Dünyadaki İlk Kadın Teşkilatı Anadolu Kadınları

Kültürel Miras
zorbatv

Dünyadaki İlk Kadın Teşkilatı Anadolu Kadınları

Ahmet Levent Zeybek

13. yy ‘da Anadolu’da  meslek ve ticari alanda katkı sunmak gayesiyle kurulan Ahiler ile ilgili minik bir girizgah yapalım.. Halkın sanat, ekonomi ve sosyal düzenine fevkalade katkı sunmaktır.  Esas amaç; Anadolu’da sanat ve ticaretin büyük kısmının yerli gayri müslim halkın elinde olmasından dolayı Türklerin bu durumunu kollayıp ekonomik dengelemekti. 12. Yy başlarında Hoy(Azerbaycan) şehrinden çıkıp, Bağdat, Şam ve Mekke’de dolaştıktan sonra  Nasıruddin Mahmud Ahi Evran Bin Abbas  Anadolu’ya yerleşmiştir. 1206 yılında  aynı zamanda sonradan  kayınpederi olan Evhadüddin Kirmani ile Kayseri’ye yerleşip debbağlık(dericilik) ve o alandaki sanat dallarını geliştirip 32 esnaf ve sanatkar birliğinden oluşan örgüt kurmuşlardır. Konuk ve sanatseverliğin birleşimini yaratıp yerleşik hayata geçişi de hızlandıran kurum ortaya çıkarmışlardır.

Anadolu Bacıları ya da Bacıyan-ı Rum ise;13. yyda Anadolu’da göçmen Türkmen hanımlarının oluşturduğu gruptur. İlk bu isimden bahseden 15. Yyda Osmanlı Tarihçisi Aşıkpaşazadedir. Hacı Bektaşi Veli’nin manevi desteğiyle oluşturulmuştur. 15.yy Aşıkpaşazade “Tevarih-i Al-i Osman” eserinde 13. Yy muhacirlerin oluşturduğu zümreleri 4 gruba ayırır; Gaziyan-ı Rum, Ahiyan- ı Rum, Abdalan-ı Rum ve Bacıyan-ı Rum. Gaziler savaşçı sınıfı, Ahiler zanaatkar sınıfı, Abdallar dervişleri, Bacılar da kadınlar zümresini temsil etmektedir. Dünyanın ilk kadın teşkilatıdır. Örgütün ilk lideri Fatma Bacıdır ve Ahi Evranın eşi hocası Kirmaninin kızıdır. Ahi ve Bacıyan-ı Rum teşkilatı kardeş örgütlerdir. Ahiliğin kadınlar kolu demek zannedersem yanlış olmayacaktır. Bacıyan-ı Rum’un icra ettiklerine bakacak olursak; Örgücülük ve dokumacılık, Sanat meslekleri, askeri faaliyetler, misafir ağırlama, dini-tasavvufi, eğitim faaliyetleridir.

Liderleri Fatma Bacı kimdir dersek aslında; Hacı Bektaş’ın sık sık ziyaret ettiği ve saygı duyduğu, erenlerin, dervişlerin saygı duyduğu bir kadındır. Bu yüzden kendisine “Kadın Ana” da denir. Diğer isimleri ise; Kadıncık Ana, Kutlu Melek, Fatıma Hatun ve Fatma Nuriye olarak geçer. Hacı Bektaşi Veli manevi mirasını Fatma Bacıya bırakmıştır. Erenler meclisine girmiş, misafirleri ağırlamış ve bütün servetini erenler yolunda harcamıştır. Moğollar Kayseri’yi alırken esir düşmüş 1260 yılına kadar (1243’ten) IV. Kılınçarslan döneminde. Kendi serbest kaldıktan 2 yıl sonra eşi şehit edilmiştir. Zulüm ve baskılara dayanamayan Fatma Bacı terk-i diyar etmiştir. Ahi Evran öldükten sonra İdris adlı birisiyle evlendirilip ve yedi erkek çocuğu dünyaya getirir. Aynı zamanda Hacı Bektaşi Velinin manevi kızıdır.

zorbatv

Türkmen kadınlar tarafından teşkilat önce Kayseri, Konya gibi gibi bazı bölgelerde var olsa da, Ankara, Larende(Karaman), Sivas ve Kırşehir gibi büyük yerleşim merkezlerinde kendini göstermiştir. Moğolların istilası başladığında maalesef ki bulundukları yerleri terk etmek zorunda kalmışlardır. İşgale direnenlere katliam yapılmış, işyerleri ve malları yağmalanmış hatta ellerinden alınmıştır. Ve bundan dolayı Uç bölgelere göçmelerine neden olmuştur. Yaşanılan facia bir manada Anadolu’nun gelişimine de bir anlamda eşlik etmiştir. Böylelikle el sanatları köyleri ulaşmış kırsal bölgelere teşkilatın yayılmasının önemli sebepleridir.

