Emek Kentinin Mütevazi Şairi Mehmet Yılmaz Karaibrahimoğlu

Sanat

 

Emek Kentinin Mütevazi Şairi   Mehmet Yılmaz Karaibrahimoğlu       

Kadir ŞİŞGİNOĞLU

Bir entelektüel için, toplumsal, kültürel ve siyasal duyarlılığı yüksek bir insan için taşrada yaşamak zordur. Taşrada şair olarak yaşamak daha da zordur. Hem toplumsal yaşamın öğütücü, kaba çarkını döndürmek, hem de; dönerken çarka ince, ince ayar vermek. Kabalığın hüküm sürdüğü, zarafet ve estetik düşünceden yoksun bir toplumdaçoğu insan şiiri gereksiz incelmiş bir söz, şairi ise; yaşam mücadelesinin sert kurallarını göze alamayan,yaşamı kıyıdan seyreden biri olarak görür. Şair olarak; sözcüklerle insanın duygu dünyasında özene bezene yarattığınız mimari tasarım, kiminin gözünde kuş yuvası gibi çer-çöptür. Oysa şair, taşrada bireysel olarak öncelikle varlık mücadelesi verir. ŞairEce Ayhan’a ‘’herkese kolay da bize mi zor ölüsü kandilli yaşamak’’ dedirtecek kadar zordur yaşamı.Yerel gazetelerde, dergilerde, zar zor ulaşabildiği az sayıda ulusal edebiyat ve şiir dergilerinde şiir diliyle görünür olmak için inanılmaz bir çaba gösterir. Ulusal edebiyat dünyasının çoğunlukla kendi dışında verilen bu mücadeleye sırtı dönük, gözü kapalıdır. Bu ilgisizlik çeperini kırmak için mücadele verenler, ara ara bu dünyanın içine sızıp kendine yer edinmeye çalışırlar.

Pandemi döneminde kaybettiğimiz Zonguldaklı şair Mehmet Yılmaz Karaibrahimoğlu; bu döngünün içinde hem insan olarak bireysel yaşam mücadelesini sürdürmüş, hem de; şiir diliyle ülke edebiyatı içinde görünür olmak için olağanüstü bir çaba harcamıştır. 2020 yılında Corona’ya yakalanıp, pandemi döneminin tecrit edilmiş yalnızlığında sessizce toprağa verilmişti

.

Dostlarının yüreğinde hüzünle büyüyen bu sessiz veda, hakkettiği vefa ile muhteşem bir anma gününe dönüşmeliydi.Çünkü; o dostlarına hep vefalıydı. ZOKEV (Zonguldak Kültür Sanat Vakfı) öncülüğünde Mehmet Yılmaz Karaibrahimoğlu dostlarının ortaklaşa yürüttüğü bir çalışma ile 20 Haziranda yoğun katılımlı bir anma günü düzenlendi.Ortaklaşa çabanın ürünü olan anma günü ‘’Mehmet Yılmaz’a Armağan’’ isimli bir kitap ile taçlandı. Dostları yazıları ve anıları ile ona veda ederek Zonguldak’ın kültürel belleğine emanet ettiler. Ben de; ölümünün hemen ardından yazdığım aşağıdaki yazımla kitapta yer aldım.

.

.

.

Yaşamımızın her dönemi biri birinden farklıdır. Bu farklılıkları yaratan sadece bireysel gücümüz, yeteneklerimiz değildir. Her dönemin kendine özgü koşulları, kendine özgü çevresi,düşünce atmosferi sizin yaşantınızın özünü ve çeperini değiştirir. Benim yaşantımın bugünlerini hazırlayan 1983 yılında Zonguldak’ta başlayan mesleğimin ilk yıllarıdır..Ömrümün en hızlı geçen sekiz yılı. Güzel şeyler yapıp, güzel insanlar biriktirdiğim sekiz yıl. İnsanın yaşarken güzel işler yapmak ödevi olmalı. Bireysel ve ortaklaşa yaratılan güzellikleri korumak da.

