‘’

Bu olaylardan yıllar sonra Nakata artık yaşamını Vali Bey isminde birisinden aldığı para yardımı ve barınak yardımı ile sağlamaktadır. Sonradan öğrenileceği üzere aslında Nakata’ya yüklü bir miras kalsa da kardeşleri özürlü olan bu adamla uğraşmak istememiş ve parayı idare etme işini reddetmişlerdir. Bunun üzerine Nakata en güvendiği dostuna parayı emanet etmiştir fakat dostu yanlışlıkla dolandırıcıların eline neredeyse tüm parayı kaptırmış ve şehirden kaçmıştır. Nakata bir gün bankadan para çekmeye çalıştığında gördüğü miktara baya şaşırmış ama durumu hemen kabullenmişti. Yaşlılığında artık bu durumdan bıkan, okuma yazma bile bilmeyen Nakata, eski haline dönmeyi dört gözle beklemektedir. Nakata kedilerle konuşabildiğini fark ettiği günden beri insanların kaybolan kedilerini aramakta ve bu işten parasını kazanmaktadır. Mimi adında bir kedinin yardımlarıyla (Mimi ismini, Siyam Kedisi, sahipleri Puccini’nin bir operasından koymuşlardır.) Kavamura isimli kediden öğrendikleri haberlere göre Susam adlı bir kedinin garip giyinimli bir adam tarafından alınıp götürüldüğünü öğrenir. Bir süre sonra bu adamla karşılaşan Nakata bu adamın tüm kedilerin kafalarını kesen bir ruh toplayıcı katil olduğunu öğrenir. Yavaş yavaş tanıdığı tüm kedileri kesmeye başlayan ismi Walker olan bu psikopat katil kendisini öldürmesini söyler. Nakata et bıçağını aldığı gibi Walker’ı öldürür. Nakata artık eski haline dönmeye ant içmiştir ve eskisi gibi bir daha hiçbir şey olamayacaktı. 

Kafka’nın babasının öldüğü haberi de ortama salınınca işler karışır. Kafka suçluluk duygusunu hisseder ve ikilemde kalır.O kehanetten kaçmaya çalıştıkça kehanet onu takip ediyor gibiydi. O mu öldürmüştü babasını yoksa? Saeki Hanım onun annesi olabilir miydi? Ya Sakura? Bu sorularla dallanıp budaklanan Kafka’nın hayatı Nakata’nın da cinayet olaylarına girişmesi üzerine iyice içinden çıkılamaz bir hal alır. Aslında Saeki Hanım, Oşima, Kafka, Nakata arasındaki bağ sanıldığı kadar zayıf değildir ve bu dörtlü bir yerde elbet karşılaşacaktır. Başına gelen olaylardan sonra Kafka’ya yer bulmak için uğraşan Oşima, Kafka’yı korumak adına onu abisiyle sahip olduğu ve miras olarak kalan bütçe ile aldıkları dağa götürür. Kafka orada günlerini geçirir. Dünyadan soyutlanmanın verdiği his ile içi huzur dolan Kafka için orası tam bir cennettir. Oşima uyarsa da dağdaki ormanın içerisini araştırmak ister. Oşima’nın anlattıklarına göre buraya zamanında 2 acemi asker girmişti ve bir daha hiç çıkamamışlardı. En azından o seferlik sadece biraz ilerleyen Kafka sonrasında Oşima’nın gelmesiyle geri döner. Artık kütüphanede çalışan ve orada kalan bir delikanlıdır. Bir gün 2 kadının kütüphaneye uğraması ve kadınlar için yeterince özenin olmamasından şikayet etmeleri üzerine Oşima durumu açıklamak için yanlarına gider. Oşima’nın çok üzerine giden kadınların tepkisine daha fazla katlanamayan Oşima dayanamaz ve şöyle der:
‘’ Her şeyden önce ben bir kadınım! Kadın haklarını biliyorum. ‘’
Bu söz üzerine hem Kafka hem de iki kadın şok olurlar. Kafka’nın durumu böyle öğrenmesine Oşima üzülür. Günler geçerken Kafka yattığı yerin eskiden Saeki Hanım ve aşkının kullandığı oda olduğunu anlar. Oşima, Sahilde Kafka isminde bir şarkıdan bahsetmiştir ve Kafka gibi birisinin piyano, tablolar ve oda dizaynından bu bağlantıları kurması zor değildi. Sahilde Kafka ismindeki şarkı Saeki Hanım tarafından onun aşkına yazılmıştır. Eserin özellikle ‘iki garip akorunu’ çekici bulan Kafka Tamura artık geceleri odasında bir kadının belirdiğini görür. Bu Saeki Hanımın 15 yaşındaki halidir. Odaya gelir oturur ve odaya asılı halde bulunan Sahilde Kafka tablosuna bakar. Bu günlerce böyle devam eder. Kız elini çenesinin altına koyarak yavaş yavaş süzer o resmi. Sahilde Kafka resminde hem eski aşkı vardır hem de muazzam bir manzara eşliğinde insanların resimleri… Onunla konuşamaz ve sadece mırıldanmalarla yetinir Kafka. Onunla sohbet etmek istese de onu korkutacağı endişesi içinde hiçbir şey diyemez. Geceler böyle geçerken bir gün Saeki Hanım gece vakti odaya girer. Uykuludur. Kafka’nın yanına girer ve Kafka’yı içine alır. Kafka durumu önlemek için Saeki Hanımı uyandırmalıdır fakat Kafka bir kere kendisinden geçmiştir. Geri dönüş olamazdı. Kafka Saeki Hanımın içine boşalır ve Saeki Hanım gider. O kızı görmeye başladığı ilk günden beri Saeki Hanıma aşık olan Kafka Tamura ile Saeki Hanım arasında artık geri alınamayacak düzeyde büyük bir olay gerçekleşmiştir. Eskisi gibi Saeki Hanım Kafka ile aynı eski aşkı ile yaptığı gibi her akşam sevişir. Artık Kafka da Saeki Hanım da hislerini birbirlerine açıklamaktan çekinmemektedir. Kafka dayanamaz ve bir gece şunları söyler:
‘’ İşte, senin Sahilde Kafka’n benim. Ben senin hem oğlunum hem de sevgilinim. ‘’
Oşima bu durumu onaylamasa da karşı çıkamaz. Gazetelerde babasının ölümü hala araştırılan Kafka için arama emri vardır ve tanık olarak onu bulmaya çalışır polisler. Kafka ve Oşima haberlerde babasının ölümünün ardından yer yer gökten sülük yağdığı gibi çok garip haberleri görürler. Kafka aradaki bağlantıları çözmekte çok zorlanır. Polislerin bir gün kütüphaneye gelmesi ve Kafka’yı aramaları üzerine korkan Oşima hem Kafka’yı korumak adına hem de onu Saeki Hanımdan uzaklaştırmak adına onu yeniden dağ evine götürür. Kafka bir süre burada kalacaktır. Bunlar yaşanırken elbette Nakata’nın hikayesi de devam etmektedir. Nakata ve Kafka’nın hikayeleri, birbirinden çok ayrı duran bu iki insanın kaderleri, bir noktada ger dönülemeyecek derecede hayatlarını değiştiren bir karşılaşma ile gün yüzüne çıkacak ve o andan itibaren hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Nakata Walker’ı öldürdükten sonra ne yapacağını bilememektedir. Bildiği tek şey ‘giriş taşını bulup girişi açması ve sonrasında da kapatması’dır. Bunun için yola koyulur. Durmaksızın çabalar. Yolda yardımlar ala ala bir yerlere gitmeye çalışır. Gideceği yeri ne kendisi biliyordur ne de ne yapacağını. Öyle ki sadece yolculuktadır. Önüne gelen herkese şöyle der:
‘’ Bendeniz Nakata biraz akılsızımdır. Ne yapacağımı ya da nereye gideceğimi bilmiyorum. Büyük bir köprüyü geçmem lazım. ‘’
Hoşino adında bir adamla buluşana kadar işler Nakata için felaket zordur. Hayatını değiştirecek adam olan Hoşino ile tanışınca olaylar artık Nakata için çok daha kolaydır. Hoşino Nakata’yı, Nakata da Hoşino’yu felaket derece sevmiştir. Hoşino işinden izinler alarak Nakata ile yolculuğuna devam eder. Onun çok ilginç ve büyük birisi olduğuna inanıyordur. Bu sebeple onunla birlikte maceralara atılır. Öncelikle büyük köprüyü geçmeleri gerekmektedir. Hoşino ile Nakata yollarda geçirirler günlerini. Kahvaltı ve akşam yemeği dahil hepsini birlikte yapan ikili bağ kurmaya başlarlar. Nakata adeta minnettardır Hoşino’ya. Geceleri otellere giderler. Sabah olunca 25 saatin ardından Nakata uyanmıştır ve hemen Şikoku’ya gitmeleri gerektiğini söyler. Bu sırada yolda çok uzun zamanlar geçirirler ve dinlenmek için yine otellerde kalırlar. Hoşino bir gün Nakata’nın uyuma isteğine karşı uyumasını söyler Nakata’ya.