Bacıyan-ı Rum teşkilatı, Anadolu kadınlarını gerektiğinde düşmanlara karşı vatan savunmasında eşlerinin yanında mücadele etmesi ve gerektiğinde de kültürde, sanatta, edebiyatta, sosyal ve kültürel, ekonomik alanlarda kısacası hayatın her alanında kalkınıp gelişmesini sağlamak için rol oynamıştır. Ayrıca kadınlar arasındaki yardımseverliğin, konukseverliğin, dürüstlüğün ve merhametin gelişmesine katkı sağladığı gibi, Türk kültürünün ve islam ahlak anlayışının kadınlar arasında yayılmasını da hızlandırmıştır. O dönemde Anadolu’nun pek çok şehrindeki sanayi sitelerinde kadınlara ait iş yerleri bulunmakta ve mesleklerini icra edebilmektedirler. Kadınlar daha çok çadırcılık, Keçecilik, nakışçılık, örgücülük, kilim ve halı dokumacılığı, ipek ve pamuk ipliği üretimini gerçekleştirerek kadınların istihdama ve sosyal hayata adaptasyon süreçlerinin hızlanmasına katkıda bulunmuşlardır.

Bacıyan-ı Rum’un özellikle ortaya çıkmasında debbaglık(dericilik) sanatının ciddi etkisi vardır. Örgücülük, dokumacılık yaparak sanat icra etmişler hem de ekonomik bir gelir kaynağına kavuşmuşlardır. Kayseri’de kaynaklarda geçen debbağlar mahallesinin hemen yanında Külahdüzler yani örgücüler mahallesinin bulunması tesadüf değildir. Bu demek oluyor ki işlenen derilerin yünleri tarafından işlenmekteydi. Bu ikili örgütlenme modeli kısa sürede Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar diğer iktisadi faaliyetleri kapsayacak derecede yayılmış Anadolu tarihinde görülmemiş bir kalkınma ve gelişme hamlesi yaşanmıştır. Maalesef ki Moğol istilası ile durma noktasına gelerek gerileme göstermiştir. Usta-çırak ilişkisinin oluşması açısından da çok güzel örnek olmuştur. Osmanlının kuruluş dönemindeki ilk piyade üniforması Bacılar tarafından üretilmiştir. Yeniçerilerin kullandığı akbörklerde yine Bacılar tarafından imal edilmiştir. Ahilikte erkeklere “Eline, Beline, Diline sahip ol” denilirken, Bacıyan-ı Rum teşkilatında kadınlara “Aşınsa, işine, eşine sahip ol” öğüdü verilmiştir.

zorbatv

Anadolu’da Bacıyan-ı Rum’un bıraktığı izlere bakacak olursak; Tanzimatla beraber kadınların eğitim imkanlarının arttırılmasıyla kadınlar toplumda daha görünür hale gelmiştir. Özellikle II. Meşrutiyet döneminde kadınların çalışma hayatı içerisinde çok fazla yer almaya başlamaları, onları cesaretlendirmiştir. Terzicilik, aşçılık, dizgincilik, fotoğrafçılık konusunda kendi işyerlerini açmaya başlayan kadınlar bazen tek başlarına bazen birlikte kadınların girişimcilik faaliyetlerinin öncüleri olmuştur. Günümüzde ise bu döneme STK’lara yansıyan en güzel örnektir. Kadınlara yeni iş sahaları oluşturmanın yanı sıra girişimci kadınların önünü açan bir misyon üstlenmişlerdir. El sanatlarının günümüze kadar gelişmesi bu yüzdendir. Ankara’da Türkmenlerin meskun olduğu “Bacı” adlı bir kaza (Polatlı) Selçuklu devletinin 1330 tarihinde Ankaradaki hakimiyetini kaybettiğini, Osmanlıların bir şehrin asayişini sağladıklarını, hem hizmet hem de ticaret faaliyetlerini yapmışlardır.

Yorum

Konuk (doğrulanmamış) Pt, 28 Ağustos 2023 - 11:27

Güzel ve akıcı bir dille kadınlarımızı aktarmanız ne kadar harika. Okuyup sizlerden aldıklarımızla daha çok bilgi sahibi oluyoruz, çok teşekkürler. Kaleminiz hiç susmasın..

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.