1983 yılında emek ve sınıf bilinci kısmen gelişmiş genç bir öğretmen olarak başladım Zonguldak yaşantıma. Biraz ressam, biraz da şair olarak “tam da yerine geldim” gibi düşünmeye başlamıştım önce. Bir süre sonra alışık olmadığım iklimi, iliklerime kadar işleyen nem, evin her tarafına her eşyaya sinen rutubet kokusu, genzime yapışan   yanmış taşkömürünün ve  lauvarın isi, içimdeki “galiba bu kent bana göre değil” diyen sesi büyütmeye başlamıştı.Vardiya çıkışlarında kömür ocaklarından çıkan, kömür karasına bulanmış, sadece gözleri parlayan maden işçilerini gördüğümde bu kentte emek ve yaşam mücadelesinin ne kadar zor olduğunu anlıyordum. Bu kentte yaşam yalın, kaba ve gerçekti.

İstifa etme ikilemi ile geçen bir altı ay sonunda sevgili kardeşim Özer Başar ile tanıştım..Benim gibi Gazi mezunu,paylaşımcı,tertemiz bir yüreği olan, idealist, bir o kadar entelektüel, sanat heyecanı yüksek bir resim öğretmeni. Sonraları “annem ısmarlama bir kardeş doğursa ancak böyle olurdu” diyebildiğim bir insan. Sonra İbrahim Aydın…Duyarlı ve soyadı gibi Aydın. Edebiyat ile felsefeyi yaşamıyla içselleştirmiş naif- entelektüel ama tam emek ve toprak insanı. Sonra Nilgün Yılmaz Edebiyat öğretmeni…Biryanı sert sıkı devrimci, gözü pek, yüreğinin bir yanı sarıp sarmalayan abla, anne. Sonra konuşmayı şehvetle özlemiş Nadi Çoban.... Her biri can dostlar

Bir gün Özer ve İbrahim “seni TUSAK diye bir yere götüreceğiz, orada biri ile tanıştıracağız” dediler. Ben de takıldım “TUZAK olmasın sakın” diye. O gün tanıştığım insan Mehmet Yılmaz Karaibrahimoğlu idi. Yine o gün tanıştığım bir başka insan Oktay Yaşar Hancıoğlu idi. Şimdi iki dost Işık ülkesinde buluştu.

“TUSAK” açık adı “Turizm Sanat Kültür Geliştirme Kooperatifi” idi. Zeytinin, pamuğun, fındığın, buğdayın, bir de konutun kooperatifini duymuştum da sanatın kooperatifini hiç duymamıştım. Zamanla anladım kooperatif sözcüğü masumiyet şemsiyesi. 12 Eylül Yönetimi ve kalıntılarının bireysel ve toplumsal özgürlüğümüzün üstüne çöreklendiği korku döneminde, didik didik edilen dernek yapılanmasına göre daha özgür hareket edebilecek bir yapılanma.TUSAK Halkevi modelinin üstünü zekice kooperatif çatısıyla örtüp kamufle eden bir kurum. O gün kısacık bir sohbet sonrası Mehmet Yılmaz Karaibrahimoğlu, söz şiire gelince hemen “Denkleyerek Hasreti” kitabını imzalayıp vermişti. Ahmet Erhan, Eray Canberk, Bilgin Adalı, A. Kadir, Ece Ayhan ile tanışıklığımı söyleyince, o arada Özer kardeşim de benim güzel şiirlerimin olduğundan bahsedince “bir gün şiirlerini okuyup sohbet etmeye geleceğim” dedi ve sözleştik. Oğlunun okuduğu okulda görev yapıyodum. Ama derslerine girmedim. Sonradan kızı Eylem o okula geldi ve öğrencim oldu. Hatta basketbol takımına bile almıştım.