Nakata onu yine uyarır:
‘’ Derin uyuyabilirim. Endişe etme. ‘’
Nakata 30 saatin üzerinde bir saat sonunda uyanır. Hoşino yine de endişe etmiştir elbette. Bu süre zarfında Hoşino dışarıya çıkar. Bira almaya iner fakat sonrasında gözüne uyku girmez. Yolda yürürken arkadan ‘ Hoşinocuğum ‘ diye seslenen birisini duyar. Arkasına baktığında kendisini Albay Synders olarak tanıtan birisini bulur. Albay Synders giriş taşının nerede olduğunu bildiğini iddia eder. Aslında bakılırsa Hoşino’nun deyimiyle bir pezevenktir Albay Synders. Hoşino'ya cüzi bir miktara ayarladığı bir kadınla yatarsa giriş taşını ona vereceğini söyler. Hoşino önce inanmasa da deninenleri yapar. Çok güzel ve harika fiziğe sahip bir kadınla yaptığı 3 seksin ardından Albay Synders’ın yanına gider. Albay Synders onu bir yere kadar götürür ve giriş taşını cidden de verir. Nakata giriş taşının çok ağır olacağını söylese de Hoşino taşı kolayca kaldırır. Nakata’nın baş ucuna koyar. Sonraki günlerde baş ucunda taşla uyanan Nakata saat sabah 5’te sokağa çıkar ve dolaşır. Hoşino odada uyuyordur. İlerleyen saatlere doğru dövülen bir çocuğu görür ve yardım etmek ister. Şemsiyesi elindedir. Döven çocuklar neredeyse çocuğu öldürecektir. Nakata’ya tehditler savuran çocuklar onu korkutmaya çalışır. Nakta şemsiyesini açar ve geri çekilir. Gökten bardaktan boşanırcasına sülük yağar. Çocuklar bir anda kaçışırlar ve dövülen çocuk da bu sayede kurtulur. Zaten Kafka bu haberi biliyordur…  Nakata ve Hoşino otel odasında karşılaşırlar. Nakata, Hoşino’dan zamanın geldiğini ve taşı ters çevirmesi gerektiğini söyler. Hoşino zaten hafif olan taşı ters çevirmek için yeltenir fakat taş acayip ağırlaşmıştır. Yerinden kalkmaz bir ağırlıkla durmaktadır. Hoşino tüm gücünü, artık düşüncelerini kaybedecek noktaya gelecek kadar kullanarak taşı kaldırır ve ters çevirir. Giriş açılmıştır! Ama neyin girişi? Onun Nakata da bilmemektedir. Bildikleri tek bir şey vardır onu da Nakata açıklar:

