Bir Okul İstiyorum Her Yaştan Öğrencinin Koşarak Gideceği...

Sanat

 

Bir Okul İstiyorum

Her Yaştan Öğrencinin Koşarak Gideceği...

 

Prof. Hasan Pekmezci

 

Öğrenci, okul, eğitim, öğretim, öğretmen, ders sözcükleri her gün, sayısız kez duyduğumuz, kullandığımız; çoğu zaman olumlu-olumsuz değerlendirmeler yaptığımız sözcük ve tanımlar. Bundan daha da ötesi var kuşkusuz; hepimizin yaşımız, başımız ne olursa olsun; içinde yaşadığımız, bazı sıfatları taşıdığımız, bu süreçlerden geçtiğimiz.

Okul anılarını, okul günlerini, derslerle, sınavlarla, kitaplarla  mücadelelerini bir safari serüveni gibi anlatanlar çoktur etrafımızda. Hele hele ''Hababam Sınıfı'' dizileri her yaştan insanın kendi döneminden bir şeyler bulduğu, eski günlere dönüşler yaparak nice dostlarını, öğretmenlerini, okul hademelerini yadettiği nostalji rüzgarları estirdiğinde.

Bu saydıklarımız elbette insani değerler taşıyan öyküsel, duygusal anılar.

Ama işin bir de eğitsel-bilimsel boyutu var ki asıl bu çok karmaşık, çetrefilli sorgulamaları, yargılamaları gerektirir. Kazanç-kayıp;  zarar-yarar değerlendirmeleri bir yana siyasal, sosyal, ekonomik beklentilere yanıt ya da ülküsel ve ideolojik amaçlara hizmet beklentileri yönü ile de ele alınan, alınması zorunlu olan bir alan. Bu nedenledir ki Türkiye'de her iktidara gelen siyasi görüşe ya da milli özde olmadığı halde millilik söylemleriyle bakan olan kişilerin zırt-pırt kararlarla, keyfine göre at oynatabildiği  keyf alanı. Üstelik Milli Eğitim Bakanlığı'nı ele geçirenlerin kendilerine göre devrim saydığı, ama ne olduğu belli olmayan serüvenlere sokulan bir yaz-boz tahtası.

Bu alanın, bir ülkenin, bir ulusun en önemli, en Milli olması gereken stratejik bakanlığının; öğrenci denen, her eğitim kademesinin temel taşının bu ülkenin temel taşı olduğu bilincinin yok sayıldığı. Öğretmen denen kutsal görev insanının gerçek anlamda kudsiyetine inancın ne demek olduğunun yeterince ahlaki değerlerimiz içine alınıp alınmadığı,bugün çok düşünülmesi gereken temel sorunumuzdur. Bu sorunun ulusal değerlerimizin ve varlığımızın sağlıkla devamı için vazgeçilmez, hafife alınamaz, bir siyasi görüşe teslim edilemez, hayati değerimiz olduğu iktidar erklerinin umurunda değildir. Yaptığı işi özüne, gizine inmeden sadece yapıyormuş rolleriyle yapanların o işi yok etmek için çabalayanlardan farkı yoktur.

 

.

 

 Atatürk çok sevdiği *güvendiği ve Cumhuriyeti' emanet ettiği gençlerle.

 

  Cumhuriyet’in temel dayanaklarından biri yaptığı işi hakkıyla, doğrulukla, içtenlikle, hayatı pahasına yapan insanların göreve getirilmesidir. Bunun sayısız örneğinden biri Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati Beydir. 1894 doğumlu genç bir hukukçu.İzmir’in işgalinden sonra  ‘’Balıkesir’de kaldığı 7 ay boyunca millî mücadele hareketine hizmet için çok yoğun çalıştı. Kuvâ-yi Milliye kumandanı olarak Yunanlara  karşı yürütülen mücadelede yararlılıklar gösterdi. Saruhan Milletvekili olarak 1920’de TBMM’ne katıldı. İstiklal Mahkemelerinde görev aldı. Kastamonu’da görevli olduğu bir yıl içinde Himaye-i Etfal Cemiyeti (Çocuk Esirgeme Kurumu) ve Kastamonu İlim Cemiyeti’nin kurulmasına öncülük etti.

