Küreselleşme ve Türk Kültür Mirası

Felsefe

Küreselleşme ve Türk Kültür Mirası

Fahri Atasoy

Küreselleşme bütün dünyayı etkilemekte ve dünya ekonomisinin birbiriyle bütünleşeceği varsayımı üzerinden yorumlanmaktadır. Halbuki dünyada farklı toplumlar ve farklı kültürler vardır. Kültürel olarak da bütünleşme olacaksa farklılıklar ortadan kalkacak demektir. Dünyadaki insanlar birbiriyle benzeşecek ve bir nevi homojenleşme olacaktır. Ortak dünya dili, ortak dünya müziği, ortak dünya mutfağı, ortak dünya giyim tarzı, ortak dünya sanatı (sinema, edebiyat, resim, v.s.) beklentisi ortaya çıkacaktır. Küreselleşme sürecinin bütün toplumların ve kültürlerin kimliğini yok etmesi aslında bir tehlikedir. Bu tehlikenin ilk fark edildiği alan siyasal yapılardaki değişim beklentisinde olmuştur. Dünya artık küreselleşiyor ve milli devletler işlevlerini yitiriyor, yani ortadan kalkması gerekiyor iddiaları ortada böyle bir proje olduğunu açığa çıkartmıştır. Meşhur kırmızı başlıklı kız masalındaki kurt misali, nineyi yemek için zaten bahane arıyor demektir. Küreselleşme karşısında köklü ve güçlü devletler ve kültürler varlıklarını devam ettireceklerini, hatta küreselleşmenin imkanlarından faydalanacaklarını gelişmeler göstermiştir. Örneğin Dünya üzerindeki Türkler, küreselleşme sayesinde tarihte ilk defa birbirini tanıma ve tanışma fırsatı yakalamışlardır. Bunun kültürel zeminini açığa çıkartmak önemlidir.

Türklerin ortak kültürel zemini öncelikle tarih sahnesine çıktıkları zamanlardaki izlerinde aranabilir. İlk Çağ’larda bugünkü gibi sınırlar ve kurumsal yapılar yoktur. Devlet denilen siyasal kurum toplumdan topluma değişmektedir. Eski Yunan metinlerindeki devlet ile Türklerdeki devlet doğal olarak birbirinden farklıdır. Fakat Türkler devlet halinde örgütlenen ilk topluluklardandır. Siyasal düşünceler tarihinin batı kaynaklı metinleri maalesef bu olguyu ıskalamaktadır. Bunda Türklerin yazılı kültüre geç zamanlarda geçmelerinin etkisi vardır. Onun için Türkler hakkında ilk bilgiler komşu halkların metinlerinden elde edilmektedir. Dolayısıyla Türklerin sözlü kültürü bize önemli kaynak oluşturacaktır. Eski inançlar, ritüeller, destanlar, hikayeler, şiirler, türküler, masallar ve ninnilerin günümüze kadar dilde ve kültürde yaşaması son derece kıymetli bir olgudur. Kültür mirası araştırmalarının küreselleşmenin teknolojik boyutu olarak dijitalleşme aracılığıyla dünyaya açılması yeni kültürel filizlenmelere imkan vermektedir. Bu konular Türklerin küreselleşmenin homojenleştirme tehdidi karşısında varlığını sürdürme iradesine en büyük destektir.

Küreselleşme öncesinde Soğuk Savaş döneminde dünyanın bir kısmı siyasi, sosyal ve ekonomik olarak kapalı bir yapıya sahiptir. Doğu Bloku ve Çin bu yapının önemli güçleridir. Egemenlikleri altında farklı boylara mensup Türkler vardır. Bu Türk grupların tarihte önemli bilgi ve kültür birikimi sağladıkları bilinmektedir. Yerleşik hayata ilk geçen Uygur Türkleri ve İslam dinini resmi olarak ilk kabul eden İdil-Bulgar Türkleri zengin tarih ve kültür mirası yaratmışlardır. Özellikle İslam dininin yayılmasıyla başlayan kültürel alışveriş bölgede Türkler arasında medeniyet yaratma konusunda önemli başarılara vesile olmuştur. Türkçe’nin önemli eserleri ve Arapça da olsa Türk bilginlerinin özgün eserleri Türklüğün güçlenmesine yol açmıştır. Dolayısıyla bu zengin eserlerin verildiği coğrafya küreselleşme süreciyle dışa açılmıştır. Küreselleşme aynı zamanda bilginin dolaşımını kolaylaştırdığı ve hızlandırdığı için Türklerin yeryüzündeki eserleri ve insanlığın gelişimine katkıları daha kolay erişilebilir hale gelmiştir. Eserler bir yana Türklerin farklı lehçeler ve gruplar halinde birbiriyle tanışmaları ve iletişim kurmaları da kolaylaşmıştır.

