Ses Kimin?
Yapay Zekâ Parantezinde Müziği Yeniden Düşünmek
Aylin Erdem
“Müzik bir dile benzer; fakat dille özdeş değildir”Theodor Adorno
İnsanlık tarihinin sayılı kırılmalarından biri, tarım ve sanayi toplumuna geçişten sonra kuşkusuz yapay zekâyla karşılaşmasıdır. Böyle dönemlerde değişimin en görünür izleri çoğu zaman sanatta vuku bulur. Çünkü sanat, her çağın ontolojik nabzını tutarak kendisiyle anlam olarak daha tutarlı ve bütünlüklü bir ürünü ortaya koymaya teşnedir. Yapay zekâyı önceki teknolojik sıçramalardan ayıran temel özellik, yalnızca fiziksel süreçleri değil; zihinsel üretim süreçlerini de taklit edebilmesidir. Düşünme, yorumlama, üretme ve hatta yaratma olarak gördüğümüz kimi işlevleri üstlenebilmesi, onu önceki teknolojik dönüşümlerden belirgin biçimde ayırmaktadır.Bu doğrultuda insanın bilgiyle, sanatla ve yaratıcılıkla kurduğu ilişkide yapay zekâ teknolojisinin rolünü sorgulamak gerekir. Yapay zekâ teknolojilerinin son zamanlardaki ivmesi, pek çok alanla beraber sanat pratiklerini; özellikle de müziği derinden dönüştürür. Besteleme üretimi ve düzenlenmesi, ses sentezi, mix-mastering, performans araçları gibi yapay zekâ tabanlı sistemler olabildiğince yaygınlaşmıştır. Bu durum, müziğin ne olduğu sorusunu yapay zekâ bağlamında tekrar gündeme getirir. Bir eserin yaratım sürecini özneden makineye bırakan, birkaç komutla insan bestecilerin üslubunu taklit eden veya bugüne dek kayıtlı beste haznesindeki belirli kesitleri kompozisyon haline getiren algoritmik yapı, yapay zekânın sahiden “yaratıcı” bir konumda olup olmadığı sorusunu tartışmaya açık hale getirir. Peki, algoritmik süreçlerin sonucundaki “estetik” malzemenin doğasındaki anlam tam olarak nerededir?
İnsanın ontolojik bütünlüğünün sınırlarını her daim zorlaması felsefe, sanat, din gibi pek çok olguyla açıklanabilir. Teneffüs ettiğimiz bu çağın belki de en dikkat çekici tarafı, yapay zekâ teknolojisiyle ontolojik problemin esaslarına ilişkin farklı yanıtlar kurgulamasıdır. Melez bir insan-makine ikiliği, insan varlığının temsilleri açısından aşkın modeller sunma imkânı verir. İnsan-makine ilişkisinin hayret uyandırıcı boyutlardaki görünür örnekleri, müzik teknolojileri uygulamalarıdır. Üretim ve tüketim mekanizması çerçevesindeki mix-mastering, ses klonlama, sanal gerçeklik ve simülasyon gibi uygulamalar, müzik ekosisteminin ne denli geliştiğini ve dönüştüğünü ortaya koymakla beraber; müzik endüstrisi adına müthiş bir krizin/kırılmanın da habercisidir. Yapay zekâ teknolojisi ve müzik endüstrisi sayesinde otomatik müzik üretimi, öneri oluşturma, şarkıları farklı sanatçı tarafından tekrar yorumlama, şarkı türü değişikliği, hologram üretme gibi teknik donanımları kolay biçimde gerçekleştirilebilir kılar. Esasında bu durum, müziğin üretim koşullarının mekân ve zaman bağlamında yeniden okunması gerektiğini gösterir. Örneğin halk kültürlerinde zamana yayılarak kendi kendisini üreten ve canlı organizma gibi insan kontrolünde kendini yeniden yaratan bir müzik eseri, çevrimdışı bir halk kültürüne dönüşür. Halkbilimi bağlamında kültürün oluşum, aktarım ve yayılım mekanizması, sözlü ve yazılı evreye ek olarak elektronik medya aracılığıyla olagelen dijital folklor evresine denk gelmeye başlar. Müzik perspektifinden bakıldığında da mevcut işleyiş, dijitalleşmenin olanaklarının olabildiğince işlerlik