‘’Mustafa Necati Bey, TBMM 2. Dönem’de İzmir milletvekili olarak yer aldı. Altı arkadaşı ile kurduğu komisyon, hükûmete "mübadele, imar ve iskân” işlerinden sorumlu bir bakanlık kurulması önerisini getirdi. Bu öneri üzerine kurulan Mübadele, İmâr ve İskân Vekâleti'ne vekil olarak seçilen ilk bakan Mustafa Necati Bey oldu, beş ay boyunca bu görevi yürüttü. Beş ay deyip geçilecek gibi değil. Bu beş ayda bile Bakanlık teşkilatının kuruluşu; savaşta yakıp yıkılan ülkenin imarı ve gelen göçmenlerin yerleştirilmesi ile ilgili hizmetler verdi. Mustafa Necati Bey, 6 Mart 1924'te kurulan 2. Hükûmet'te adliye bakanı olarak yer aldı. Bakanlığı döneminde şer'î mahkemeler  kaldırılmıştır.  https://tr.wikipedia.org/wiki/Mustafa_Necati

 

.

Mustafa Necati Bey

 

Mustafa Necti Bey genç, dinamik, atılgan, mücadele adamı olarak en büyük başarısını gerçek milli bir yurtsever kimliğiyle Milli Eğitim alanında gösterdi.

24 Ağustos 1924 tarihinde "Türk Muallimler Birliği” (Türk Öğretmenler Örgütü) genel başkanı olarak seçildi. Millî Eğitim Bakanı olarak atandığında genel birlik başkanı idi.

Mustafa Necati Bey, 4. ve 5. Hükûmet'te Maarif Vekili (Millî Eğitim Bakanı) olarak görev yaptı. Beş yıla sığdırılan bakanlığı sırasında gerçekleştirdikleri işlerin bazıları şunlardır: Gerçek Millilik ve Milii Eğitim Bakanlığı nedir, nasıl olması gerekir’’ onun örnekleri:

 

*Maarif Teşkilatı'na dair kanunu çıkardı, eğitim işlerini valilerin kontrolünden çıkararak bakanlığın kontrolüne aldı. Kanun'da yer alan “Maarif hizmetinde asıl olan öğretmenliktir” hükmü ile öğretmenlik mesleğini itibarlı hâle getirdi; öğretmenlerin özlük haklarına ilişkin düzenlemeler yaptı.

*10 bölge merkezinde birer öğretmen okulu inşaatı başlattı. Bunlardan ilki, bugünkü Gazi Ünivrsitesi Rektörlük Binası'nda hizmete giren Gazi Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsü, ikincisi İzmir Erkek *Öğretmen Okulu, üçüncüsü bugün Balıkesir Necatibey Eğitim Fakültesi olarak binasında hizmet veren Balıkesir Necatibey Muallim Mektebi'dir.

*Uzman öğretmen yetiştirmek üzere Avrupa'ya öğrenci gönderilmesini sağladı.[6

*Yeni bir ilkokul programı hazırlandı ve “toplu öğretim” Avrupa ile aynı anda Türkiye'de uygulanmaya başlandı.

*Ortaöğretim parasızlaştırıldı; okul kitapları bakanlıkça bastırıldı.

*Yabancı okullar denetim altına alındı.

*Köylere öğretmen yetiştirmek için Köy öğretmen okulları modeli planlandı. Denizli ve Kayseri'de köy muallim mektebi açıldı.

*Harf İnkılabı gerçekleştirildi. Yeni harfleri öğretmek için Millet Mektepleri kuruldu, okuma-yazma seferberliği başlatıldı.

Ne acıdır ki bu eğitim kahramanı insan Mustafa Necati Bey resmî kayıtlarda  Millet Mektepleri'nin açıldığı 1 Ocak 1929 tarihinde apandisit patlaması sonucu Ankara Numune Hastahanesi'nde vefat etti. Geride yedi sülalesine yetecek mal, mülk, servet değil, onurlu bir ad bıraktı.