‘’ Açılan bir şey mutlaka geri kapatılmalıdır. ‘’
Aynı odada kalan yaşanan olayların verdiği yorgunluklarla uyurlar. Nakata Hoşino’ya yine derin uyuduğunu söylese de Hoşino bunu çok ciddiye almaz. Sabah Hoşino kalktığında Nakata uyuyordur. Saatler sonra ise hala uyuyordur. Görevliler dahil herkes endişelenir. Bu sırada dışarıya çıkma kararı alan Hoşino bir kafeye girer ve bir kahve söyler. Arkada çalan eser Million Dollar Üçlüsü’nün icra ettiği Ludwig van Beethoven’ın Si Bemol Majör tonundaki 7 numaralı Piyanolu Üçlüsü olan ‘Arşidük Üçlüsü’dür. Hoşino gibi birisi böyle eserleri sevmez fakat Hoşino adeta aşık olur. Her yerde artık kafasında çalmaktadır. Odaya döndüğünden beri Nakata hala uyuyordur. Hoşino’nun telefonu çalar. Arayan Albay Synders’tır Telefon numarasını nasıl aldığını bilmese de yine de konuşur Albay Synders ile. Albay Synders onların pansiyonlarda kalmalarının çok tehlikeli olduğunu ve bir an önce verdikleri adrese taksiyle gidip kimseye görünmemelerini söyler. Nakata suçludur ve bir cinayetten yargılanıyordur. Hoşino ise suç ortağı gözükebilirdi. Bu yüzden Albay Synders ikiliye bir adres verdi ve o eve geçmelerini ortam yatışana kadar orada durmaları gerektiğini açıkladı. Nakata hala uyuyordu ama kaybedecek vakit yoktu! Hoşino sert bir şekilde Nakata’yı uyandırdı ve hemen yola koyuldular. Yollarına bu gariplikler ile devam eden ikili eve ulaşırlar. Cidden de Albay’ın dediği gibi anahtar paspasın altındadır ve evde ihtiyaç olabilecek her şey bulunmaktadır. Nakata, Hoşino’ya arabaya ihtiyaçları olduğunu söyler. Hoşino araba kiralar ve Nakata’ya neden arabaya ihtiyaçları olduğunu sorar. Nakata şöyle cevap verir:‘’ Açılan bir şey mutlaka kapatılmalıdır Hoşino. ‘’

Şikoku’da olan ikili Şikoku’yu arabayla turlar dururlar. Nakata sürekli camdan dışarı bakıyordur ve bir şey arıyordur. Ne kadar dolanırlarsa dolansınlar hiçbir şey bulamazlar ve bu günlerce devam eder. Sabah erkenden araba ile çıkarlar, gezerler, ararlar ve eve geri dönerler. Gerçekten de o giriş taşının kapanmasını sağlamak için didik didik ‘bir yeri’ ararlar. Yanlışlıkla çıkmaz sokağa giren Hoşino tam geri geri gelecekken Nakata onu durdurur ve sorar, aralarında şöyle de bir konuşma geçer:
‘’ Hoşino Bey, şu tabeleda ne yazıyor okur musun? ‘’
‘’ Komura Kütüphanesi yazıyor amca. ‘’
‘’ Ko-mu-ra Kütüp-ha-nesi? ‘’
‘’ Evet. ‘’
‘’ Hoşino Bey… ‘’
‘’ Söyle amca? ‘’
‘’ İşte orası… ‘’
Kafka dağ evinde olan bitenden habersizdir. 2. Günde yatağında yatarken aklına Sakura gelir. Onunla yaşadıkları. Rüyasında ise onu görür. Sakura ile aynı evde aynı gecededir. O alttaki izci yatağında yatarken Sakura ise yataktadır. Birden çok sertleştiğini düşünür. Artık kendi dürtülerine engel olamaz. Sakura’nın yanına gider. Ona dayanır arkadan. Sarılır. Omuzlarını öper. Artık sertleşmiş penisi Sakura’nın baldırına dayanmıştır. Sonrasında yavaşça Sakura’nın göğüslerine dokunur ve onları sıkar. Sakura uyanmamaktadır. En sonunda dayanamaz ve Sakura’nın içine girer. Sakura bu hamleyle şiddetle uyanır ve en ufak kımıldama olmadan bağırır:

‘’ Tamura, ne yaptığını sanıyorsun sen öyle? ‘’
Kafka ona durumu anlatır. Artık her şey için çok geç olduğunu söyler. Onun içinde olduğunu söyler. Sakura bir erkek arkadaşı olduğunu, bunun onun rızası olmadan gerçekleştiğini ve kendisine tecavüz ettiğinden bahseder. Hemen çıkarması için emir verse de Kafka sert bir şekilde yanıtlar:
‘’ Hayır. Çünkü ben öyle istiyorum. ‘’
İçindeki Karga adlı delikanlı da artık uyarmaktan vazgeçmiştir. O gün Sakura’nın içine boşalır Kafka. Sabah uyandığında elbet Sakura yanında değildir fakat yine de boşalmıştır. Durumu iyiden iyiye düşünse de Karga adlı delikanlı ona şunları söyler:
‘’ Rüyanda bile olsa ablana tecavüz ettin. Bunu yapmamalıydın. Lanetten kaçtığını mı sanıyorsun? Sen kaçmaya çalıştıkça daha da içine giriyorsun lanetin. ‘’

