Tüm Zamanların Kitabı Olabilmek…

Edebiyat

Tüm Zamanların Kitabı Olabilmek…

Semiha Baysal

Yaşarken anlaşılmayacak, öldükten sonra ellerden bırakılmayacak.”
Ne hikmetse, hem bizim ülkemizde hem de dünyada bir yazarın en verimli dönemi, kalemini elinden bırakmadığı an değil de nefesini bıraktığı andır.

Hayattayken kitapları yıllarca rafların en kuytu köşelerinde bekler. Evetevetbelki  üç beş kişi çıkar değerini anlayan ama o da bir elin parmaklarını geçmez. Eserleri o yaşarken anlaşılmaz. Yazar yaşarken “fazla derin”, “biraz tuhaf”, “bizim toplum anlamaz”, “ticari değil”, “şimdi zamanı değil” diye kenara itilir.

Ama bir gün bir bakarsın kitapları konuşulmaya, eser kahramanları üzerinden günlük hayattan alıntılar yapılmaya başlanır. Geç de olsa hak ettiği değeri bulmuştur sonunda. Kimsenin beğenmediği, yüzüne bakmadığı eser birden tüm zamanların başyapıtı ilan edilir.

Zamanında acımasız yorumlar yapan eleştirmenler hızla hemen çark eder:

– Ben onu hep çok beğenirdim.
– Zamanının ötesindeydi.
– Biz anlamamışız, aslında anlatmış.

Sonunda yazar ve eserleri ile ilgili sempozyumlar düzenlenir, bir zamanlar anlaşılamayan eserleri en çok okunanlar listesine girer. İşte o yüce ama geç anlaşılan edebiyatçılardan biri de Ahmet Hamdi Tanpınar’dır.

23 Haziran 1901’de İstanbul’da doğan Tanpınar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinden 1923’te mezun olmuştur. Erzurum, Konya ve Ankara liselerinde öğretmenlik yaptı.1933’ten sonra İstanbul’da Kadıköy Lisesinde edebiyat öğretmenliği yaptı. Güzel Sanatlar Akademisinde sanat tarihi ve estetik dersleri verdi.1939’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde yeni kurulan Yeni Türk Edebiyatı Kürsüsü profesörlüğüne getirildi. 1942 ara seçimlerinde CHP’den Maraş milletvekili olarak Türkiye Millet Meclisine girdi. Görev süresi bitince üniversitedeki görevine geri döndü. 24 Ocak 1969’da geçirdiği kalp krizi sonrası vefat etti.

Yazar yaşadığı dönemde hak ettiği ilgiyi görememesini kendi deyimiyle “sukut suikastı” na uğramak olarak tanımlar. (Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü Bir Tahlil, Necip Tosun)

O, hiçbir zaman gelir geçer moda akımlara kapılmamış tam tersine kalıcı bir sanat estetiğini yakalamak çabasında olmuştur. Yeni olan her şeyin baş tacı edildiği bir hastalığa tutulmamış daha kalıcı bir sanat anlayışı içinde olmuştur. Çoğu zaman güncele odaklı edebiyat otoriterlerince dışlanmasına rağmen “yeni”yi benimsemekle birlikte eskiyle de bağlantısını koparmayarak en zorunu yani ikisini harmanlamayı becerebilmiştir. O hiçbir zaman eskiden kopuştan yana olmamıştır. Tam bir harmanlama şaheseri olan SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ adlı eserinde eski ile yeni karşılaştırmasını ironik bir üslupla yapmıştır. Eserde yüzyıllardır yaşadığımız bu yeni-eski, doğu-batı kaosunun, özellikle de normalmiş gibi işleyen bürokrasi çıkmazının trajikomik anlatımını tadı damağımızdan çıkmamacasına okuruz.

SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ uzun süredir tüm zamanların en çok okunan eserlerinden biridir. Bu kitapta gündeme gelen temel sorunların günümüzde hala devam ettiği düşünülürse romanın önemini daha yıllarca koruması da kaçınılmaz olacaktır. Pekiyi, nedir bu hiç değişmeyen ironi? Her devrin adamı olan sözüm ona kahramanlar mı ya da birdenbire zenginleşen şarlatanları mıdır hiç değişmeyen?  Ya da müzikte ve ticarette yozlaşma mı bürokrasinin açmazları mıdır? Aslında işsiz bir adamın hiçbir amaca hizmet etmeyen bir kurumu yani Saatleri Ayarlama Enstitüsü ‘nü nasıl kurduğunu tam olarak abesle iştigal dile getirirken bu metaforla sadece adı olan ve birilerini türedi zengin yapan gereksiz kurumlarla ülkemizdeki bürokrasinin nasıl işlediğini ortaya koymaktadır.Dünyada da bütün büyük yazarlar; Gogol, Dickens, Tolstoy, Dostoyevski, Zola, Kafka, Flaubert, George Orwell eserlerinde çalışma hayatını, bürokrasiyi gündeme getirmiş ve eleştirmişlerdir.

Ahmet Hamdi Tanpınar, Saatleri Ayarlama Enstitüsünde bürokrasinin yalnızca Türkiye’ye özgü bir problem olmadığını, aksine dünyanın her yerinde benzer biçimde karmaşıklaştığını incelikli bir ironiyle gösterir. Tanpınar’ın kurduğu Enstitü, kâğıtların, imzaların, yönetmeliklerin ve bitmeyen toplantıların arasında amaçlarından kopmuş kurumların evrensel hâlini temsil eder. Bu yönüyle roman, bürokrasinin insanı özgürleştirmek yerine çoğu zaman oyalayan, hatta zamanın kendisini bile tüketen bir yapıya dönüştüğünü dile getirir. Tanpınar’ın anlatısı, modern dünyanın bürokratik labirentlerinde kaybolan bireyin hâlini onaylar nitelikte güçlü bir eleştiri sunar; okura, bürokrasinin gerekliliği kadar absürtlüğünün de evrensel bir sorun olduğunu hatırlatır.

Türk Edebiyatının klasikleri arasında yer alan, kutuplaşmış ve tam bir körleşmenin yaşandığı ülkemizde tekrar tekrar okunup tartışılması gereken bir eser olan Saatleri Ayarlama Enstitüsü adlı bu eser er ya da geç dünya klasikleri arasındaki yerini de alacaktır.

 

Yorum

Oğuzhan Emir S… (doğrulanmamış) Sa, 16 Aralık 2025 - 16:00

Elinize sağlık öğretmenim 👏 👏👏

Buğlem Erdem (doğrulanmamış) Sa, 16 Aralık 2025 - 17:59

Kaleminiz yine harikalar yaratmış hocam, elinize sağlık

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.