Kuşaklar Arası Anılar

Sanat

Kuşaklar Arası Anılar

 

Eğitimde, sosyolojide çok irdelenen bir konudur, kuşaklar arası.

Ben öyle bilimsel, akademik çok alıntılı, bol kaynaklı bir makale yazmayacağım. Anıların pek çok konuda ipuçları veren duygusal, düşünsel kaynaklar olduğuna inanan biri olarak.

Uzun zamandır sosyal paylaşımlardan bana ulaşanları kendi içinde gruplayarak değerlendiriyorum. Hala telefonsuz biri olarak ‘’E’’ posta ile mektup geleneğini yaşamaya ve dostlarla paylaşmaya çalışıyorum. Bunu yaparken de okuduğumuz okullarda Türkçe ve edebiyat öğretmenlerimizin mektup, mektup yazma konularında nasıl duyarlılık gösterdiklerini, çok güzel bir yazı ile arkadaşlarımıza,  özenli mektuplar yazdığımızı düşünüyorum. Bir dersimizde öğretmenimiz BehireTolay /Özler ‘’Anama selam, babama selam, para isterim vesselam’’ mektup yazmak değildir, dilenciliktir’’ demişti, hiç unutmam neredeyse yetmiş yıl önce. Sevgili Behire öğretmenimle hala görüşüyoruz. Geçenlerde eşim Şükran’ın düzenlediği resim sergisine kızı Çiğdem ile onur vermişti.

Sonraki eğitim aşamalarımızda da  edebiyatta, sanatta mektup konularından çok etkilenmiştik. Biraz da bilgi kırıntısı ekleyelim:

‘’En Eski Örnek: Daha genel bir bağlamda, Türk dili tarihindeki tespit edilen en eski mektup parçaları Eski Uygur Türklerine (7.-13. yy.) kadar uzanır. Yusuf Has Hacib'in Kutadgu Bilig adlı eserinde de manzum mektup örnekleri bulunmaktadır.  Kasımcan SADIKOV-Saidbek BOLTABAYEV/ Karabük Türkoloji Dergisi Cilt/Sayı: II

Türk edebiyatında, edebi değeri olan en tanınmış ilk mektup örneği, 16. yüzyılda yaşayan şair Fuzûlî'nin yazdığı ‘’Şikâyetnâme"dir. Fuzûlî, nişancıya  yazdığı bu mektupta vakıf gelirini alamadığı için yaşadığı bürokratik sıkıntıları edebi ve hicivsel bir dille anlatmıştır’

Şinasi’nin Paris'ten Mektuplar: Tanzimat dönemi edebiyatında Batılılaşma etkisini gösteren, annesine yazdığı kişisel mektup örneğidir.

Rainer Maria Rilke - Genç Bir Şaire Mektuplar: Sanatın özü, yalnızlık ve yaratıcılık üzerine derin felsefi düşünceler barındıran mektuplardır’’.

 

 

.

 

Sanat Öğrencisi olarak o yıllar bizi çok etkileyen Vincent van Gogh -Theo'ya Mektuplar:ıydı. Sanatçının resim anlayışını, ruh halini ve teknik arayışlarını anlattığı, sanat tarihinin en önemli belge niteliğindeki mektuplarıdır.

*

1960’lı yıllarda sanat eğitimimiz içinde böylesi konulara çok önem veren öğretmenlerimiz vardı; yazar Enver Naci Gökşen, Behçet Necatigil'in mektup koleksiyonlarından   ve tüm öğrencilerinin anamız, babamız saydığımız Selahattin Taran, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun resimli mektuplarından söz ederlerdi. 

 

 

*

.

Yine 1960’ların ortasında Gazi Eğitim’de öğretmenimiz olan Turan Erol  Bey in hocalığı, ressamlığı, sanat kültürü ile harmanladığı yaşamından, bir anlamda anılar demeti, dostluklar belgesi  sayılan ‘’Gözlerinden öperim’’ adını verdiği kitabı mektup kavramının anlamlı örneklerini içeriyor.