Mehmet Abi teknik lise mezunu,o zamanki adı TTK (Türkiye Taş Kömürü Kurumu) da yevmiye defteri tutmaktan, malzeme tedarikçiliğine kadar yer üstünde birçok yerde çalışıp, en son anbardan emekli olanbirmaden işçisi idi. Hırçın, inatçı, mücadeleci damarını doğduğu Karadeniz-Giresun kıyılarından almıştı. Gençliğinden beri mücadele verdiği Zonguldak’ın maden emekçileri içindeki yaşamı onun sınıf bilincini geliştirirken, emeğin örgütlenmesinde mücadele yöntemleri konusundaki okumalarıda düşünce dünyasını zenginleştirmişti. Böylelikle aydın bir sendikacı ve siyasetçi kimliği oluşmuştu. Ama işçi sınıfının gelecek yaşamdan daha çok konfor payı almasının, zihin ve estetik dünyasının evrilerek zenginleşmesine bağlı olduğunu fark etmişti. Kendi estetik duyarlılığı ile emekdünyasında kendi şiir hamurunu yoğururken,toplumsal estetik ve duyarlığın geliştirilmesi için, kolektif sanatsal üretimin zorunlu olduğuna inanıyordu. Halkevi ve TUSAK yılları bu düşüncenin etkisiyle geçen yıllardı. Yakından tanıdıkça lider-öğretmen yanını keşfettim. Farkında olmadan son derece çağdaş eğitim kuramlarını kullanıyor gibiydi. Özellikle gençlere olan inancı, yeteneklerini keşfetmek için fırsat verme, kendini ifade edecek koşulları hazırlama, köy enstitüsü modelinin tam bir çağdaş yansımasıydı. Mehmet Abi’nin sendikacı, siyasetçi, halkevci, şair ve aydın kimliğinin bana göre daha önünde olan kimsenin pek üstünde durmadığı (diplomasız)gerçek bir öğretmen kimliği idi. İçlerinde ben de dahil, birçok gence güvenip sorumluluk verip, yüreklendirerek sahneye gönderir, bir kenardan keyifle ve gururla başarılarını izlerdi. Tanışmamızdan iki yıl sonra TUSAK genel kurulunda 2.Başkanlık görevini bırakıp yerime senin görev yapmanı istiyorum dediğinde ne büyük bir sorumluluk yüklediğini ancak daha sonra anlayabildim. O dönemde her biri farklı siyasi düşünceye sahip, sanatın ortak dilini konuşup, kolektif sanat üretme becerisi gösteren TUSAK’lı dostlarla zenginleşti hayatımız. Birini unutursam çok ayıp olur diye isimleri tek tek yazmıyorum. Ama cesareti, fedakarlığı, paylaşımcılığı ile Can dostumuz Fatma Malay ismini de söylemem gerek. O dönem Zonguldak Belediyesinin Basın ve Halkla ilişkiler sorumlusu, usta fotoğrafçı Birol Üzmez.  O günden sonra siyah beyaz Zonguldak renklenmeye başladı benim için. (Öner Güven, Ayhan Kiraz, Meral Setan, KamilÖztürk,Hakan-Nurten Özçınar, Hikmet Türen, Kürşat Coşkun) müzik, tiyatro ve halk oyunları gurubundaki gençler o kocaman TUSAK ailesine selam olsun. TUSAK’ın logosunu yapmıştım‘ağzında zeytin dalı tutan güvercin’…Sanatın ve kültürün evrensel barışın yaratıcı dili olacağına inancımın bir sembolü idi. Ben hala güvercin resimleri yapıyorum

Resim, fotoğraf, karikatür sergileri, halkoyunları, müzik konserleri, tiyatro ekibi, şiir ve imza günleri, sanatçı söyleşileri ile bir akademi gİbi Zonguldak ve çevresinin kültürel yaşamına bir zenginlik sunmuştu TUSAK. Bunların hepsinin de altında son dokunuşları yapan iki kişi vardı Mehmet Yılmaz ve Oktay Yaşar Hancıoğlu. Bu iki insanın emeğe saygı ve tutkunun ötesinde devrimci ahlaka uygun dürüst karakterlerine de tanık olmuştum. O dönemde kimsenin bilmediği, telaffuz etmediği telif hakları kapsamında yeni sahneye koyduğumuz Batakhane Güzeli isimli tiyatro oyununun galasına, oyun yazarı Erman Canatan’ı çağırmışlar, kendisine gişe gelirlerden bir miktar telif hakkı ödemişlerdi. Erman Canatan’ın bu incelikli davranış karşısında o küçücük parayı aldığında yüzünün aydınlanıp, yüreğinin zenginleştiğini görmüştüm. Şimdinin ‘hiç emek harcamadan birinin emeğinden ne kadar geçinirsen geçin mantığı ile yaşayan sanat camiasını’ düşündükçe o davranışın ne kadar erdemli olduğunu bir kez daha anlıyorum.

