Yücel Feyzioğlu / 7. Yazı
“Gülen başkalarıdır, ağlayan ben ben...”
Özbekistan’da okuryazar olmayan yok gibidir. Semerkand ve Buhara şehirleri ve Fergana, Harezm bölgeleri târih boyunca bilim ve kültür merkezi olmuştur. Bu şehirlerde; Harezmî, Birûnî, Uluğ Bey, Kâdızâde-i Rûmî, Ali ŞirNevâî, GıyâseddînCemşidKâşî eş-Şirâzî, Muhammed el-Buhârî, Ubeydullah-ı Ahrâr, Necmeddîn-i Kübrâ gibi birçok bilim insanı, şair ve yazar yetişmiştir.
Aradan yüzlerce yıl geçmiş olsa da bu coğrafyada yetişen bu büyük insanların etkileri günümüzde hâlâ sürmektedir.
Çolpan
O büyük kültürden gelen günümüz yazar ve şairlerine gelince; ünlü yazar Babahan Muhammed Şerif ile daha 1987 yılında Baku’da tanışmış, Hazar Denizi’ne karşı oturup sohbet etmiştik. Karısına karşı nasıl da ince ve sevecendi. Bir lale yaprağı gibi koruyordu onu, üstüne titriyordu. “Şafak Söker” kitabındaki şiirleri gibi...
Bugünkü Özbek Edebiyatının, 19. yy'ın ikinci yarısına kadar Orta Asya Türk yurtlarının ortak edebiyatı temeli üstünde yükselmiş olduğunu vurguluyordu.
Türkiye'de daha çok "Çağatay Edebiyatı" olarak bilinen kültürün devamcısıydı. Özbeklerin 20.yy sesi ünlü şair Çolpan’ın olduğunu söylemişti. Yaşamı boyunca özgürlük şarkılarını dilinden düşürmeyen şairin hayatı büyük bir dramla sonlanmıştı. Çolpan’a karşı ilgiyi bende böyle uyandırmıştı sevgili Babahan.
Çolpan’ın asıl adı Abdülhamid Süleymanoğlu Yunus'tu. 1897 yılında Özbekistan'ın Andican kentinde doğdu. Genç yaşta hem Türk dünyası hem de Batı edebiyatına çalıştı. 1913 yılından itibaren daha 16 yaşında iken aktif olarak yazarlığa başladı ve adını duyurdu. İlk makalelerini “Sada-yı Türkistan”, “Sada-yıFergana” ve “Türkistan” gazetelerinde yazdı. Dönemin önemli olaylarını milliyetçi bir tavırla yazan Çolpan, ses getirdi. 1922'de şiirleri Özbek Yaş Şairleri adlı antolojide yayınlandı. Aynı yılda ilk şiir kitabı Bulaqlar basıldı.
Türkistan'ın parçalanmasının ardından söylediği şu dörtlük herkesin dilindedir:
Gülen başkalarıdır, ağlayan ben ben.
Oynayan başkalarıdır, inleyen ben.
Egemenlik öykülerini işiten ben ben,
Kulluk şarkısını dinleyen yine ben.
Ne yazık ki bu büyük şair Türkiye’de tanınmadı. Türkiye aydını tek yanlı olarak Batı’ya ve Rusya’ya o kadar odaklanmıştı ki, kendi kültürüne, kendi geçmişine ilgi göstermedi. Bu ilgisizlik hâlâ devam ediyor. Çolpan ve Kazak şairi MuğcanCumabay doğdukları zaman Fransız devrimi ile imparatorluklar çoktan çökmeye başlamış, bütün dünyada milli edebiyat, ulusalcılık yol almıştı. “Bunlar da kendi toplumlarının Rusya’dan bağımsız ve özgür olmasını istiyor, milli edebiyatı destekliyorlardı. Tarihî şiirler yanında lirik, doğal, trajik ve sosyal şiirler de kaleme aldılar. Dile, edebiyata, millî kültür ve tarihe, mitolojik şahıs ve kaynaklara, hürriyete, bağımsızlığa, kadın ve insan haklarına, şiirlerinde geniş yer verdiler. Epik, lirik, idealist duyarlılıkta, bireysel ve sosyal hüznü işlediler.
Sonun Başlangıcı...
Özbekistan Sovyet Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla sonun başlangıcına adım atıldı. Uygulanan baskıcı politikalar ve hükûmetin tutumuyla milliyetçi aydınlarla birlikte Çolpan da susmak zorunda kaldı, yazılar yazamadı. 1925 yılında “güçlüler karşısında eğdim boynumu” diyerek sustuğunu pişmanlıkla itiraf etmek zorunda kaldı. Suskunluğun onu kurtarmayacağını görmüştü. 14 Haziran 1937'de milliyetçilik suçlaması ile halk düşmanı ilan edilerek tutuklandı. Hapishanede gördüğü yoğun işkencelerden sonra 4 Ekim 1938'de kurşuna dizilerek infaz edildi.
Cumabay Heykeli
MağcanCumabay da1893 yılında Güney Kazakistan'da, Sasık Göl yakınında bir köyde doğmuştu. Cumabay Kazakların, Çolpan da Özbeklerin ünlü şair ve yazarıydılar. M. Cumabay da 1932 yılında tutuklandı, 7 yıl sonra o da kurşuna dizildi.
Hayatta iken yayımlanamayan eserleri bağımsızlık kazanıldıktan sonra yayınlandı. 1991'de Kazakistan’da ve Özbekistan’da cadde ve kütüphanelere onların ismi verildi. Çolpan anısına Nevai edebiyat ödülü konuldu.