Türklerin somut kültür mirası yaratmalarının ilk örnekleri kazılarda ortaya çıkmaktadır. Pazırık halısı, altın elbise, örme pantolon, muhtelif kurganlar, balbal heykelleri, kaya resimleri, yazıtlar, muhtelif şehir kalıntıları gibi örnekler azımsanmayacak bir külliyat oluşturmaktadır. Her bir çalışma Türk kültür mirası için önemli kaynak teşkil etmektedir. Sibirya’dan Turfan’a, Semerkant’dan Kazan’a uzanan coğrafyada rastlanan Türk izleri arkeoloji biliminin çalışmalarıylaortaya çıkartılmaktadır. Bu tür kısa yazılardaancak okuyucuların ilgisini çekmek ve haberdar etmek mümkündür. Dolayısıyla kısa kısa başlıklar halinde bütüncül bir manzara oluşturmak yararlı olacaktır.

Türk kültür mirasının görünür somut örnekleri mimari eserlerdir. Türkler İpek Yolu boyunca simgesel eserler vererek yaşadıkları yerlere adeta imza atmışlardır. TRT yapımcılarından rahmetli Servet Somuncuoğlu belgesel ve kitap başlığı olarak “Sibirya'dan Anadolu'ya: Taştaki Türkler” ismini kullanmıştır. Yol güzergahında yer alan cami ve minare mimarisinin estetik ve mühendislik tarzının devamlılığını göstermektedir. Bu konuda Konya Selçuklu Belediyesi çok güzel bir hizmet yaptı. Selçuklu dönemi kültür mirasının kayıt altına alınması için bir proje geliştirdi ve iki başlıkta eserler yayımladı. Birincisi Büyük Selçuklu Mirası Mimari (2014) başlığıyla üç cilt, ikincisi Anadolu Selçuklu Çağı Mirası Mimari (2016) başlığıyla üç ciltlik eser hazırlattı. Eserlere internet üzerinden ulaşmak ve PDF dosyası olarak indirmek mümkün. Bu eserlere ilave olarak dünya müzelerinde yer alan Selçuklu eserlerinin envanteri de yayımlandı. İnternet üzerinden dünyanın her yerinden bu bilgilere ulaşmak ve kullanmak mümkün. (https://kadimmirasinizinde.com/#anasayfa)

Türk kültür mirasının öne çıkan somut eserleri genellikle kamusal mimari yapılardır. Bunların başında şüphesiz camiler ve minareler gelir. Anadolu’daki Selçuklu döneminde yapılmış ulu camiler ve minareleri İran ve Türkistan coğrafyasındaki eserlerin izlerini taşır. Örneğin Anadolu'nun ahşap direkli camileri olarak bilinen beş mimari eser, 2023 yılında UNESCO Dünya Mirası listesine alındı. 13. ve 14. yüzyılda özellikle Anadolu’nun iç ve batı bölgelerinde inşa edilen bu yapılardaki ahşap kullanımı, Türklerin Orta Asya ve Horasan Bölgesi’ndeki mimari üslubunu hatırlatır. Bu örnek Türklerin batıya doğru yolculuğunda ve günümüze ulaşan kültürel sürecinde köklerin ne kadar etkili olduğunu gösterir. Mimaride bu izleri sürmek oldukça dikkat çekicidir. Taş işlemeciliği de benzeri bir takip sağlayacak etkiler göstermektedir. Bunları somut olarak görebileceğimiz yerler öncelikle cami ve kervansaray giriş kapılarıdır. Sanat tarihçilerinin kavramlarıyla ifade edecek olursak mukarnaslı taç kapılar en görkemlileridir. Yol boyunca inşa edilen kervansarayların mimari üslupları ve ustalıkları hayranlık uyandırıcı estetiğe ve benzerliğe sahiptir. Kervansaraylar üzerine bilgi alabileceğimiz bazıisimlerden bahsetmekte fayda vardır. Alman sanat tarihçi Kurt Erdmann, Amerikalı sanat tarihçi KatherinaBrenning, Türkiye’den Doğan Kuban, Hakkı Acun, Osman Eravşar kervansaraylar konusunda mutlaka okunması gereken bilim insanları.

