Mitoloji Ve Kahramanlık Alıntısı

Edebiyat

Mitoloji Ve Kahramanlık Alıntısı

 

“Mitleri, doğuşlarını ve anlamlarını yorumlayan, inceleyen, bir bakıma eski dünyada yaşamış insanların, sosyal ilişkileri ve doğa olaylarını algılayış tarzları ile dinsel inanışlarına bakış açılarının yorumlanmasını konu edinen bilim dalı” mitoloji; bir ulusa, bir dine ve bir uygarlığa ait mitleri ele alır. Mitoloji, sözlükte, “ilkel insanlar ve insanüstü varlıkların başlarından geçen masalsı olayların incelenip anlatılmasını konu edinen efsane bilimi” anlamıyla da karşılanır. [1]

Felsefi ve fenomenolojik bakış açısıyla mitoloji; yaratılış, tanrılar, kutsallar, kahramanlar, devler ve fizikötesi yaratıklar konusundaki simgesel rivayetlerdir. Mitoloji, ilkel çağlardaki insanların ayinleri, inanışları ve medeniyetlerinin teorik yönlerinin, bir başka deyişle yaratılışın başlangıcına ve kaynağına götüren aktarımlardır. İlkel insanların inanışları mitolojilerle başlar ve daha sonra dinsel inanışlar ve büyük dinler yapılanır. Buradan hareketle mitoloji, “çok uzak zamanlarda yaşamış ilkel insanların dinsel inanışları ve dünyaya ait görüşleridir. Söz konusu görüşlerin önemli bir kısmı da gözlemleri ve son dönem bilimsel gelişmelerin kurallarından uzak simgesel birtakım değerleri kapsamaktadır.”[2]

 

Mitoloji, çok eski çağlardan beri var olagelmiş, ilk insan toplumlarında da görülen, aynı zamanda sosyal etkinliği güçlü bir olgudur. Eski Yunan’da filozof, tarihçi ve asker, Sokrates’in öğrencisi Ksenophon (MÖ 430-355); antik çağların ünlü Yunan şairi ve ozanı, MÖ 8. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış olduğu tahmin edilen İyonyalı ozan Homeros ve MÖ 8. yüzyılda yaşadığı düşünülen, Yunan didaktik şiirinin babası olarak anılan ünlü ozan Hesiodos’un mitolojik rivayetlerini, “gerçekdışı” olarak kabul etmektedir. 19. yüzyıl biliminsanları için mitoloji, “şairlerin hayal güçleriyle ortaya çıkardıkları anlatımlar”dır. Mitolojinin, “gerçek, kutsal ve son derece anlamlı olaylar” olarak tanımlaması için 20. yüzyıla gelmek gerekecektir. Eliade, mitolojiyi şöyle tanımlar: “Mitoloji, fizikötesi evrene ait serüvenleri, ilkel çağlarda, ilk başlangıç dönemlerinde gerçekleşen olayları aktaran bir anlatıdır. Mitoloji, genellikle yaratılışla ilgili gelişmeleri aktarır. Yani varlıkların nasıl meydana geldikleri, nasıl var oldukları; varlık evrenine hangi ortamlarda ve nasıl adım attıklarını ele alır.”[3]

İlkel insanlar mitoloji ile efsane arasında farklılık olduğu inancını taşırlar. Onlara göre mitoloji, “kutsal ve gerçek”; efsane ise, “kutsal olmayan ve gerçekdışı bir olgu”dur. Mitoloji, ilkel insanın dünya hakkındaki yorumunu, eski insan düşüncesinin teorik yönünü; inançlar ve dinsel özellikler de onun pratik boyutunu oluştururlar.[4]

Mitoloji, kahramanlık anlatılarıyla çok yakın ilişki içerisinde bulunmaktadır. Bu anlatılar, gerçekte mitolojinin ruhu ve canı olarak kabul edilmektedir. İnançlar ve düşünceler, kahramanlık anlatılarının bedenlerinde birer ruh olarak sembolize edilmiş, bir bakıma onu sonsuzlaştırmışlardır. Bu yakın ilgi ve koparılamaz bağ, bir toplumun yapısındaki kahramanlık anlatılarının yeri ve derin izleriyle, o toplumun hayatında, tarihinde ve halkı üzerindeki yoğun etkileri ve söz konusu toplumun mitolojik değerlerini öğrenmeden tam anlamıyla ortaya konulamayacak kadar güçlüdür. Bir milletin varlığı ve birtakım değerleri tehlikeyle karşı karşıya kaldığında, bireylerinden biri ya da birkaçı, belki de farkında bile olmadan kendi tarihsel derinliklerine dalıp mitolojik efsanelerin dünyasına uzanarak kahramanlık dönemlerinden birtakım değerler alıp milletini uyandırmak, kamu vicdanını harekete geçirmek için dış saldırılar ve tehlikeler karşısında direnişe çağırmada etken araçlar olarak kullanma yolunu seçer. Fars edebiyatının en ünlü yapıtları arasındaki Şahnâme de Firdevsî’nin benzeri çabaları sonucu ortaya çıkmış bir başyapıt olarak kabul edilir.[5]