Lanet gerçekleşmiş midir yoksa? Babası ölmüştür, annesi olabilecek bir kadınla ve ablası olabilecek bir kızla birlikte olmuştur. Kafka, lanetinden kaçmak için gittiği yerlerde laneti onun peşini bırakmamıştır. Sabah kahvaltının ardından ormanın en derinlerine gitmek için artık hazırdır Kafka. Eşyalarını alır, spreyini, baltasını her şeyini alır. O, ormanın derinliklerine doğru yolculuğuna devam eder. Ekipmanları vardır ve bu sefer geri çekilmeyecektir. Hayır işte o, bu sefer en derinlere kadar inecektir ve buna kararlıdır. O sırada Nakata ve Hoşino kütüphaneye geldiklerinde Oşima ile tanışırlar. Hoşino ve Oşima Arşidük Üçlüsü’nden söz ederler. Nakata ve Hoşima bir süre sonra Kafka’ya da yapılan turdan haberdar olurlar ve katılmak isterler. O süre zarfında da kitaplara sarılırlar. Hoşino Beethoven ile ilgili bir kitap okurken Nakata da dünyadaki kedi çeşitlerinin resimlerinin yer aldığı bir kitabı incelemektedir. Nakata, aziz dostu Hoşino’ya şöyle der:

‘’ Bendeniz Nakata pek akılsızımdır fakat içimin bomboş olduğunu yeni fark ediyorum. Bendeniz Nakata içerisinde kitap olmayan bomboş bir kütüphane gibiyim. ‘’

Nakata ile Hoşino biraz zaman geçirdikten sonra Saeki Hanımın Kafka’ya da yapmış olduğu turuna katılırlar. Hoşino ve Nakata hem bilgienip hem de giriş taşını kapatmanın yollarını aramaktadırlar. Hoşino ve Saeki Hanım gayet iyi anlaşırlar ve sohbet ederler. Nakata turdan bir süre sonra Saeki Hanım’ın odasına yönelir. Oşima arkasından Hoşino ile durdurmaya çalışsa da Nakata durmaz. Odaya girer, Saeki Hanım’a bakar. Saeki Hanım: ‘ Yardımcı olabilir miyim? ‘ diye sorduysa da Nakata sadece şöyle der:
‘’ Konuşmak istiyorum. Giriş Taşı hakkında. ‘’
Bu söz üzerine Hoşino ve Oşima’yı gönderen Saeki Hanım Nakata’yı uzun zamandır beklediğini itiraf eder. Saeki Hanım’ın beklediği ölüm, Nakata’nın kendisidir…

Nakata odada Saeki Hanımla konuşur ve girişin açıldığını, kesinlikle kapanmasını söyler. Saeki Hanım elbette giriş taşını bilmektedir. Çok eskiden karşısına çıktığından bahseder ve hayatının o andan beri aynı olmadığını itiraf eder. Nakata’nın girişi kapatması Saeki Hanım’ın ölümü sayesinde olacaktır. Eski aşkının ölümü ile açılan bu yara sadece Saeki Hanım’ın ölümü ile sonlanabilir. Bunun üzerine Saeki Hanım yazdığı tüm her şeyi doküman olarak koyar Nakata’nın önüne ve şöyle der:
‘’ Bir kelimesinin dahi okunmayacağına emin olana kadar yakmanı istiyorum. Bana söz vermelisin. ‘’

Nakata tüm kalbiyle söz verdiğini ve bunu yapacağını söyledikten sonra dökümanları alır. Saeki Hanım tüm hayatını, neler düşünüp hissettiğini, tüm hepsini oraya yazmıştı. Nakata: ‘’ Önemli olan yazmaktı, değil mi? Diye sorduğunda Saeki Hanım: ‘’ Evet önemli olan oydu. ‘’ dedi. Oradan ayrılırlar Hoşino ile birlikte ve bu son karşılaşmaları olur. Bir daha asla oraya dönmemelilerdir ve Nakata eve gitmeden önce dökümanları yakmalıdır. Hoşino’ya bu işi kendisinin yapması gerektiğini anlatır ve müsait, dikkat çekmeyecek bir yer aramaya başlarlar. O sırada Oşima birkaç saatin sonunda Saeki Hanım’ı kontrol etmeye gider. Saeki Hanım uyuyordur. Saat daha öğle vaktidir ve Saeki Hanımın bu saatte uyuduğunu Oşima asla görmemiştir. Saeki Hanım’ın başını kaldırdığında onun cansız bedenine rastlar Oşima. Büyük bir üzüntü duysa da sonunda istediğinin alındığına inanarak oraya oturur. Saeki Hanım’ın vasiyetleri durmaktadır. Oşima’ya o yazıları yazdığı dolma kalem bırakılıyordu. Kafka’ya ise Sahilde Kafka’nın tablosunu bırakmıştı Saeki Hanım. Oğluna ve sevgilisine… Saeki Hanım’ın ölümü üzerine Oşima da artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını anlar. Gerekli cenaze işlemlerini yapmak için harekete geçer. Sonrasında, Hoşino ve Nakata arabada konuşurlar. Hoşino girişin kapanıp kapanmadığını sorduğunda Nakata, zamanı geldiğinde kapatacağını fakat o zamanın şimdi olmadığını söyler. Hoşino ile Nakata müsait bir yer bulurlar ve dökümanların hepsini yakarlar. Çok yorulduğunu söyleyen Nakata uyumak istediğini söyler Hoşino’ya. Hoşino taşı kapattıktan sonra uyumasını söylese de Nakata çok yorgun olduğunu söyler ve uyuması gerektiğini bildirir. Bunun üzerine eve giden Hoşino ve Nakata dinlenirler. Hoşino bir süre sonra bakar ki Nakata ölmüştür. Bu şok edici gelişme Hoşino’nun canını çok sıkar. Öyle ki Hoşino gibi birisinden beklenmeyeceği üzere Hoşino ağlar. O anları şöyle aktarır:

‘’ En son ne zaman ağladım emin değilim. ‘’
Elbette bir kere açılan şey kapatılmalıdır. Artık bu sorumluluk Hoşino’ya aittir. Bu durumda Hoşino kara kara düşünürken bir kedi belirir. İsmi Tonton olan bu kedi Hoşino’ya giriş taşını kapatmasının yolunun, sadece gece vakti hareket eden bir cismi öldürmesinden geçtiğini söylemektedir. Bu cisim ile ilgili hiçbir özellik bilinmemektedir. Öyledir ki cisim yavaştır ve giriş taşına ulaşmamalıdır. Girişten geçerse her şey bitmektedir ve Nakata’nın ölümünün hiçbir anlamı kalmamaktadır. Kedi tüm bu uyarılardan sonra (Kedinin Albay Synders olmadığını kitap açıklamaktadır fakat Hoşino’nun nasıl kedilerle konuşabildiğini açıklamamaktadır.) gider. Hoşino artık zorlu bir göreve hazırlanmak zorundadır.

