İş ve Sevgi Ya da Sevgi ve İş

Edebiyat

İş ve Sevgi Ya da Sevgi ve İş

 

“Algoritma” kelimesi son zamanlarda hayatımızın tam da göbeğinde yer alan bir kelime. Anlamı şöyle:Belli bir problemi çözmek veya belirli bir amaca ulaşmak için tasarlanan yol. Matematikte ve bilgisayar biliminde bir işi yapmak için tanımlanan, bir başlangıç durumundan başladığında, açıkça belirlenmiş bir son durumunda sonlanan, sonlu işlemler kümesidir.

Bu tanımları somut hale getirelim: Diyelim ki telefonunuzda bir konuyla ilgili arama yapıyorsunuz. Aynı araştırmayla ilgili sayfaların daha sonra da ekranınıza kendiliğinden geliyor olması algoritma ile ilgilidir. Başka bir açıdan bakarsak bir kez merak edilen konu artık sürekli dikkatimizi çeker hale gelecektir. Belki de unutup gideceğimiz bir durum istemeden deolsa algoritma nedeniyle bizi ağına çekecektir.

 Algoritmaların günlük hayatımızın her noktasında olduğunun farkında mıyız? Sayıların sıralanması, fotoğraf kamerasının yüz algılaması, google ile kelime aratmaya kadar her şey bir algoritma mantığı üzerine kurulmuştur. Kullanmakta olduğumuz algoritmaların önemini kavramak ve bu algoritmaların neler olduğunu bilmek çağımıza ayak uydurmak için gerekli hale gelmiştir.

Bir yapay öğrenme algoritması binlerce resmin içinden herhangi bir insanı büyük bir hızla ve ölçekle seçebiliyor. Diğer bir deyişle görseller içindeki örüntüyü kolayca ortaya çıkarabiliyor. Yapay zekânın çok başarılı olduğu birçok alan var. Herkesin de dile getirdiği gibi yapay zekâ dünyayı değiştiriyor evet ancak tarih içerisinde teknolojinin büyük değişiklikler yaptığı dönemlerin sıkça yaşandığı da unutulmamalıdır. Örneğin bir zamanlar traktörün dünyayı değiştirdiğini gördük ve dünya buna hızla uyum sağladı.

Her geçen gün binlerce veri üretiliyor. Veriler belli bir algoritma ile düzenlenip işleniyor. Örneğin ciltte yer alan binlerce benin hangilerinin kanser tehlikesi taşıdığını yapay öğrenme algoritması uygulayarak tespit edilebileceğini açıklayan bir makale, çok prestijli bir dergide yayınladıktan sonra doktorlar tarafından hemen geri çekilmiştir. Nedenine gelince tespit edilen benler cetvelle ölçülen ve kaydedilen benlerdir. Doktorlar cihazlarla incelerken tehlikeli olabileceğini düşündükleri benleri cetvelle ölçerek tekrar inceliyorlar. Ve o benlere dikkat edilmesi gerektiğine karar veriyorlar.Bu algoritma üzerine kurulan yapay öğrenme de cetvelle ölçüme giden benlerin fotoğrafını seçiyor. Dolayısıyla yapay zekâ algoritması aslında şekli tanımaktan ziyade fotoğraf içinde cetvel olup olmadığına bakıyor.

 Algoritmalar hukuk sisteminde de karşımıza çıkıyor. Örneğin Amerika'da bir süre önce kullanılan karmaşık bir algoritma, bir insanın çeşitli özelliklerine bakarak o kişinin tekrar suç işleme olasılığını tahmin etmeye çalışıyor. Ardından suç işleme olasılığı daha yüksek olan insanları yargıçların önüne getiriyor. Burada da aslında algoritma çok basit kurallar ile çalışıyor. Örneğin şu iki sorunun cevabına göre olasılığı belirliyor: 

Gelen insan belirli bir yaşın altında mı? 

Siyah tenli bir insan mı? 

 

Peki, bu tür alanlarda yapay zekâ kullanılmalı mıdır? Görüldüğü üzere bu önemli bir tartışma konusudur. Çünkü ırkçı bir tutum göze çarpmaktadır. Neticede bu algoritmalar geçmişte yargıçların ürettikleri veriyi kullanıyorlar. Kullanılacak algoritmaların belirli alanlar için özellikle şeffaf ve anlaşılır olmasıgerekmektedir. Bu noktada devreye giren Yapay Zekâ (AI) Yasası ile yasal, güvenli ve güvenilir uygulamalar için tek bir pazarın geliştirilmesinin kolaylaştırılması ve pazarın parçalanmasının önlenmesi hedefleniyor.  

Diğer taraftan, Avustralya’da TikTok, Instagram ve Snapchat'in de aralarında olduğu sosyal medya platformlarının kullanımını 16 yaş altına yasaklayan dünyadaki ilk yasa yürürlüğe girdi. Yasanın yürürlüğe girdiği 10 Aralık 2025’ten itibaren dünyanın en büyük sosyal medya platformlarının birçoğu, Avustralya'daki 16 yaş altı tüm kullanıcıların hesaplarını silmek zorunda. Bu karar yüz binlerce çocuk ve genci etkileyecek.