  Zaman içinde birçok dostundan, sorununu, sevincini, üzüntüsünü paylaşan mektuplar almıştır.  Turan Erol Hocamız.   Kitapta, çok sevdiği hocası Bedri Rahmi'den Turan Erol'a yazılmış mektupların yanında Akademiden  dönem arkadaşı Orhan Peker'den Avni Arbaş'a, Nedim Günsür'den Neşet Günal'a ve Bilge Karasu gibi edebiyat alanından isimlerin mektupları. Bu satırları yazarken bşr yandan da duygusal gelgitler yaşıyorum. Sağlıklarında tanıma onurunu yaşadığım  bu  eşsiz insanlarımızı sevgi ve saygı ile anarak.

 

*

.

 

  "Eyüboğlu'ndan Reis'e Mektup’’                      Mehmet Eyüboğlu’na Mektup

‘’Sanat dediğin, insanın insana mektubudur.”

 Bedri Rahmi Eyüboğlu’ndan “Reis” diye hitap ettiği yakın dostuna ithaflı ve ıslak (iki adet) imzalı, 3.12.1954 tarihli suluboya resimli mektup, 2 sayfa. Mektubun içeriği “Bedri Rahmi” ve eşi “Eren Eyüboğlu”nun açacakları sergi ve dostlukları hakkındadır. Benzer örnekler “Biz mektup yazardık! Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Çağdaşlarından Mektuplar” isimli kitapta yer almaktadır’’. 

*

Batı Sanat Kültürünün kaynağı sayılan Rönesans döneminin ünlü ustalarının da ‘’Mektup ‘’geleneğinden beslendikler görülür.

Michelangelo Buonarroti'nin Mektupları: Genellikle ailesine veya patronlarına yazdığı mektuplarda, Sistine Şapeli'ni boyarken çektiği fiziksel acılardan, mermer seçimi sürecindeki titizliğinden ve ödenmeyen ücretler konusundaki öfkesinden bahseder. Sanatçının "bireysel sanatçı" imajını pekiştiren samimi ve bazen sitemkar mektuplardır.

Leonardo da Vinci'nin Milano Dükü'ne Mektubu: Sanat tarihinde bir iş başvurusu niteliği taşıyan en ünlü mektuptur. Da Vinci, mektubunda ressamlığından ziyade askeri mühendislik yeteneklerini (köprüler, toplar, mancınıklar) ön plana çıkararak Ludovico Sforza'dan iş talep etmiştir.

Giorgio Vasari'nin Yazışmaları: Sanatçıların hayat hikâyelerini derlediği "Lives" (Hayatlar) kitabını oluştururken, yaşayan diğer sanatçılarla yaptığı yazışmalar, Rönesans sanatının belgelenmesinde temel kaynaktır.’’

*

Bunlara değinme gereğini neden duydum?

Torumumla sohbet ederken  E posta ile yazılar gönderdiğim ya da paylaştığım bazı gençlerin ‘’Aldım, teşekkürler’’ gibi kısacık yanıtlardan söz etmiştim. ‘’Gene iyi dedeciğim,  E posta kullanıyor,  yanıt da yazıyor,  tam sözcüklerle. Çoğunlukla ‘’E Posta’’ kullanılmıyor ki. Telefonla iletişimde sözcükleri de en kısası ile birkaç harfli olarak yazyorlar.  Örneğin, ‘’selam’’ yerine  ‘’slm’’,  ‘’Teşekkür ederim’’ yerine ‘’tşkr’’   gibi. Böyle ne örnekler var, şifre gibi, şaşarsınız’’ 

*

Konu çok kolaycı bir  anlatımla ‘’Doğaldır,  kuşaklar arasında böyle farklı anlayışlar-değişimler olabilir’’. diye yorumlanacaktır.

Ama yine bir başka sosyal paylaşımdan örnek var,  önümüzde.

70-75 yaşlarında iş adamı İsveçliler ile Lise öğrencilerinin hayata bakışlarında ve yorumlarında kuşaklar arasındaki farkı.

 

.

 

Ömer Şengüler. İş adamı

 

‘’İsveçe çok giderim ben iş toplantıları için.Yıllar önce br toplantıdan sonra yaşlı; böyle 70-75 yaşlarında  sanayicilerle. Belli yani eski toprak. Dedim ki ya 7*7.5 milyon insansınız. 10 tane dünya markanız var. Yılın yarısı gece, yılın yarısı gündüz...İntihar oranları çok yüksek. Boşanma oranları çok yüksek. Yani moraller sıfır. Fakat 10 tane dünya markanız var. Nasıl becerdiniz bunu?