O sırada Oşima Kafka’ya haber vermek ister ve abisini dağ evine gönderir Kafka’yı alması için. Kafka askerlerle birlikte girişten geçmiştir. Bir evde şimdilik duran Kafka’ya askerler burasının yalnızca geçici olduğunu daha sonra istediği yere gidebileceğini, öncelikle girişin kapanması gerektiğini söyler. Bu evde yemekleri ve diğer işleri Saeki Hanım’ın 15 yaşındaki hali yapmaktadır. İlk defa Kafka o kızla konuşur. Günler geçerken Saeki Hanım’ın kendisi içeri girer. Kafka ile konuşur ve buradan çıkmasının elzem olduğunu,

Kafka’dan son isteğinin bu olduğunu söyler.
‘’ Senin yaşamanı istiyorum. Gerçek dünyaya dönmelisin. Senden isteğim bu. ‘’
Kafka ve Saeki Hanım biraz daha sohbet eder. Kafka dayanamadan sorar:

‘’ Sen benim annem misin? ‘’
Saeki Hanım bunu Kafka’nın içten içten uzun süredir bildiğini söyler. İşin aslında gerçekten Kafka’nın annesi Saeki Hanım çıkmıştır. Kafka bu durum üzerine girişten ayrılır. Eski hayatına dönmek ister Saeki Hanım’ın isteği üzerine. O sırada dağ evine dönerken ormanda bıraktığı ekipmanlarını da bulan ve yanına alan Kafka askerlerle vedalaştıktan sonra eve döner. O sırada Oşima’nın abisi de Kafka’yı almak için gelmiştir. Tanışma faslından sonra Kafka eşyalarını toplar ve Oşima’nın abisinin arabasına binerek Komura Kütüphanesi’ne doğru yola çıkarlar. Yolda biraz konuşan ikili kendilerinden bahseder. Bu sırada Oşima’nın abisi Oşima hakkında erkek kardeşim olarak bahseder.

Bu sırada Hoşino ne yapmaktadır? Gündüzden uyumuştur ve evde kesici delici ne varsa yanına almıştır. Bir satır, bir bıçak vb. Bu sayede o ‘şeyi’ öldürebileceğini ummaktadır. Gece vakti olduğunda Nakata’nın odasından sesler gelmektedir. Hoşino artık savaşın başladığını anlamıştır. Yavaşça Nakata’nın odasına girer ve Nakata’ya bakar. Nakata’nın ağzından simsiyah bir cisim dışarıya çıkmaktadır. Bu Nakata Walker’ı öldürdüğünde Nakata’nın içerisine giren ruhtur. Hoşino kedinin dediğini hatırlar.

’ Onu görünce bir bakışta anlayacaksın. ‘’
Hoşino kendi içerisinden bu cismin saf kötülük olduğunu bir bakışta anladığını söyler. Eline bıçağı aldığı gibi saplar. Fakat bu ‘şey’ kendini yeniler. Neresinden kesilirse kesilsin emin adımlarla girişe doğru hareket eder. Hoşino satırı dener, bıçağı dener hatta aklından silah bile geçer. En sonunda aklına gelir ki:

‘’ Giriş kapanırsa girişten geçebilecek birisi olmaz. ‘’
Hoşino taşı kaldırıp ters yüz etmeye çalışır. Taş inanılmaz ağırlaşmıştır. Hoşino doğru vaktin geldiğini anlamıştır fakat taş kalkmıyordur. Hoşino aynı Nakata ile olduğu gibi burnundan kan gelecek seviyeye kadar gücünü verir taşa. Taş kımıldar ve en sonunda ters yüz olarak inanılmaz bir gürültü koparır apartmanda. Cisim yerinde durup nereye gideceğini şaşırır. Hoşino satırını aldığı gibi cismi keser. Cisim tekrardan Nakata’nın ağzına gitmeye çalışmaktadır. Cisim artık yeniden yenilenmez. Hoşino çuvalları kat kat yaparak cismi çöpe atar. Giriş kapanmıştır. Hoşino başarmıştır. Nakata’nın soğuk bedeninin yanına gider ve kendisine yemin eder:

‘’ Artık her zaman, bu olayda Nakata amca olsa ne derdi onu soracağım kendime. ‘’
Buradan sonra artık Hoşino’nun hikayesi de biter. Evine dönüp işine geri dönmeye çalışacaktır. Nakata’nın bedeni için de evden ayrıldıktan sonra polislere haber verecektir.

Bu sırada Kafka ve Oşima’nın abisi Komura Kütüphanesi’ne ulaşır. Oşima Kafka’ya durumu anlatır. Saeki Hanım’ın nasıl öldüğünü, vasiyetlerini ve neler yaşandığını ayrıntıları ile anlatır Kafka’ya. Sonrasında sormadan da edemez:

‘’ Sen aslında bunların hepsini biliyordun, değil mi? ‘’
Kafka bunu kesin olarak bilmese de hissettiğini söyler. Sahilde Kafka’nın tablosunu verir Oşima Kafka’ya. Kafka bunu hayatının sonuna kadar saklamaya ant içmiştir. Oşima’ya eve döneceğini ve yeniden başlayacağını, okula gideceğini ve hayatını düzene sokacağını anlatır. Oşima bu karara saygıyla yaklaşır. Yeni müdür atanana kadar o da Komura Kütüphanesi’nin hem danışmanı hem de müdürü olacaktır. O sırada telefonla Sakura’yı arar. Durumu ve yapmak istediklerini anlatır. Sakura ise işine devam ettiğini, onu istediği her  zaman evinde konuk edebileceğini söyler. Kafka teşekkür eder. Telefon kapanmadan önce Sakura Kafka’yı rüyasında gördüğünü söyler. Kafka da aynı şekilde karşılık verir. Sakura her ne kadar erotik bir rüya görmese de Kafka da gerçeği saklar. Tokyo’da görüşmek üzere anlaşırlar. Sakura hoşça kal dediyse de Kafka biraz farklı bir şekilde hoşça kal der:

