Bu İşaret Sana
Semiha Baysal
Kimi müzik dinlerken kimi meditasyon yaparken kimi de uyurken dinlenir. Bense kitap okurken tarifsiz bir huşuyla adeta kendimden geçerim.Başka bir âlemde, çok uzaklarda; hiçbir şeyi duymam, görmem, fark etmem.Bambaşka bir evrendir o an olduğum yer. Geride bıraktıklarımdan gitgide uzaklaşırfarklı bir dünyada nefes alırım.
Ne kadar çok okursam o kadar mutlu olurum. Herfırsatı değerlendirerek listemdeki kitapları heyecanla okuyorum. Mayıs ayının kitaplarını listeledim. Bu kez ilginç bir durum içindeyim.İki tanesini okuyupbitirdiğimde biraz şaşkın biraz da düşünceliydim. Çünkü bu iki kitap arasında güçlü bir bağ kurmuştum. Ayrı ülkelerin edebiyatında ve çok farklı tarihlerde yazılmış bu kitapları kendi kendime sürekli yorumluyor paralel okuma yaptığımı düşünüyordum. Birbirleriyle tez- antitez olmuş kitaplardı adeta. Acaba bu bir işaret miydi?
Bu kitapların adını vermeyeceğim. Biraz merak yaratmak istiyorum. Bu yazıyı okuyup bitirince ufacık bir araştırmayla bulacağınızdan eminim. Ayrıca metin boyunca satır aralarında bile tespit edebilirsiniz.
Önce “Kuantum Fiziği” ve “paralel yaşamlar” gibibazı kavramlar hakkında biraz konuşalım. Kuantum mekaniği, atomlar ve atom altı parçacıklar (elektronlar, fotonlar, kuarklar) gibi evrenin en küçük ölçekteki davranışlarını inceleyen temel fizik dalı. Klasik fiziğin aksine, olasılıklara dayalı, parçacık-dalga ikiliği, süperpozisyon ve dolanıklık gibi “tuhaf” kurallara sahip bir dünyayı açıklar ve teknoloji, malzeme gibi alanların temelini oluşturur. Bu tanımlamalarda benim dikkatimi çekense“Kuantum Dolanıklık” kavramı. Buna göre atomun parçacıkları aralarındaki mesafeden bağımsız olarak birbirleriyle bağlantılı olabiliyor ve birinin durumu diğerini etkileyebiliyor.
Kuantum fiziği hakkında biraz okuyunca insanın bu da nasıl bir etkileşim diye sormaması işten bile değil. Parçacıklar arasında özel bağlar var. Bu parçacıklar ayrı yerlerde ve hatta dünyanın bir ucunda olsalar dahi birbirine bağlılar; birinin başına gelen bir olay diğer parçacığı da etkiliyor. Yani bir parçacık gözlemlendiği sürece aynı anda birden fazla durumda bulunabiliyor; hem A noktasında hem B noktasında.
Gelelim kitaplara. İlk kitap kısaca şöyle anlatılabilir: Bir dergi için “düşsel söyleşiler” yapması istenen yazarın evine aynı gece Semra Özal ve MariAntoinettegelirler. Bir süre sonra hızla gelişen olayların denetimini kaybeden yazar, kendisini Fransız Devriminin ünlü kişileri ile 2020 New York’unda bulur.Kahramanlar arasında robotlar, cinci hocalar, yırtıcı kaplan daha birçok karakter vardır. Diğer bir uzam da yazarın bulunduğu zaman dilimidir;1989 yılı. Uzamdan uzama atlayıp duruyoruz kitap boyunca. Benim en çok düşündüğüm ve diğer kitapla bağ kurduğum meseleye gelirsek; romanda geçen bir mekân… Eminim bu satırları okuyan herkes böyle bir yerin olmasını “Ah keşke gerçekte de olsa!” nidalarıyla aklından geçirecektir. Kitapta geçen mekânın adı “Rüya Ekranları Ormanı.” Bu mekâna isteyen herkes gidebiliyor. Burada yer alan bir ekrandan, yanındaki kutuya bozuk para atarak kimi istiyorsan onun düşlerini ve senin hakkında neler düşündüğünü, sana söyleyemediklerini herşeyi öğrenebiliyorsun. Kitapta yazar sürekli buraya gelmek istiyordu. Adeta bağımlısı olmuştu. Düşünsenize sizi çok sevdiğini düşündüğünüz birinin gerçekte de öyle hissedip hissetmediğini, yalanları, doğruları vs. öğreniveriyorsunuz. Okurken yazarın buraya olan ilgisine hak vermiştim. Ancak diğer kitabı bitirince fikrim değişti.
Gelelim diğer kitaba. Kendini hiçbir işe yaramayan ve bu dünya için önemsiz biri olarak gören kahramanımız, eve almayı unuttuğu kedisinin ölümüyle son kırılmasını yaşar ve buna dayanamayarak dolapta bulduğu tüm ilaçları içerek yaşamına son vermeye kalkışır. Bu olaydan sonra “araf” tadır artık. Araftayken çocukken tanıştığı ve satranç oynadığı kütüphane görevlisi çıkar karşısına. Kütüphane görevlisi kahramanımıza tüm pişmanlıklarını, keşke deneseydim dediği her şeyi yaşayabileceği sonsuz olasılıklar sunar. Kuantum fiziğine göre bütün bu olanlar bir noktada mümkün görünüyor. Fizikçilerin evreni anlamaya çalışırken geliştirdiği çalışmalardan edebiyatçıların hayal dünyalarına kattığı bir yorum diyelim biz en doğrusu…
Kahraman “keşkelerini” yaşamaya başlar. Kedisi Voltaire’i sokaktan almayı unutmadığı versiyonda da kedi ölmektedir. Çünkü Voltaire’in kronik bir hastalığı vardır ve ölecektir. İkinci keşkesi nişanlısıyla ilgilidir.Düğünden hemen önce ayrıldığı sonradan çok pişman olduğu nişanlısı Dan ilediğer bir paralel yaşamdaevlenir. Buversiyonda, Dan’in bir alkolik olduğunu ve onu aldattığını görecektir. Başka türlü olsaydıdiye düşündüğü tüm yaşantıları deneyimleyip geri döndüğünde yelkovanla akrep hep intihara teşebbüs ettiği saattedir. Yani tam 00.00’dır saat.Pişmanlıkların sonsuz başkaversiyonu, aynı zaman diliminde gerçekleşebilmektedir. Paralel yaşamlardır hepsi. Ve her birinde de boşuna üzüldüğünü fark edecektir.
Kitapları okurken ne kadar şaşırdığımı söylemiştim değil mi? Sanırım sizler de şimdi bana hak verdiniz. İki kitap birbirini yorgan misali örtmüyor mu? Bazı kitaplar tam bir sapaktayken karşınıza çıkar ve eşik gibidir.
İlk kitabı okuduğumda keşke uzamdan uzama atlayabilsem, “Rüya Ekranları Ormanı”nda istediğim herkesin benim hakkımdaki düşüncelerini öğrenip tercihlerimi değiştirebilsem diye düşünürken ikinci kitabı okuyup bitirdiğimde “keşke” lerin gerçekte zihni sarmaşık gibi saran pişmanlıklar olduğunu ve asıl kötü olanın “keşke”ler olduğunu anladım. Yaptığım tercihlerin ve yaşantıların en iyi versiyon olduğunu anlattı bu iki kitap.
Hayatı anlamak zorunda değiliz ve belki de hayat asıl olarak umutsuzluğunöte yanından başlar.
Yeni yorum ekle