Hikâye ve rivayet temelli olağanüstü olaylar ve gelişmeleri konu edinen, ulusal kahramanlık renkleri taşıyan şiirlerden oluşan kahramanlık anlatıları, genelde hikâye, kahramanlık, ulusallık ve olağanüstülük gibi dört temel niteliği birlikte taşırlar. Kahramanlık anlatısı, geçmişin hayali tarihidir. Kahramanlık anlatısı içerikli şiirler, ulusların daha çocukluk çağlarını yaşadıkları dönemlerini anlatan, tarih ile mitolojinin, hayal ile gerçeğin iç içe geçtiği; şairlerin de, ulusların tarihçileri olduğu dönemlerin şiirlerdir. Çünkü o çağlarda henüz eleştiri yaygın değildir ve uluslar da geçmişte başarıdan başarıya koşan, belli ölçülerde medeniyetle tanışan atalarının, kahramanlarının ve büyüklerinin tavsiyelerine, vasiyetlerine ihtiyaç duymaktadırlar. Kahramanlık şiirlerinin önemli bir kısmını kişiler ve olaylar oluşturur: Kahramanlık şiiri yazan şairin başlıca görevi de bütün incelikleri ve duygusal yönlerini öne çıkararak maddi açıdan seçkin ve ileri, manevi bakımdan ise güçlü birinsan tipi oluşturmaktır. Çünkü hayal her zaman geçmişin en ideal tiplerini arar; ancak akıl ve mantık, bu nitelikteki örnekleri her zaman gelecekte bulmak ister. Kahramanlık anlatılarının önemli yönlerinden biri de, ulusal değerleri ön plana çıkarmalarıdır. Bir ulusun ütopik tarihsel nitelikli bu kahramanlık metinleri bir gerçekler yatağında gelişmektedir. O da söz konusu ulusun ya da toplumun etik değerleri, sosyal, siyasi özellikleri, dinsel ve düşünsel dünyalarındaki değerler ile inançları temeline dayanır. Elbette burada ulusun o çağlardaki etik algılamaları, insanların düşünce tarzları, hayat ve ölüm hakkındaki düşünceleri oldukça önemli etkenler arasında yer alır.[6]

Kahramanlık şiirlerinde son derece dikkat çeken bir özellik de, olağanüstülüktür. Yani gelişmelerin mantık ve bilimsel ölçüleri aşan düzeyde olmalarıdır. Bu gerçek, kahramanlık anlatısı olabilmenin olmazsa olmazıdır. Her kahramanlık anlatısında olağandışı, alışılmışın dışında gelişmeler mutlaka yer alır. Bütün bu sıra dışılıklar, oluştukları çağların dinsel inanış sistemleri tarafından yönlendirilirler. Her ulus fizikötesi inanışlarını “ilginç ve şaşırtıcı” faktörler olarak kahramanlık destanlarında kullanır. Bütün kahramanlık anlatılarında doğadışı varlıklar ve yaratılan tiplerin şairin betimlemeleriyle ortaya çıkması da işte bu gerekçeye dayanır. Örneğin, İlyada’da tanrıların rolleri ve işleri sürekli olarak kendini gösterir, keza Odysseia’da da benzeri gelişmeler dikkat çeker; Şahnâme’de ise, Sîmorg’un özellikleri, Beyaz Dev, İsfendiyâr’ın dokunulmazlığı, Zâl’ın bin yıl yaşaması gibi gelişmeler olağandışı ve kahramanlık anlatısının yapısını güçlendiren, hayal temellerini derinleştiren niteliklerdir.[7]

Kahramanlık anlatıları birkaç farklı öğeden oluşur: Bunların temelindeki önemli öğe ise mitolojik içeriklerdir. Gerçekte kültür ve medeniyet tarihinde, insanların yaşadıkları sosyal çevrelerde, düşünsel yapılanmalarda ve kültürel oluşumlarda zamanın ilerlemesi sonucu ve farklı konularda yaşadıkları değişimlere rağmen mitler hiçbir zaman ölmemiş ve unutulmamışlardır. Birçoklarının kabulüne göre böylesi durumlarda kahramanlık anlatılarıyla korunmuşlardır. Bu yüzden mitolojiyle kahramanlık arasında çok sıkı bağlar olduğu kabul edilir. Bir açıdan kahramanlık anlatısı, mitolojinin edebi, hikâyemsi bir versiyonu olarak algılanır.[8]