‘’ Hoşça kal, ablacığım. ‘’
Yine de bu Sakura’nın Kafka’nın ablası olduğunu kanıtlamasa da Kafka’nın düşüncesini bizlere söyler. Kafka için artık her şey bitmiş, yeni bir başlangıç açılmıştır. İçerisindeki Karga adlı delikanlı onunla konuşur:
‘’ Kapat gözlerini artık. Yarın yepyeni bir hayatın parçası olacaksın. ‘’
Kafka da öyle yapar. Yarından itibaren yeni bir hayat başlayacaktır…

c)    Romanın Tekniksel İncelenmesi.
Sahilde Kafka romanı (海辺のカフカ, Umibe no Kafuka) 2002 yılında Japon yazar Haruki Murakami tarafından yazılan bir romandır. Edisyondan edisyona farklılık gösterse de kitap Hüseyin Can Erkin’in Japonca aslından Türkçeye çevriminde 656 sayfadır. Eser Büyüsel Gerçekçilik ya da Kurgusal Gerçekçilik ismiyle anılan bir türe sahiptir. Eser incelendiğinde kısımlardan meydana gelir ve her bölümde hikaye geçişleri yaşanır. Bu da okuyucuda merak duygusunun uyandırılmasını ve okuyucunun kitaba bağlanmasını, kitabın akıcılığının artması sağlayan etkenler arasındadır. Eser toplamda 3 bölümden oluşur. İlk bölüm Kafka Tamura’nın hikayesidir. İkinci bölüm ise Satoru Nakata’nın hikayesidir. Üçüncü ve sadece kitabın baş kısmında görünen bölüm ise Tastepe Olayının Araştırılması’dır. Bu üç bölümden 1 ve 3. Bölüm kitabın başında sırası ile okuyucuya aktarılırken ardından 1 ve 2. Bölümler sıra sıra okuyucuya kitabın sonuna kadar aktarılmaktadır. Her bölümün sonunda belli bir olay yaşanmadığından dolayı okuyucuda yaratılan ‘havada kalmışlık’ hissiyatı okuyucuyu kitabı daha da uzun süre okumasına etki edebilmektedir. Bunlar bir yana bakıldığında eserin oldukça sade yazıma sahip olduğunun da bu etkileyicilik ve sürükleyicilikte payının olduğunu söylemek mümkündür. Eser incelendiğinde oldukça sade yazıma sahiptir ve rahatça anlaşılabilmektedir. Bu yapılan yorum eserin Türkçeye çevrilmiş hali içindir. Japonca aslından çevrilirken sadeleştirmeler yapılmış olması elbet muhtemeldir. Eserin yapısını oluşturan temel unsur olan korku ve merak eserin tamamında işlenmiştir. Eserin kahramanlarını incelersek eğer:

Bu bölümdeki bilgiler kitapta yer alan önemli olayların anlatımını içermektedir. Okuyucunun kitabı okuduktan sonra bölümü okuması tavsiye edilir.

Kafka Tamura: 15 yaşında babasının söylediği lanet üzerine evden kaçan ve hayatını Şikoku’da bir başına idame ettirmeye kararlı, romanın ana kahramanı bir delikanlıdır.
Satoru Nakata: Hikayenin 2. temel kahramanıdır. Tastepe olayı sebebiyle aklını ve bildiği her şeyi kaybeden Nakata geçimini kedileri bulmakla ve Vali Bey adını verdiği adamdan para alarak geçirmektedir.
Oşima: 21 yaşındaki, eşcinsel özellikleri barındıran Komura Kütüphanesi’nin görevlisi, sevecen yüzlü, Kafka’nın en iyi arkadaşıdır.
Hoşino: Genç bir tır sürücüsüdür. Nakata ile dedesinin benzerliği sebebiyle Nakata ile yakınlaşmış ve onun en iyi arkadaşı olmuştur. Nakata’ya onun bilinmez amacında yardım etmiştir.
Saeki Hanım: Kafka’nın muhtemel annesidir. Komura Kütüphanesi’nin müdürlüğünü yapmaktadır ve 20 yaşında aşkını kaybettiği için ölümü beklemektedir.
Sakura: Kafka ile otobüste tesadüfen karşılaşan genç kadın. Daha sonralarında Kafka’nın rüyalarında gözükecektir.
Johnnie Walker: Kedilerin ruhundan flüt yapmaya çalışan bir kedi katilidir. İsmini ünlü viski markasından almıştır. Nakata tarafından öldürülür. 
Albay Synders: Kadın pazarlayan, insan olmayan bir ruhani varlık. Hoşino’ya ‘giriş taşını’ bulmasında yardımcı olmuştur. 
Mimi: Nakata ile yolculukta karşılaşan bir Siyam kedisidir. Nakata’ya Johnnie Walker’a giden yolda yardımcı olmuştur. İsmini Puccini’nin ünlü operasından almıştır. (La Boheme)
Kavamura: Johnnie Walker’ı tanıyan ve gören bir kedi. Konuşmasını pek iyi beceremeyen akılsız bir kedidir. 
Susam: Johnnie Walker’ın esir aldığı, Nakata’nın, onu sahiplerine götürmek istediği kedi.
Tonton: Hoşino’ya giriş taşını kapatması yolunda yardımcı olan kedi.
Otsuka: Nakata ile kolayca anlaşabilen bir siyah kedi.
Toro: Bir süreliğine ‘soyut kavram’ haline bürünen kedi.