Ölümü üzerine arkadaşı Cumhurbaşkanı Atatürk'ün çok etkilenip ağladığı, ilk olarak Falih Rıfkı Atay’ın 1968’de yayınladığı Çankaya kitabında anlatılır. https://tr.wikipedia.org/wiki/Mustafa_Necati

 

 

Zincidere Köy Muallim Mektebi öğrenci ve öğretmenleri

 

Mustafa Necati Beyin elbette özetin özeti bir sıralama ile buraya alınabilen başarıları. Örneğin Öğretmen yetiştirme politikaları içinde Kayseri Zincidere Köy Öğretmen Okulu deneyimi bile eğitim sisteminin yaratıcı açılımları arasında başlı başına önemli bir yer tutar.

1894-1929 yılları arasında sadece 35 yıl yaşayabilen  ve 1924-1929 yılları arasında sadece beş yıl Milli Eğitim Bakanlığı yapan Mustafa Necati Bey bu kadar kısa yaşam dilimi içinde Türk Millli eğitimine silinmez izler, kurumlar kazandırmıştır. Vefasızlık hastalığı ve inkarcı zihniyet ne yaparsa yapsın, bu izler 1950’den bu yana çok yönlü saldırılara rağmen ayakta duran Cumhuriyetin temel dayanakları.

Mustafa Necati’nin yaptıklarının milyonda biri ile bile bu ülke eğitimine katkı veremeyen zihniyetin kinciliği devam etmektedir ki Ankara’daki Mustafa Necati Bey Evi önce kurufasülyeci yapılmışsa da değer bilir insanların tepkisi ile bu kez adını kullanmamak için Cumhuriyet ve Atatürk karşıtlığıyla bilinen bir İslamcı yazarın adı verilmiştir.

 

Eğitimin nerelerden nerelere sürüklendiği, bir trajedi olarak iç sızısı demektir.

 

 Bir ulusu ayakta tutan temel değerimizdir çağdaş okul/çağdaş eğitim. Bunun dejenerasyonu, yaz-boz tahtasına çevrilmesi tüm ulusun kaotik bir yapıya; çıkmaza sürüklenmesinden başka bir işe yarayamaz. Böylesi ülkelerin uzun zaman ayakta kalması mümkün değildir. Onu bekleyen akıbet ya kırk parçaya bölünmek ya da sömürgenlere yem olmaktır. Tarih bunun somut örnekleriyle doludur. Gerçek tarih, onu okumasını, ibret almasını bilenler için tarihtir. Okumayanlar, okuduğunu anlamayacak kadar ebleh olanlar, geçmişi bilmeyenler, bilecek kadar akıllı olmayanlar  için tarih masallar, efsaneler, menkıbeler, hurafeler manzumesidir. En korkunç cehalet tarihten ders almamaktır.

Aklın ve bilimin dışındaki hiçbir şey bir ülkeyi çağdaş, sağlıklı, huzurlu ve mutlu insanlar ülkesi haline  getiremez.

Cumhuriyet'i kuranların yaratmak istediği öğrenci-öğretmen  ve  çağdaş insan modelinin yok sayılması kadar korkunç bir çağdışılık olamaz.

“Biz, çocukları doğa ve eşya ile gerçeklerle karşılaştıran, neşe ve özgürlük havası içinde çalışmaya, gözlem ve muhakemeye, yaratıcılığa götüren bir okul istiyoruz. Biz istiyoruz ki, okul; çocukların birbirine yardım ederek, birbirlerini tamamlayarak çalıştıkları bir laboratuar olsun… Bizim kurmak istediğimiz okulda dinleyiciler yoktur. Düğün ve oyun içinde çalışan, eserler ortaya koyan, küçük adamlar vardır.”[6] Mustafa Necati 1886-1929“

Okuttuğundan daha çok okumayan bir öğretmen çabuk yıpranır” M. Necati  (Ölümünde Atatürk'ü ağlatan devrimci öğretmen: Mustafa Necati Bey)

