Boşluğun Sokakları

Edebiyat

Boşluğun Sokakları

 

Tekrara binen çoğu şey, önce sen onların üzerine gitmeyesin diyeyse ne değişir baktığın

yerden başka? Yaşamak, tersinden sınıyorsa derdi düzlükleri kaldırıp atmak mı yoksa düzlüğe

çıkaran yolları ayıklamak mı? Uzun bir yolculukta, güzergâhı tutan yolların hiçbirinin yolun kendisi

olmadığını kabul ettiysen gözden kaybettiğini dönüp dar sokaklarda aramak, hangi teselliyi getirir?

Geçmişin hatırı, bugünün başını okşayan el değilse tutma artık o eli. Şimdinin insafında duygu için

bir hayır varsa o da geleceğe göz kırptırmaz sonra.

Yalnız yürümemek için sarıldığın dalların daha kendi yaprağını taşımaya gönlü yoksa

sonbahar deyip geçme. Düşen, bazen de konmak isteyendir sadece. Biz anlam ararız hiç durmadan.

Olana ve olmayana, öykümüzde esas kahramanla figüran arasında kalıplar belirleriz. Onlar, kendi

rollerini çoktan sergilemiş olsalar da son sahne gelene kadar ezberimizi bozsunlar isteriz.

Verdiğimiz şans, karşısı için olduğunu zannettirir ama biz, kendi yarattığımız ihtimalleri sınarız

direterek. Merak ettiklerimiz, çoğu zaman en baştan bildiklerimizdir belki bu yüzden. Yine de

gördüklerimizi kenara itip görmediklerimizin peşine düşeriz. 

Çöl ikliminde ayrıcalıkları reddeden bir karakter vardır. Aklımıza iyi gelmeyen, kalbimizi

ılıtıyorsa ilerleyen bölümlerde akıl da, kalp de donacaktır. Ya da tam tersi... İçi doldurmayan,

mantığa değdiği yerde bırakacaktır kendini. Tüm bunlara rağmen sığınak sandığımız yer, o anki

engelden kurtarıyorsa sıradaki tuzak da olabilir doğrudan. Neyse ki zaman, acıtsa bile büyük

sözlerin maskesini düşürmekte iyi bir iş birlikçidir. Geride kalacak olanı, geride bırakır ve tüm

deneyimlerden sonra ciğeri tanınmış bir gerçeği, en yabancı düş şekline sokar. Biz ise zaten biliriz

ama yaşamadığımıza sunacağımız fırsatlara çok sonradan deneyim deriz.

Büyüteçle seçtiğimiz detayları, resmin önüne geçirme ısrarımız olur hani kimi zaman.

Filizlenmeyen tohumun inatçı iyilik perilerine dönüşürüz yüz vermesek de. Çünkü bilincimizdeki

en büyük ispat, tohumun varlığıdır o anda; filizlenmemesi değil. Doğru eli tanıdığını sanmakla

meşgul olmak, istikrarsız bir gelişim serüveninin inkârına dönüşür böylece. Tetiklediğimizi

sandığımız şey, varlığın gizil gücünü değil; yokluğun sebeplerini hatırlatır sonra bir sıçrayışta.

Üstümüze bulaştırdıklarıyla kalırız. Saçma bulduğumuz durumlara dümdüz açıklamalar getirme

inadından da vazgeçip yalnız ne olduklarını kabul ederek susarız. 

Dağınık yerde aranırken ne aradığımızı unuturuz o karışıklık arasında. Duygular ve

düşünceler de böyledir. Bir tanesi için uğraşırken binlercesi yığılırsa düzensizlik, düzen olur.

Aslında arananın orada bulunmayabileceği olasılığını elemek, belki de baştan kabullenme

biçimimizdir yokluğunu. Yine de tüm kapakları kaldırırız tekrar tekrar. Gözümüze inanmadığımız

 

için değil; umudumuza güvenmek, daha çok huzur sunduğu için. Yorulduğumuzda veya çabamızın

mekânda karşılıksız kaldığını fark ettiğimizdeyse bulmaya yüklediğimiz anlam da son bulur.

Binlerce bulanık işaret arasında, salt bir yanıt arar ve artık nasıl hissettirdiğiyle de ilgilenmeden ona

razı geliriz.

Katılmadığımız ya da yetişemediğimizi sandığımız bir olay dizisi, esas öykümüz olmak

zorunda değildir. Bunu fark ettiğimizde perdenin arkasından çıkarız. Yabancı rastlaşmalar,

paylaşılmış tanıdık masalardan çekilir. Vaktiyle sevdiğimiz sokakları, yokuşlarıyla bırakırız ve o

sokaklar, bir daha semtimize konuk olmaz. Okunan bir kitabın, dinlenen bir şarkının, yazılan bir

paragrafın nesnesine dönüşebilirler ancak. O da yer açtığımız kadar… Öte yandan biz hatırlamasak

bile duyularımız hiç bırakmayabilir olup biteni. Ama onlar da sığ temaslardan derin izler

saklayamaz. 

Mevsimler koşturduktan ama bir gün yine aynı mevsimde bulduktan sonra kendimizi, fark

ederiz ki izahın bir önemi kalmamış her şey anlam üzerine inşa edilirken. Uğradığımız sapa

yollardan ellerimizle çiçekler saça saça geçmiş ancak çamur içindeki kaldırımları renklendirmeye

yine de yetememiş olduğumuzu görürüz. Kalbin ıslığı, bir ağaç kovuğunda yankısını aramış ama

ağacın kökleri de pek zayıfmış diyerek son veririz artık aramaya. Kapakların hepsini birer birer

kapatırız sonra. Gözün gördüğünü seçerek ve boşluğun başka, yığıntının başka şeyler olduğunu

öğrenerek…

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.