kazandığı net biçimde görülür. Meta veri kümeleri üzerinde eğitilen modellerin geçmişte üretilmiş sayısız eseri analiz ederek belirli armonik kalıpları, ritmik ögeleri ve biçimsel özellikleri öğrenmesi; dijitalleşmenin müzik üretim sürecine ne denli entegre olduğunu gösterir. Bu sayede belirli bir türü taklit edip farklı tarzları birleştirerek yeni besteler ortaya koyabilmektedir. Müziğin üretim ve dolaşım biçimlerine sinen bu dönüşümü sadece teknik imkanların genişlemesi üzerinde yorumlamak, müziğin ontolojik zeminini ve dolayısıyla müziğin felsefi yönünü arka plana itmektir. Sanatçı, eser, alımlayıcı üçgenindeki düşünsel ve duyusal etkileşim; insan ile makine arasındaki silikleşen eşikle müzik felsefesi tartışmalarının soru kartlarını yeniden dağıtmaya davet çıkarır. Bu noktada insanla makine geçirgenliği/birliğinin günümüzdeki her manaya sürüklenen konumu, posthümanist düşüncenin tartışma alanlarına değinmeyi gerektirir. “İnsanınötesine geçmek yerine insanı, evrenin merkezi haline getiren ideolojinin ötesine geçmeyi amaç edinen”(Bajpai, 2022, s. 87) posthümanizm, yapay zekâ gelişmelerinde insan olmanın anlamını sorgulayan bir yaklaşımdır. Bu bağlamda posthuman kavramı, biyolojiyle teknolojinin girift hale gelen yapısına atıfta bulunarak tekno-kültürel bir varoluş örneğinin felsefi zeminini oluşturur. Tekno-kültürel varoluş fikri, yaratıcı müzik endüstrisine kolayca nüfuz ederek örneklerini günden güne çoğaltmaktadır. Canlı bir öznenin müziksel performansının sentetik yapıya büründürülmesi, hayatta olmayan bir öznenin istenen kurgudaki yapay performansı, makine temelli bir eserin özne tarafından konserde sergilenmesi, sesin klonlaması gibi teknolojiler, insanın aşkınsallığı meselesini gündeme getirir. İnsan ve makine iş birliğinin bu sentetik sonuçları, belki de artık varlık iddiasını gölgede bırakıp oluşun ontolojisini destekleyen bir sanat olarak görülmesi gerektiğinin sinyalini verir.
Dolayısıyla bedenin, performansın ve failliğin (bilinçli eylemlilik) ontolojik statüsünü kavramaksızın konuyu sadece yapay ses üretimi veya dijital performansla sınırlı görmek, eksik bir bakıştır. Zira dijitalleşme kültürü, beden, ses ve özne arasındaki kadim bağı geleneksel anlamından taşırır. Nitekim Roy Ascott’unda “post-biyolojik çağ” olarak tanımladığıdönem, bu kırılmaya dikkat çeker. Ona göre sentetik performansların teknolojik olmanın ötesinde tekno-benliğin ontolojik hatlarını öne çıkaran deneyimler olduğu söylenebilir. Bir zamanlar yaşamış bir sanatçının eserinidolaşıma sokmak, zaman ve mekân mefhumundan bağımsız şekilde gerçek bir performansın izi addedilse de hiçbir zaman var olmayan bir eserin de canlıymışçasına inşası gerçekleştirilebilmektedir. Müzik teknolojilerinin henüz gerçekleşmemiş performansları yeniden üretme ve ses-beden fizyolojisini yeniden modelleme özelliği; gerçeklik-yapaylık ikiliğini büsbütün sunma noktasında oldukça ikna edici noktadadır. O nedenle Robert Pepperell'in “Fiziksel olarak temellenmişiz ancak kavramsal olarakgenişlemiş durumdayız, maddi gereklilik tarafından yönlendiriliyoruz ancak kavramsal olarak aşkınız” düşüncesi, fiziksel olarak maddi dünyaya bağlılığımızı sürdürürken düşünsel olarak daha genişve aşkın bir varoluş alanına doğru yönelmekte olduğumuzu imleyerek bu kırılmaya daha iyimser perspektiften bakmayı salık verir.