Muhtar Avazov
Ünlü Kazak yazarı ve aydını Muhtar Avazov şöyle yazıyor: “Bu iki Türkistan aydınının ilkeleri, fikirleri, bilgileri, duyguları, hassasiyetleri ve lirik şiir estetikleri birbirlerine yakındır. Mağcan, Abay’la birlikte Kazak şiirinin, Çolpan ise Özbek yeni şiirinin kurucularıdır. Şiir dışında çok yönlü yazarlık başarılarıyla da benzeşirler. Şiir ve nesir edebiyatı yanında ülkelerinde ilk başarılı çevirileri de onlar yaptılar. Çolpan; Çehov, Şekspir ve Tagor’dan, Cumabay da Maksim Gorki, MaminSibiryak ve VsevoldIvanov’dan çeviriler yaptılar.”
“Yeni kuşakları cahillikten kurtarmak istediler. Her iki şair de cedidci bir hassasiyetle eğitime, okullara büyük önem verdi. Mağcan 1922’de Orenburg’da Pedagogika adlı dikkat çeken kitabı bunun için yazdı. Çolpan gençlerin ve bilhassa kadınların okuma yazma öğrenmeleri, eğitilmeleri, sosyal hayata katılıp kendilerini ve toplumu geliştirmeleriyle ilgili birçok şiir ve makale yazdı.”
“Söz ustalığında Çolpan Yahya Kemal Beyatlı ve Şekspir’le karşılaştırıldı; Mağcan’a Kazakların Puşkin’i dendi. Bilindiği gibi Yahya Kemal, yeni Türkiye Türkçesi şiir dilinin, Şekspir İngiliz tiyatro edebiyatının ve Puşkin Rus edebi dilinin kurucularıdır. Mağcan ve Çolpan, sadece Kazak ve Özbekler için değil, bütün Türk dünyası edebiyatları için de önemlidirler.”
Tarihî ve Yarı Mitolojik Kahramanlara Özlem
Cedidciler tarihe ve yarı mitolojik Türk kahramanlarına eserlerinde çok yer verdiler. Rusya’ya bağımlılıktan kurtulmak için tarihin altın çağlarını moral güç olarak işaret ettiler. MağcanCumabay Türkistan ve Alıstağı, Bayrum başta olmak üzere Oral, Oral Tayı, Ot, Ok Jetpes’ting Kıyasında gibi şiirlerde ulu mekânlar ve şahısları anımsatır. Bunlardan bazıları şunlardır: Emir Temur, Atapır, Abılay Han, Uvalı Han, Koylıbay, Ak Nazar, Kasım Han, Afrasyap, Uluğ Bey, Subitay, İbni Sina, Farabi, Atilla vb.
Türkistan’ın bu yiğit evlatlarından biri 1937 ve diğeri 1938’de öldürülerek şehit edildiler. Onları öldürenleri değil, bugün Cumabay ile Çolpan’ı konuşuyoruz.
1991'de Özbekistan'ın bağımsızlığını kazanmasıyla ülkede "Ulusal İçerikli" bir edebiyat yeniden gelişmeye başladı. Bu edebiyatın başlıca temsilcileri şu isimlerden oluşmaktadır: Hamit Alimcan, Erkin Vahidov, Abdullah Oripov, Cemal Kemal, Rauf Parfi, GûlçehreNurullayeva, AmarMatcan, Dedehan Hasan, Muhammed Salih, Hasiyet Baba Muradova, Azim Süyün, Umsan Azimov, Şevket Rahman, Erkin Azam, Hurşit Davron, Tahir Kahhar, Sait Ahmet, Naim Karimov, Nazar Eşankul, Muhammed Yusup, MirtemirTursunov, Halime Xudoyberdiyeva, Gafur Gulom daha bir çok yazar ve şair...
Özbekistan edebiyatında önemli isimlerin başında yer alan ünlü bir kadın şaireyi özellikle anmak istiyorum:
Zülfiye
1915 Taşkent doğumlu olan şaire 21. yüzyılın en iyi Özbek şairlerinden biri olarak tanınıyor. İlk şiir koleksiyonunu 17 yaşındayken yazan Zülfiye, Özbek kadınlar için ‘sevgi, vefa ve sadakatin simgesidir. Savaş yıllarında yazdığı şiirlerle mücadele ruhunu mısralara döken ve umut olan ünlü şaire, 1935 yılında kaleme aldığı şiirlerle Özbek halkının gönlünü kazanan şair Hamid Alimcan ile evlendi.
Her iki şairin aşkı Özbekistan’da ölümsüzleşirken, eşi Hamid Alimcan’ı 3 Temmuz 1944 yılında bir trafik kazasında (?) kaybeden ZülfiyeAlimcan, daha sonra yazdığı birçok şiirini eşine adayarak ve destanlarıyla oyun ve opera liberettosu yazarak dünya literatüründeki yerini aldı.
Şiirlerinde ağırlıklı olarak Özbek kadının sadakati, sağlam iradesi ve iyi kalpliliğini anlatan Zülfiye'nin Rusça, İngilizce, Almanca, Bulgarca, Çince, arapça, Farsça ve daha birçok dillere çevrilen şiirleri, Özbekistan’daki birçok şaire de ilham kaynağı oldu.
Yücel Feyzioğlu,
Fotoğraf: Brigitte ve Frank Gorille
Yeni yorum ekle