Mitlerin oluşması, sosyal yapılanmaların birer yansımaları, doğa güçleri ve insanın psikolojik tepkileriyle gerçekleşmiştir. Hemen hemen bütün ulusların mitolojilerinde, daha çok tanrısal özellikler yüklenmiş olarak gök, güneş, yer, dağ, ağaç, su gibi doğa unsurları yoğun bir biçimde göze çarpar. Doğa öğeleri ve daha değişik şekillerde tasvir edilen bu tanrıların kendi aralarındaki ilişkiler ile insanlarla temasları, mitlerin oluşum çağlarındaki sosyal ilişkilerin birer yansımaları olarak algılanır. Bir bakıma mitler, ilkel çağların hikâyecilerine ve onların rüya dünyalarına kadar iner. Bu kişilikler daha sonraki çağlarda “şair” ya da “filozof” diye adlandırılan tiplerden çok da farklı özellikler göstermezler. İlk destanları anlatanlar, hayallerindeki efsanelerin kaynaklarını bulma zorunlulukları olmadığını düşünüyorlardı. Ancak bir zaman sonra insanlar, duydukları, yüzyıllarca dinlemiş oldukları hikâyelerin kaynaklarını aramaya koyuldular. Böylece yüzyıllarca önce, şimdi eski Yunan adıyla bildiğimiz coğrafyada insanlar, düşüncelerini öylesine geliştirdiler ki, tanrılar hakkında bildikleri bütün hikâyelerin, eski dönemlerdeki egemenlik sürmüş kralların, ulusal kahramanların ya da kumandanların abartılarla dolu eski geleneklerinden başka bir şey olmadıklarını fark ettiler. Daha sonraları birçok efsanenin, anlatıldıkları şekilleriyle gerçeklerle ilgilerinin olamayacağı kanısına vardıklarında da, onları insanların anlayışlarına ve kabullerine yaklaştırmaya çaba gösterdiler.[9]

Bir başka açıdan mitoloji, “bir milletin ya da bir toplumun ilk ve manevi tarihi”dir. Bu yüzden o toplumun ya da milletin diliyle uyum içerisindedir. Bu açıdan dil ve mitoloji, birlikte ortak bir işleve sahip olarak edebi metinler çerçevesinde çok uzak geçmişlere ait gerçekleri ve o gerçekler etrafında oluşturulmuş mitolojik rivayetleri bizlere yeniden anlatan araçtır. Gerçekte günümüz dünyasında bizim “kültür” olarak tanımladığımız değerlerin, eski dünyada “mitoloji” ve “din” olduğu unutulmamalıdır. İlkel toplumlarda mitoloji ve din birleşimi, o toplumların kültüründen başka bir şey değildir. İlkel toplumlarda mitoloji ve din alanları dışında bir düşünce ve eylem, yer bulamazdı. Bütün yaşamsal eylemler ve insan düşünceleri mitoloji ve din kapsamında yer alırdı.[10]

Kahramanlık anlatılarının en önemli özellikleri arasında bu tür anlatılardaki betimlemelerin, kahramanlar, yapısal özellikler ve bu anlatıların ifade edildikleri dilin öne çıkarılması yer alır. Kahramanlık anlatısı betimlemelerinin en önemli özelliği çok yaygın olmalarıdır. Betimleme, bu türün her alanında daha da yaygınlaşmak ve daha da açık olarak görünmek ister. Bu yüzden de, değişik açılardan ve farklı boyutlarda sınırlamalarla çevrili trajik ve komik betimlemelerden farklı özellikler gösterir. Kahramanlık anlatıları asla ve kesinlikle sınır tanımaz, zamansal ve mekânsal sınırlamaları kabul etmezler. Tanınmayan ve bilinmeyenlere saldıran kahramanlık anlatısı, hayalin manifestosu, hayalin manevra alanlarını göstermektedir. Bir bakıma bunlar insan iradesinin rüyaları olarak güce susamış iradenin susuzluğunu gidermekte, onu kandırmaktadır. Öte yandan trajedi örneğin, insan iradesinin zayıflığını, kavrayış gücünün sınırlılığını da göstermekte, bu yüzden de parça parça betimlemelerden yardım almaktadır.[11]

 

[1]Türk Dil Kurumu, Türkçe Sözlük, “mitoloji”, II, s. 1571.

[2]İsmailpûr, Ebu’l-Kâsım, Zîr-i Âsumânehâ-yiNûr(Costârhâ-yiUstûrepejûhî ve Îrânşinâsî), Tahran 1382 hş, s. 9.

[3]İsmailpûr, Zîr-i Âsumânehâ-yiNûr, s. 9.

[4]İsmailpûr, Zîr-i Âsumânehâ-yiNûr, s. 9.

[5]Vahiddûst, Mehveş, Nihâdînehâ-yiEsâtîrî Der Şâhnâme-yiFirdevsî, Tahran 1379 hş., s. 15.

[6]Aydınlû, Seccâd, Ez UstûreTâHamâse, Tahran 1388 hş., s. 24; Kedkenî, Muhammed RızâŞefî’î, “Envâ-i Edebî ve Şi’r-i Fârsî”, Ruşd-i Âmûziş-i Edeb-i Fârsî, (Tahran 1372 hş), VIII/32, s. 9-11.

[7]Kedkenî, “Envâ-i Edebî ve Şi’r-i Fârsî”, s. 12.

[8]Aydınlû, Ez UstûreTâHamase, s. 25.

[9]Vahiddûst, Nihâdînehâ-yiEsâtîrî, s. 16.

[10]Vahiddûst, Nihâdînehâ-yiEsâtîrî, s. 16.

[11]Dihkânî, Muhammed, Ez Şehr-i HodâTâŞehr-i İnsân, Tahran 1389 hş., s. 201-204.

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.