Karakter bakımından oldukça zengin olan romanda daha çok fazla karakterden bahsedilebilir. En temel olanlar bu karakterlerdir. Bu karakterler üzerinden hikaye işlenmektedir. Eserin çevirisi başarılı bir şekilde yapılmıştır. Eser 2005 yılında ‘ Yılın En İyi 10 Romanı / New York Times ‘ ödülünü, 2006 yılında ise World Fantasy Ödülünü ve yine 2006 yılında Franz Kafka ödülünü almıştır. Eser genel yapı itibariyle tarihsel olaylara ve Amerikan-Japon savaşına da değinmiştir. Özellikle Tastepe olayında Amerika’nın Japonya üzerindeki yıkıcı etkileri birebir olarak okuyucuya aktarılmıştır. Murakami iğneleyici sözlerini de esirgemeden bu önemli olayları okuyucuya kurgusuyla sunmuştur. Eserin dilinin sade olması bir o kadar yerini komediye ve espritüel bir dile bırakmıştır kitabın 2. yarısında. Hoşino karakterinin dahil olması kitabın dilini bir anda samimi ve neşeli bir hale bırakmıştır. (Elbette Hoşino-Nakata bölümlerinde.)

Ayrıca kitabın isminde geçen Kafka isminin Franz Kafka ile bir bağı yoktur. Bunu bir röportajda dile getiren Haruki Murakami, Franz Kafka’ya hayranlığını da bildirir. 34 defa basımdan geçen kitabın yayımlamasını DoğanKitap yapmaktadır. Murakami romanına çok önem vermiştir ve yayımlamadan sonra çıkan yaklaşık 8000 sorunun 1200 tanesine kişisel olarak cevap yazmıştır. Amerikan yazar ve roman yazarı John Updike romanla ilgili övgülerini tek bir cümlede belirtmiştir:
‘’ Sürükleyici, akıl çelen bir metafiziksel roman. ‘’

Eser toplamda 49 ana bölümden oluşur. Her bölüm yaklaşık 10-15 sayfa arasında sürer. Murakami bir röportajında eseri anlamanın kesin bir yolu olmadığını ve her okuyucu için eserin farklı yönler aldığını belirtmiştir. Eser, okuyucunun zaman, mekan ve durum algısına göre farklı gelişmektedir çünkü eserde oldukça fazla boşluk ve açıklanmayan sır perdesi vardır. Bu perdeleri aralamak okuyucuya bırakılmıştır. Ayrıca Murakami verdiği bir röportajda şöyle bir konuşma yapar:
‘’ Her yazar için o kitap özelinde bir favori karakter vardır. Okuyucudan okuyucuya da değişen bir durumdur bu. Benim bu romanda en çok bağlandığım ve özdeşleştiğim karakter Nakata olmuştur. ‘’ 

d)    Oedipus Kompleksi ve Romanda İşlenişi.
Oedipus Kompleksinin Romanda İşlenişi. (Bu bölümdeki bilgiler kitapta yer alan önemli olayların anlatımını içermektedir. Okuyucunun kitabı okuduktan sonra bölümü okuması tavsiye edilir.)
Romanda işlenişi bakımından zaten kehanetin kendisi bu duruma göndermedir. Murakami her ne kadar verdiği konuşmada bu kompleksi baz alarak eserini yazmadığını dile getirse de okuyucular dahil eleştirmenler bu kompleksin romanda büyük bir oranda işlendiğini savunmaktadır. Siz de romanın önemli özeti bölümünü okuduysanız bunu fark edecek olmalısınız. Kafka’nın hem annesi Saeki Hanımla cinsel birleşme içerisinde olması hem de ablası olabilecek bir kadına rüyasında tecavüz etmesi hem de öz babasını öldürme ihtimalinin olması bu kompleksi anlatır. Bu durumun kadınlar için olan çeşidi Elektra Kompleksidir. Biraz Oedipus Kompleksinden bahsedelim.
Oedipus Kompleksi:

Sigmund Freud tarafından ortaya atılan ve zamanının ses getiren teorilerinden birisi de Oedipus Kompleksi ya da Oedipus Karmaşası adı verilen teoridir. Psikanaliz'in kurucusu olan Sigmund Freud, Antik Yunan Mitolojisi'nde bahsi geçen hikayede bebekken terk edilen erkek çocuğun kral olması, bilmeden babasını öldürmesi ve annesiyle evlenmesidir. Freud bu mitolojik hikayeden etkilenerek komlepksin ismini Oedipus Kompleksi koymuştur.

Murakami tarafından yazılan ' Sahilde Kafka ' isimli roman, bu konuyu ele alır ve metafiziksel ögelerle besleyerek okuyucuya muazzam bir kararsızlık duygusu yaşatır.

Oedipus Kompleksi nedir? Oedipus Kompleksi, bir çocuğun aynı cins ebeveynine karşı duyduğu imrenme, kıskanç ve öfke duygularını, karşı cins ebeveynine karşı duyduğu aşk, cinsel haz ve istek (libido)'ya bağlayan bir psikolojik komplekstir. Kanıtların yeterli sayıda olmaması ve deney sonuçlarının çelişmesi, günümüz modern psikolojide bu teorinin artık yerinin olmadığını bize gösterir. Freud'a göre her insanın (çoğunlukla erkek çocuğun) ilk aşkı karşı cinsteki ebeveynidir. Filluk dönemde başlayan bu bağ 3-6 yaş arasında belirginleşir ve çocukların, aynı cins ebeveynleriyle özdeşleşmelerine kadar sürer. Bu bağlamda, Freud'a göre çocuklar aynı cins ebeveynlerini, farklı cinstekii ebeveynlerine duydukları cinsel haz sebebiyle saf dışı etmek ister. Freud, seksist bir görüş olarak erkek çocuklarında bu durumun var olduğunu savunsa da sonradan arası açılan dostu Jung'un yeni teorisi olan 'Elektra Kompleksi' Oedipus Kompleksinin tam tersini iddia eder. Bu komplekse göre kız çocukları, evin otoriter ve güçlü babasına karşı ilgi duyar ve annelerinden nefret ederler. Bu durumu, penisin bulunmaması ve 'penis kıskançlığı' denilen psikolojik duruma da bağlayan Jung'un teorisine Freud şunları demiştir:

'' Karşı cinsteki ebeveyne duyulan cinsel hazzın beraberinde getirdiği aynı cins ebeveyne karşılık öfke duygusu, yalnız erkekler içindir. ''

Yine de Freud bu söylemiyle baştaki tanımıyla çelişmiş olup teorinin güvenilirliğini ciddi oranda sarsmıştır.