Sözleriyle daha ilk yıllarda  ortaya konan ilkeler dokuzuncu yüzyıla,  İmam Gazalinin süfli yoluna sokulmaktadır artık.“Yirminci yüzyıl yaşamı o durumu almıştır ki, her demokratik ulus genel eğitim ile birlikte, her sınıf halkı mesleğe hazırlayacak önlemleri almayı ödev bilmiştir.”[7] M. Necati)

Atatürk de benzer şekilde 1923’te şunu söylemişti:

“Türkiye millî eğitiminin amacı bilgiyi insan için gereksiz bir süs, bir baskı aracı ya da uygarlık zevkinden çok, hayatta başarıya ulaşmayı sağlayan işe yarar kullanılabilir bir araç durumuna getirmektir.”[8]

Çağdaş eğitimin önemli isimlerinden Sir Ken Robinson’un günümüzde savunduğu eğitim ilkeleri daha 1924-29 yıllarında Mustafa Necati Bey taarafından dile getirilmiştir.

 

Ne yazık ki okullarımız, eğitim sistemimiz çağdaş eğitimden uzak örneklerin yaşandığı odaklar haline gelmektedir. Bu acı gerçeğin örneklerini  tüm kamuya duyuran da yönetimin baş savunucusu basın yayın organlarıdır.

*

Bu günlerde bir video var pek çok paylaşımda. Böylesi dramatik görsellerin, haberlerin doğruluğu, kurgulama olup olmadığı inanmak  adına her zaman dikkat gerektirir. Ancak böylesi tavırların olmadığı anlamına da gelmez. Erklerin her dediğini emir sayan bir  gazetelerin haberi. Bir öğretmen sıfatlı insan engelli bir çocuğu merdivenlerden yuvarlıyor.

https://www.sondakika.com/video/ca833b68c4/

 

.

 

Bir eğitimci olarak daha fazla yorum yapmanın üzüntüsü içindeyim. Bu gibi olaylar ‘’münferit’’  sayılıp geçilecektir. Bir çok sorun içinden biri daha var ki toplumsal sorunlara tohum sayılabilecek, yakın gelecekte mahalle çeteleşmesine gidebilecek  boyuttadır ki acilen ele alınması gerekir. ‘’Akran zorbalığı’’

 

Böylesi sorunlarla okul kavramı öğrenci için tatillerin iple çekildiği, ders yılı sonunda bayram edildiği, ders kitaplarının parçalandığı bir itici kavram haline gelmektedir. Ken Robinson bu nedenle ‘’Okullar yaratıcığı öldürüyor ‘’ diye kitaplar yazıyor, TED konuşmalarıyla dikkat çekiyordu. Bugün uygulanan eğitim sistemlerinin 18. yüzyıl Endüstri devriminin istediği insan modelini yetiştirmek için kurguladığının ama günümüzde modası geçmiş bir sistem olduğunun altını çiziyordu.

 

.

Ken Robinson (1950-2020

 

Bütün okullar öğrencinin koşarak gideceği, orada kendisi olabileceği, kendini çeşitli alanlarda ifade olanağı bulabileceği ve eksiklerini tamamalanma, en büyük insani değer olan empati  bilinci kazanacağı odaklar haline getirilmek zorundadır.

Ana okullarından Üniversite anfilerine kadar her kademede okul kavramı ne olduğunun, ne olmadığının, çağdaş insan eğitimi adına neler verip veremediğinin sorgulmalarını acımasızca yapan kurumlar olmak zorundadır. Günü kurtarma, bir şeyler yapıyormuş modlarında gezinme, kendimizi kandırma oyunundan öte gidemez. Biz hala lise üzeyinde bile olamayan üniveriste açma yarışıyla ve sulandırılmış akademik ünvan dağıtımıyla ve hangi akla hizmetse köklü üniversiteleri bölüp parçalayarak dünya üniversiteler sıralamasında dandik kurumların değil; en inandırıcı kurumların ölçütüyle llk beşyüz içine kaç üniversite ile girebileceğiz hesabı içindeyiz.