Bana bir kardeş gibi davransa da bilgime, yeteneğime, kişiliğime derin saygısını hissederdim. ‘’Yayla Çiçeğine Türkü’’ kitabını çıkarmaya hazırlanırken kapağını sen yaparmısın dediğinde seve seve dedim ve yaptım.Beşinci veya altıncı kitabı için dosyasını okumam için bana vermişti. Okuduktan sonra isim arıyorum buna, bana isim söyle dediğinde ‘’Kuzey Sesimle’’ olmalı dedim. Karadenizin sert poyrazı gibi içime işleyen bir etki bırakmıştı. Tereddütsüz kitap o isimle çıktı.Şair yönü çok incelendi çok konuşuldu belki. Sağlığında hakkında çok güzel yazanlar da oldu, eleştirenler de oldu. Ama adam gibi sahipçıkılmadı..Geride onca  yaşanmışlık, ondan fazla  şiir ve öykü kitabı, bir  kentin her yerine sinmiş mücadeleci  bir  ömür bıraktı.

Mehmet Yılmaz Karaibrahimoğlu’nun Şiirlerini tek bir kalıp içinde incelemek pek mümkün değildir. Dönem dönem farklı etkiler farklı çağrışımlar sezilebilir. Dili zaman, zaman farklılaşabilir. Ama şiir tutkusunun ve coşkusunun bir insanda bu kadar uzun yaşadığı az görülür. Evrensel şiir dili ile kendi imgelerini, duygu dünyasında harmanlayarak oluşturduğu metaforlar, yerel dil ve halk kültüründen beslenen yanı onun şiirinin farklı yanıydı..Yer yer öyküleyici yer yer destansı anlatımı ile insanı, yaşamıve Zonguldak’ı bu kadar güzel ve uzun süreli anlatan başka bir şair tanımadım. Yaşam koşullarının onu Zonguldak ve Görele’de yaşamaya mahkum etmesi, bazılarının ona taşralı şair, köylü şair diye burun kıvırmasına neden olabiliyordu. Eğer edebiyat dünyasının bilinen çevresi içinde daha çok görünse, bir de bir üniversite diploması olsaydı o "kocaman şairlerin" arasında onun adını da fazlasıyla görürdük. Bana göre tepeden tırnağa bir şiir insanı olarak Türk Şiiri’nin ‘’en mütevazi emektarlarından biri’’ sıfatını çoktan hak etmişti.Hatta ilerde ne zaman kurulur bilmem Zonguldak Kent Müzesinde Zonguldaklı diğer şairler Rüştü Onur, Muzaffer Tayyip Uslu ile şiirleri ve büstleri umarım yanyana olur. Zonguldak’ta kültür ve düşün dünyasına harcanmış koca bir ömür. Sadece Karya Kitabevi bile Kent için fedakarlığının bir sembolü. Onlarca yazarı, şairi kente taşımak…şöyleşiler, imza günleri, şiir günleri…

Borç harç içinde geçen zoryaşamı boyunca çok kişinin hayatına dokundu. Ama kendine pek dokunamadı. Şiiriyle, yazılarıyla düşünce ve eylemleri ile Zonguldak’ı,Karadeniz’i hatta Türkiye’yi besledi. Ama bu ülke bu şairin yaşam konforuna son küçük bir katkısağlayamadı.Yakalandığı pandemide solunum cihazı bulunamadığı için hayatını kaybetti.

Gençliğinden beri yaşadığı sağlık sorunları, ihmal ettiği sağlığının en trajik anlatımı  olan“yarım soluk yaşamak” öyküsü sanki bedeninin isyanıydı. ”Son nefesimi yine sona sakladım”şiiri ise; bir şairin şiir dili ile kendi ölüm ilanı gibiydi.

Işık ülkesinde huzurla uyu koca çınartoprağını memleketinin yağmurları sulasıngölgende şiir büyüsün.             

13 Eylül 2020

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.