Jung ve Freud'un teorileri kabul görmezler ve homoseksüel evliliklerdeki bağlanma durumunu açıklayamazlar. Kanıtların olmaması ve eşcinsel evliliklerdeki bağlılık durumunun açıklanamaması sebebiyle Elektra Kompleksi ve Oedipus Kompleksi günümüzde güvenilirliği olmayan kompleksler arasındadır.

e)    Kişisel Yorumlama / Eleştiriler.
Bu bölümdeki bilgiler kitapta yer alan önemli olayların anlatımını içermektedir. Okuyucunun kitabı okuduktan sonra bölümü okuması tavsiye edilir.
Bu yazının yazarı olarak kitapla ilgili bazı eleştirilerde bulunmak istiyorum. Yazarın okuduğum ilk kitabı olma özelliğini taşısa da kitabın ‘’okuyucuya bırakılan’’ sır perdelerini aralama görevini bir hayli başarısız buluyorum. Çünkü okuyucunun aralayacağı sır perdelerinin büyüklüğü, okuyucunun elinde olan bilgilere nazaran bir hayli büyük. Özellikle Sakura meselesi. Sakura’nın Kafka’nın ablası olduğunu düşündürerek kitap bitiyor. Kesin olmasa bile Kafka’nın öyle düşünmesi bizim de öyle düşünmemiz için büyük bir etken. Kısaca hikaye için inanılmaz önemli bir karakter Sakura. Fakat kendisini kitapta 2-3 kere ya okuyoruz ya okumuyoruz. Bu karakterin düzgün işlenmemiş olması hem de bolca yeri olan bir kitap için büyük bir eksiklik. Ayrıca lanet ve kehanet Sakura’nın hayatının da anlatılmasıyla daha da derinleştirilebilirdi. Ayrıca ‘giriş taşı’ meselesi. Ne neden aradığımızı biliyoruz ne giriş taşının ne yaptığını. En azından bazı bilgiler olsa yolumuzu görseydik bazı yorumlamaları yapmak daha kolay olurdu. Bu Sakura ve giriş taşı meseleleri elimizde 0 bilgi ile yorumlatılmak istenen olaylar. Bu da açıkçası biraz can sıkıcı. Çünkü ne düşüneceğinizi bilemeyecek kadar az bilgi var elinizde. Onun haricinde diğer karakterlerin işlenişleri tek kelimeyle olağanüstü. Karakter işleyişi olarak en iyi kitaplardan birisi olduğuna inanıyorum. Olay işlenişleri de bir hayli başarılı ve kopuk hissettirmemekte. Her bölüm aralığında bir bölümden bir bölüme geçerken sorunun ne olduğunu ve nerede kaldığınızı çok rahat hatırlıyorsunuz. Bu da size bölüm geçişi gibi değil de filmde bir başka sahneye atlıyor gibi bir akıcılık sağlıyor. En çok eleştireceğim nokta Sakura karakterinin ve giriş taşı olaylarının düzgün işlenmemiş olması. Özellikle Sakura gibi önemli bir karakteri kitabın en silik ve önemsiz karakteri haline çevirmek bir hayli hayal kırıklığı. Eserin bir başyapıt olduğu hakkında kuşkusuz olumlu bir görüşüm var. Sürükleyiciliği ve akıcılığı insanı alıp götüren bir roman olduğunu şüphesiz söyleyebilirim. Yine de bu durumlara da dikkat edilmesi kitap ve okuyucu açısından büyük bir artı olurmuş. Eserin  genel yorumlarına bakıldığında, okuyucuları bir hayli alıp götürdüğü söylenebilir. Ben de aynı fikirdeyim. Eseri 5 gün gibi kısa bir zaman diliminde bitirdim. Burada övgü bana değil elbette Murakami’ye ve Sahilde Kafka adlı muazzam romana gitmelidir. Metafiziksel düşüncenin de edebiyattaki en güzel örneklerinden birisi olduğuna inanmaktayım. Murakami’nin aksine benim bağdaşlaştığım karakterler Kafka Tamura ve Hoşino oldu. Özellikle Kafka’nın büyük bir ilginçliği var. Hoşino’nun ise benzersiz bir espri anlayışı ve karakter gelişimi var. Espri anlayışı demişken:

Roman büyük oranda komediye de yer vermiş. Tarihsel olaylara ve Japonya tarihine de değinilmiş. Bu da sıkıcılık oranını minimuma indirmiş neredeyse. Ne yazık ki işin komedi tarafı yalnızca Hoşino tarafından sağlanmaktadır. Bu bir negatif özellik değil. Hoşino cidden esprileri öyle yerinde yapıyor ki okuyucu, bir sonraki bölümü okuma gücünü kendisinde bulabiliyor. Bu aslında romanın kritik belirleyici durumlarından birisi olmuş. Bakıldığına Hoşino karakteri gelişime en açık ve en ilginç karakterlerden birisidir nacizane fikrimce. 

Herkesin okuması gereken bir başyapıtı sizlere en derin şekliyle aktarmaya çalıştım. Umarım herkes için faydalı olmuştur. 

       
   
 

      

    
 

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.