Yine Ken Robinson’un savunmaları bağlamında Fen, matematik, teknoloji derken sanat, estetik duygusal, düşünseli empatik insani değerler silsilesini unuttuk. Bu da toplumlarda sevgi, saygı, duyarlık, paylaşım bilinci kavramlarını erozyona uğrattı.

Bu aşınmalar nobran, tiran, egoist, sadece kendini düşünen, fast food kütürünü yaşamın her alanına bulaştıran, vermek yerine hep almacı insan modelini salgın haline getirdi.

 

Victor Frankl’ın tanımladığı ‘’Ben bu toplumdan ne alabilirim’’ düşüncesi yerine ‘’Ben bu topluma neler verebilirim’’ düşüncesinin hakim olacağı bir eğitim sistemini hayata geçirmek zorundayız.İş işten geçmeden.

 

Eğitim alanı kimsenin egosunu tatmin etme alanı değildir.

Hasan Pekmezci.Ankara. Kasım.2025

 

 

 

 

 

 

 

Yorum

MUSTAFA KARAASLAN (doğrulanmamış) Ct, 15 Kasım 2025 - 22:16

Mustafa Necati: Devrimci, gerçek bir Yurtsever. 35 yıllık ömrüne, izler bırakan, Eğitim konusundaki, çalışmaları hala anılan, tartışılşan, büyük bir insan. Işıklarda uyusun.
“Türkiye millî eğitiminin amacı bilgiyi insan için gereksiz bir süs, bir baskı aracı ya da uygarlık zevkinden çok, hayatta başarıya ulaşmayı sağlayan işe yarar kullanılabilir bir araç durumuna getirmektir.” Bu düşüncesini ne kadar gerçekleştirilebildi. Akıl bilim yolundan ayrılarak, eğitim ve öğretim çağdışı vakıf ve derneklere teslim edildi.

NEVİN ERDEN (doğrulanmamış) Sa, 25 Kasım 2025 - 13:53

Değerli Hasan Öğretmenim,
Ülkemizin en yaşamsal konusu EĞİTİM ve ÇEVRE sorunlarıdır. Çocuklarımıza bırakacağımız yaşanabilir bir çevre sorunu, ancak çağdaş bir eğitimle başarılabilecek bir konudur. Ana hatları ile sunduğunuz ,her eğitimcinin, duyarlı her ana babanın yarası olan eğitime dikkat çekmeniz çok değerli. Sözüm ona Milli Eğitim'imiz, çağdışılık yarışıyla, bilimi, sanatı yok saymasıyla, içinden çıkılmaz bir karmaşayla yavrularımızı öğütüyor. Hiç bir çocuk okulu sevmiyor. Yürürlükteki program, " Nasıl eder de çocukları okuldan, öğrenmekten soğuturuz." amaçlı hazırlandığı gibi, daha da fazlası için hazırlık yapılıyor.
Benim de en büyük hayalimdir, çocukların koşarak gittiği okullar. Sırtlarında çanta olmasın. Evleri gibi sıcacık , her gün yeni bir merakla koştukları çalışma ortamlarında, atölyelerde oyun oynama iştahı içinde paylaşımcı, dayanışan, eve baş belası ÖDEVler götürmeyen, araştırmayı alışkanlık haline getirebilen bir cıvıltı! Bir hayal, bir ütopya değil bunlar. Yeter ki böyle bir sistemi uygulamaya koyabilecek , siyaset üstü düşünecek donanımlı aydınların iş başına gelebilmesi olanaklı olsun. Laik eğitimin kaldırıldığı, cemaatlerin fink attığı okulların şu günlerde yürürlükte olması, inanın çok ağırıma gidiyor. En acısı da, Mustafa NECATİlerden, Hasan ALİ YÜCELlerden, İsmail Hakkı TONGUÇ'lardan, dahası ATATÜRK'ten utanıyorum.
Kaleminiz varolsun, teşekkürler, öğretmenim. Esenlik dileklerimle...

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.