Sosyoloji literatüründe kültür somut (maddi) ve somut olmayan (manevi) olarak sınıflandırma eğilimi vardır. Fakat aslında kültür unsurları somut veya soyut ayırımı olmadan kendine özgü tarz-form taşırlar. Bunu sanat ve edebiyat eserlerinde de görebilirsiniz. Örneğin müzik maddi olmayan bir form gibi görünmesine rağmen kullanılan enstrümanları maddi niteliklidir. Dolayısıyla “Telli sazdır bunun adı” diye başlayan bir türküde dut ağacından yapılan bağlamanın manevi yönü tartışma konusu olabilir. Onun için biz yazılarımızda bu ayırımı ölçü olarak kullanmıyoruz, kültürü kendine özgülüğü içinde ele alıyoruz. Kültür mirası adıyla sadece somut eserlere bakmıyoruz. Örneğin masallara bakıyoruz. Masal içinde bir millete ait pek çok unsurun yer aldığını görüyoruz. Masal üzerinden iz sürmek bizi eski tarihlere götürdüğü gibi, coğrafyadaki yolculuğumuz esnasında karşılaştığımız farklı kültürlerle etkileşimimizi de görmemizi sağlıyor. Türkler Asya steplerinde yaşarken karşılaştıkları güçlü kültürlerden muhtemeldir ki etkilenmişlerdir. Türk masallarında bu bakımdan Çin, Hint, İran etkisini görmek mümkündür. Sonradan buna Arap ve Rus etkisini de eklemek gerek. Anadolu’ya geldiğimizde ise Rum, Ermeni, Gürcü, Bizans etkisi görülür. Balkan coğrafyası ise bambaşka bir kapı açmıştır artık Türkler için. Sonuçta modern çağa geldiğimizde kökleri sağlam ve zaman içinde zenginleşmiş bir masal kültüründen bahsetmek mümkündür.

Türkiye’de masal derleme konusunda Ziya Gökalp’in açtığı yolda ilerleyen pek çok isim vardır. Eflatun Cem Güney, Naki Tezel ve Tahir Alangu gibi halk bilimciler, halk arasında sözlü olarak anlatılan masalları derleyerek kayıt altına alınmasına önemli katkılar sağlamıştır. Bu bağlamda çok sayıda derleme masal kitabı ortaya çıkmıştır. Fakat Türkler sadece Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde değildir. Dünya coğrafyasında tarihsel süreç içinde geniş bir alana yayılmış olan Türklerin birbiriyle yakınlığını göstermesi bakımından masalların rolü ihmal edilmemesi gerekir. İlk dönem Türkçüler zaten Türklüğü bir coğrafyaya veya bir devlet sınırına sıkıştırmazlar. Türklüğün kültürel izleri Türklerin yaşadığı her yerde bulunabilir ve bu izler bilimsel yollarla tespit edilebilir. Masal için de bu durum geçerlidir. Dünyadaki siyasal şartlar gereği bir dönem her topluluk kendi sınırları içine kapanmak zorunda kalmıştır. Dolayısıyla farklı coğrafyalardaki Türklerin masallarını derlemek oldukça zor bir iş haline gelmiştir. Örneğin SSCB 1990 yılına kadar Demir Perde olarak adlandırılan bir kapalılık içinde Türk halklarına ulaşmayı zorlaştırmıştır. Bu zor kapıyı açabilen nadir Türklerden birisi Yücel Feyzioğlu’dur. Feyzioğlu’nu zorba-tv yazarı olarak tanıyoruz. Benim tanımam Orhan Aras’ın Masal Avcısı adlı romanı sayesinde oldu. Masalcı Dede lakabını kazanan Yücel Feyzioğlu masal derlemeye SSCB zamanında başlamış. Şimdi derlediği masallar bütün dünyaya sunulmuş vaziyette.