Yapılan araştırmalarda çocukların onda yedisinin zararlı içeriklere maruz kaldığı belirlendi. En başta bahsettiğim ekrana kendiliğinden düşme gerçeği nedeniyle yaşanan bir durum. Bunlar arasında kadın düşmanı paylaşımlar, yeme bozukluğu ve hatta intiharı teşvik eden içerikler olduğu tespit edildi. Çocukların yedide biri, kendilerinden yaşça büyüklerin cinsel amaçlı kandırmaya yönelik davranışına maruz kaldıklarını söyledi.Yarısından fazlası da siber zorbalığa maruz kaldığını ifade etti. Bu tür paylaşımları bir kez bile izleyen çocuklar algoritmanın bu tür içerikleri sürekli önlerine çıkartması sebebiyle farkına varmadan zarar görmekte.

Yapay zekâ ile gündeme gelen diğer önemli bir alan da “Yapay zekâ çağında yönetişim” dir. Bütün bu algoritmalar, yapay zekâ konusunda bilinmezlikleri içinde barındıran “kara kutu” ve “etik” gibi başlıklarla “yönetişim” in işidir. Yönetişim çok önemli bir sorumluluktur.

Yapay zekâ çağında yönetişim meselesi yalnızca sistemlerin ne yapabildiği ile değil insanın nasıl karar verdiği ile ilgilidir. Yapay zekâ bize hız, kapasite ve verimlilik sunuyor. Ancak yönetişim sadece doğru kararlar almak değil yanlış kararların sorumluluğunu üstlenebilmektir. Burada etik devreye girmektedir işte tam bu noktada teknoloji geri çekilir, insan öne çıkar. Bu açıdan “yönetişim” bir tür sorumluluk meselesidir.

 Bir yazar için dünya verilerden çok hikâyelerden oluşur. Hikâyeler bize şunu öğretir: Her kararın bir sonucu her sonucun bir bedeli vardır. Algoritmalar sonuç üretir; edebiyat ise bu sonuçların insani karşılığını hatırlatır. Anlam ve anlamak… Sessiz kalan cümlelerin yarım bırakılmış duyguların varlığını kim inkâr edebilir ki… Hikâyenin ardındadır onlar ve kategorize edilemezler. Bir algoritmaları olamaz.

Bugün algoritmalar işe alımdan adalete kadar pek çok alanda karar süreçlerine dâhil oluyor. Bu nedenle sormamız gereken temel soru şudur: Bu kararlar hangi değerleri esas alıyor?

Yönetişim, işte bu değerler meselesidir. Güç arttıkça vicdanın da büyümesi gerekir. Kitaplar bu yüzden hala gereklidir çünkü kitap insan beyninin bütün katmanlarını açar. Okuyan insan düşünür, düşünen insan sorar, soran insan ise yönetir.Bugün makineler çalışabiliyor, hesaplayabiliyor, hatta yazabiliyor. Ancak anlam üretemiyorlar. Çünkü anlam hiçbir kalıba hiç bir algoritmaya giremez. Freud’un şu sözü gibi: ”İş ve sevgi, sevgi ve iş söylenebilecek başka bir şey yok.” Ne sevgiyi işten ne de işi sevgiden ayırabiliriz. “SEVGİ ve İŞ” bir arada yönetişilmelidir.

Yönetişim, algoritmaların ne yapabildiği değil insanın neyi yapmamayı seçebildiğidir.

 

Yorum

Nuriye Toraman (doğrulanmamış) Per, 15 Ocak 2026 - 22:07

Yüreğinize emeğinize sağlık Hocam, güzel bir konuya değinmişsiniz..

Neşe Kunduracıoğlu (doğrulanmamış) Cu, 16 Ocak 2026 - 10:35

".....kitap insan beyninin bütün katmanlarını açar. Okuyan insan düşünür, düşünen insan sorar, soran insan ise yönetir.Bugün makineler çalışabiliyor, hesaplayabiliyor, hatta yazabiliyor. Ancak anlam üretemiyorlar...."
Eskiden beri hep aynı soru sorulur: Yapay zekâ bir gün dünyayı ele geçirir mi? . Yapay zekâ, okuyan ve sonucunda düşünen yaratıcılığını besleyen insanın karşısında asla üstün olamayacağını n Semiha hocamız ne kadar da güzel anlatmış. Emeğinize sağlık

Handan Eltugay (doğrulanmamış) Ct, 17 Ocak 2026 - 10:50

Semıha hocam, o kadar güzel ifade etmişsiniz ki , algoritmalar hayatımızda hep vardı günümüz teknolojik ortamında da artarak devam edıyor, ancak kıtaplar da hayatımızın olmazsa olmaz parçaları, ne kadar güzel bir anlatımınız var, tebrık ederım

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.