Bir tanesi dedi ki, Ya 2. Dünya Savaşında biz Hitler’e tepsinin içinde ülkeyi teslim ettik. O da yakmadı-yıkmadı. İşte ayakta durduk. Güçlü kaldık o yüzden. Hiç tatmin etmedi bu cevap beni. Bir başkası dedi ki ‘’Biz ada gibi bir yerde yaşıyoruz İhracaat yapmak zorundayız. O yüzden dünya markalarımız var’’. Bu da beni tatmin etmedi. Doğru gelmedi bu sebepler.

 

Bir iki yıl sonra İstanbul’da metroda 7-8 İsveçli öğrenci oğlanla karşılaştım, aynı soruyu sordum, birine; düşündü. Biz dedi. ‘’Hepimiz liseden mezun olduğumuzda üç şeyi bir profesyonel gibi yaparız. O sebeple bizim on tane dünya markamız var.

‘’Ne dedim, onlar.’’

Bir. İsveççe dışında bir yabancı dili iyi konuşuruz. Kimimiz Almanca’yı, kimimiz İngilizce’yi. Bu bizim dünyaya açılmamızı kolaylaştırır.

İki. Bir spor dalını bir profesyonel gibi icra ederiz. Liseden mezun olduğumuzda. Yani benim  eğilimim kayağa ise hocam beni kayakçı yapıyor.’’ ‘’Bu da benim özgüvenimi artırıyor.’’

 Bizdeki gibi beden eğitimi değil. Direk spor eğitimi.

Üçüncüsü, filozof gibi cevap verdi orada.  ‘’Bir müzik aletini  bir profesyonel gibi çalarız. Bu da ruhumun  gıdası’’.

İsveç’ten 10 tane dünya markası çıkmasının nedenleri bunlarmış. https://www.instagram.com/reels/DVBik-XjHCz/

Ne dersiniz?

*

 

.

 

Adı Kuzey’di. Sessizdi, sadece izliyordu. Haftalarca tek kelime etmedi; parmak kaldırmadan konuşmanın yasak oluşunu, yanlış cevap verenle dalga geçilmesini, sadece en yüksek notu alanın “alkışlanmasını” izledi...

Sonunda birgün elini kaldırdı ve o titrek sesiyle sordu:

“Öğretmenim, bizim orada yanlış yapmak ayıp değildir. Çünkü biz biliriz ki; insan en çok hata yaparken öğrenir. Bizim orada teneffüsler yarım saattir, çünkü beyin koşarken de gelişir. Ve bizim orada öğretmenler asla bağırmaz... Çünkü korkan bir çocuk, düşünmeyi bırakır.”

Sınıf bir anda sessizliğe büründü. Kuzey devam etti: “Burada herkes bir yarışta gibi... Neden notlar, bizim karakterimizden daha önemli?”

O an öğretmen cevap veremedi. Çünkü bu küçücük çocuk aslında sistemi değil, biz yetişkinlerin kurduğu o sert dünyayı sorguluyordu.

Biz çocukları hayata hazırlamaya çalışırken, onların “çocuk kalma hakkını” mı elinden aldık?

Sizce çocukların okulda en çok neye ihtiyacı var?

Sevgiye mi, yoksa yüksek notlara mı? 👇

https://www.instagram.com/reels/DVRaYMmiESi/

*

 

 Sonuç olarak

‘’Dünya sürekli değişim içinde  her yerde kuşaklar arasında fark, hatta çatışma görülür’’ diyen çok. Örneğin, bir üniversitede yapılan panelde konuşmacılardan biri ’’Batının bilimini, fennini, teknolojisini, sanatını alıyorsanız, kaçınılmaz olarak kültürü ve  davranışmodelleri  de  birlikte gelir’’.

Acaba  öyle olmak bir zorunluluk mu? Bunlara karşı sağlam, tutarlı eğitim ve kültür politikaları ile davranış moldelleri yaratılamaz, geliştirilemez mi?

Alınacak onca olumlu örnekler varken en olmazlara yönelmek,saplanmak  niye.
 

 Mart. 2026

 

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.