Masal avcısı kendisini bir anda Altay Özerk Cumhuriyeti'ndeki Tuva Türklerinden, Berlin'deki göçmen Türklere kadar yayılmış bir masal kültürünün içinde bulur. Dünyada Türklerin hayat sürdüğü yerler göz önüne alındığında masalların izini sürmek son derece önem arz eder. Bu zorlu ve önemli işi başaran kişi masalcı dede unvanını hak eden bir masal derlemecisi ve yazarıdır. Yücel Feyzioğlu sadece masal derlemez, aynı zamanda masalı varlığının bir parçası haline getirir. Belki de zaten masallar varlığımızın bir parçası olmasına rağmen biz fark etmiyoruzdur. Aslında Masal Avcısı romanını okurken birçok soruyla birlikte bir zihinsel yolculuğa çıkıyorsunuz. Şimdilerde sanal-dijital dünyada sınırsız hayalleri nasıl canlandırabiliyorsanız, masallarla birlikte yaşadığınız hayatta da zaten bunu yapabilirdiniz. Orhan Aras, Masal Avcısı eserinde bizi bu gerçekle yüzleştiriyor. Yücel Feyzioğlu, çocuklara masal anlatmaya devam ediyor. Kendi hikayesini anlatırken çocukluğunda masalla büyüdüğünü, öğretmenlik yaparken de çocuklara masalla ders anlattığını söylüyor. Masalların bir toplumun kültürel köklerini oluşturduğunu, içinde pek çok anlam dünyasını barındırdığını belirtiyor. Masal deyip geçmemek gerekiyor. Masalların içinde mitolojik ögeler, inançlar, değerler, erdemler, hikmetler, hayaller, duygular yer alıyor. Ortak masallar üzerinden millet denilen toplumsal olgu inşa ediliyor veya açığa çıkartılıyor. Yeni kültür filizlerinin yeşermesi için masallar çok zengin bir iklim oluşturuyor. Hem derlenmeleri hem yeniden yorumlanmaları hem farklı alanlarda kullanılmaları gerekiyor.

Küreselleşme sürecinde milletlerin özgün kültürünün homojenleşeceği iddiası sadece bir proje hedef olduğu görülüyor. Gerçek olgu ise zengin kültür hazinesi üzerinde hayat sürdüren milletlerin asla yok olmayacağının delili kültür mirasıdır. Kültür mirası biraz eskiyi andırsa da yeni filizlenmeler için önemli bir kaynaktır. Bunun en somut örneğini müzik alanında gördük. Yeni müzik parçaları üretmekte zorlanan çağın müzisyenleri köklere yöneldiklerinde çok büyük başarılar elde ettiler. Özellikle Barış Manço çağın ozanı unvanını bu yöntemine borçlu. Başarılı sanatçı kişiliği ile kültür mirasından faydalanması çok farklı bir örnek oluşturdu. Türk müziği Barış Manço sayesinde modern çağa adeta meydan okudu. Biz de varız mesajını en üst perdeden verebilen güçlü eserler ortaya çıktı. Küreselleşme çağında müziğin meydan okuyuşunu yeni örnekleriyle görmek mümkün. Konu hakkında detaylı bilgiye “Kültürel Küreselleşme Türkçe Müziğin Yükseliş Örnekleri” başlıklı makalemizde okuyabilirsiniz. Konu derya gibi geniş ve üzerinde okuma, yazma, çalışma yapılabilecek çok başlık var. Araştırmacılar için zengin bir zemin.

 

 

 

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.