Yapay zekâ müzik tekniğinin merkezde olmadığı bir başka ve en önemli açı ise şüphesiz dinleyicinin konumudur. Eserin biçimlenmesi, sadece eserin icrası veya teknik özellikleri bakımında iyileştirilmesiyle değil; onu alımlayan dinleyicinin niteliğiyle mümkündür. Müziksel performansta söz konusu olan, (scene) sahnedeki özneyle daima ilişki kuran alımlayıcıdır. Yapay zekâ çağındaki dinleyici, mekânın sınırları esnetildiği ve insan-makine iş birliğindeki estetik deneyimin ayrılmaz parçası haline gelir. Dolayısıyla RalfRemshardt'ınifade ettiği üzere, dijital ekosistemin doğallığı neticesinde ürün ile alımlayıcının paradoksal biçimde etkileşerek birbirini var ettiğini, Adorno’cu dille kültürel üretim-tüketim ilişkisini tayin ettiği söylenebilir. Bu durumda yapay zekâ parantezindeki müzik kültürünün mevcut durumu, insan eyleminden münezzeh bir performans mümkün müdür sorusuna pek ala tatmin edici yanıt olabilir. Dijital dünyanın kendi gerçeklik rejimini kendine özgü kurma biçimini sadece performans repertuvarı olarak değerlendirmek, tek bir doktrine sıkı sıkıya bağlı kalmaktan farklı değildir. Bu bağlamda ancak post insanın simülasyon evrenindeki varlıkların gerçekliğini anlamlandırması yoluyla performans ekolojisi için farklı bir bilinç yükselmeye başlayacaktır. Yapay zekâ parantezindeki müziğin dijital değişim ve dönüşümü, belki de sadece gerçekliğin başka bir tarzda pratik edilmesidir. Fakat sorgulanmaya değer mesele, müziği bugüne dek özne merkezli yapan şeyin ne olduğunu yeniden düşünmek zorunda kalışımızdır. Çağın en büyük kırılmasında müzik bağlamındaki en temel düşünsel kıvılcım, “ses kimindir?” sorusunda toplanır. “Besteci kimdir?”, “performans nerede başlar ve biter?”, “yaratıcılık insana mı özgüdür?” gibi sorgulamadığımız sorular artık beklenmedik biçimde karşımızda durur. Dolayısıyla insanın kendisini yeniden tarif etmeye başladığı yepyeni bir ontolojinin müzik ekseninde gündeme gelmesi, insan-makine ikiliği/iş birliğinin aykırı durmasında değil, birbirlerine yönelttiği sorularda şekillenecektir. Belki de yapay zekâ çağında müzik üzerine yeniden düşünmeye başladığımız her yerde, en sonunda aynı soruya döneceğiz: Ses kimin?
Yorum
Disiplinlerarası düşüncenin başarılı bir örneği
Çok ufuk açıcı bir makale olmuş. En etkilendiğim tarafı, okuyucuyu belirli bir fikre ikna etmeye çalışmak yerine soruların etrafında dolaştırarak farklı olasılıkları düşündürmesi oldu. Bu yaklaşım metne hem akademik bir olgunluk hem de entelektüel bir açıklık kazandırmış.
Müzik ile felsefenin kesişiminde kurduğu ilişki de oldukça dikkat çekici. Özellikle müzik üretiminin ontolojik boyutunu tartışmaya açması, güncel teknolojik gelişmeleri yalnızca teknik bir mesele olarak değil, daha temel felsefi sorular üzerinden ele alma cesareti gösteriyor. Bu tür çalışmaların, hem akademik tartışmalara hem de disiplinlerarası düşünceye önemli katkılar sunma potansiyeli taşıdığı kanaatindeyim. Böyle özgün ve derinlikli metinlerin devamını görmek isterim.
Oldukça ufuk açıcı bir yazı…
Oldukça ufuk açıcı bir yazı. Yapay zekâ ve müzik gibi son dönemin en çok konuşulan konularından birini, gündelik tartışmaların ötesine taşıyıp ontolojik bir zeminde ele alması bence metnin en güçlü yanı. En çok hoşuma giden tarafı ise okuyucuyu belirli bir fikre ikna etmeye çalışmaması; bunun yerine soruların etrafında dolaştırarak farklı ihtimalleri düşündürmesi. Müzik ve felsefenin kesişiminde duran bu yaklaşım, konuyu alışılmışın dışında bir derinlikle ele alıyor. Bu perspektifin tek bir yazıyla sınırlı kalmaması gerektiğini düşünüyorum; çünkü burada üzerinde uzun süre düşünülmeye değer bir tartışma alanı açılıyor.
Yeni yorum ekle