Meliha Yıldırım’ın Ankaralı Yazarları
Şair-Yazar Hikmet Dönmez Söyleşisi
(Ekim2026)
12 Eylül öncesi dönemi ve sonrasını yaşamış birisi olarak korku duvarını çoktan aştığımı düşünüyorum ama şunun altını çizmeliyim; gençliğimde olduğu gibi “gözü kara” da değilim. H. DÖNMEZ
- Merhaba, değerli şair-yazar arkadaşım Hikmet Dönmez. Kitaplarınızla ve toplumcu gerçekçi kimliğinizle sizi birçok alanda görüyoruz. Edebiyata verdiğiniz bunca emeği, yoğun sevgiyi neye bağlıyorsunuz?
- Çok emek verdiğim söylenemez ama sizin cepheden baktığınızda bir emek görünüyorsa ne mutlu bana. Göründüğü kadarıyla verdiğim emeği okuma ve öğrenme açlığıma borçluyum. Edebiyat dünyasını, ulusal ve uluslararası yazarları tanıdıkça eserlerini okudukça da onların emeğine ve bilincine sevgi besliyorum.
- Yazarken çoğu zaman ne hissediyorsunuz? Korku, mutluluk ya da hiçbir şeye takılmadan kendinizi yalnızca o anamı bırakıyorsunuz?
- Ne yazdığıma bağlı bu duygu durumum. Şiir ise farklı duygu içinde oluyorum. Roman yazarken farklı bir duygu içinde. Gazetedeki köşem için güncel ya da edebiyatçı bir dostumun eserlerinden söz ediyorsam o da daha farklı bir duygu içeriyor. Hiçbir şeyi yazarken korku duymuyorum. 12 Eylül öncesi dönemi ve sonrasını yaşamış birisi olarak korku duvarını çoktan aştığımı düşünüyorum ama şunun altını çizmeliyim; gençliğimde olduğu gibi “gözü kara” da değilim. Düzenin ve yöneticilerinin neler yapabileceğini biliyorum o nedenle de bilinçaltında bir otokontrol sistemim çalışıyor. Sorunuzun, korku ve hiçbir şeye takılmadan kısmını böyle cevaplamış olayım. Mutluluk kısmı ise her durumda yaşadığım bir duygu. Şiirlerimde ve romanlarımda duygularımı okuyucularıma aktarmanın verdiği mutluluk, köşe yazılarımda da çoğunlukla edebiyatçı dostların eserlerini bir okuyucuya bile olsa tanıtmanın mutluluğunu yaşıyorum. Benimkisi herkesçe bilinen “Hacca giden topal karıncanın” hikâyesinde olduğu gibi bir şey.
- Toplumsal ya da günlük olayları kolaylıkla kurguya çevirir misiniz? Sizin edebiyatçı kimliğinizi de düşünerek meseleyi ele alışınıza, hayatın içinden süzülüp gelenler diyebilir miyiz?
-Ben, pek çok yazarın ve diğer sanat dallarında eser üreten insanların ürünlerini yaşadıklarından, gördüklerinden, öğrendiklerinden ve hayal ettiklerinden ürettiğine inanırım. Şiirde ve romanda yaşadıklarımın, öğrendiklerimin (Bu hem yazılı, görsel hem de hayatın bana öğrettikleri) ve hayal ettiklerimin etkisi çok büyüktür. Kurguya çevirir miyim? Elbette kurgu, imge, betimleme, mecaz olmadan gördüğümüzü, gördüğümüz gibi yazarsak “sanat olmaz” birazcık hayal dünyamı da katarak estetize ederim.
- İlk ne zaman karar verdiniz yazmanız gerektiğine, sizi tetikleyen neydi o dönem? Bize edebiyat yolculuğunuzu ve kitaplarınızdan bahseder misiniz?
- Bildiğiniz gibi ben hem şiir hem de roman yazıyorum. Şiiri de hem serbest hem heceli vezinle yazıyorum. İlk olarak bin dokuz yüz yetmişli yıllarda Neşet, Mahzuni gibi sanatçılardan dinlediğimiz türkülerin, Pir Sultan, Karacaoğlan gibi ozanların şiirlerinin etkisiyle heceli şiirler yazmaya başladım. Tabii ki aşk şiirleri. Daha sonra da dünya edebiyatını, şairlerini tanıdıkça serbest şiire yöneldim. Duygu durumuma göre iki şekilde de yazıyorum.
Roman yazma fikri tamamen son dokuz (yedi şiir-iki roman) kitabımın yayımlandığı Ubuntu Yayınları’nın sahibi sevgili dostum Gazeteci-Yazar Faruk Demirel’in önermesi ve deyim yerindeyse iteklemesiyle oldu.
Konuyu biraz daha açmak isterim. Faruk Hocam, benim şiir kitaplarımı basım öncesi okuduğu için bana hep roman yazmamı öneriyordu. 12 Eylül darbesi sonrası bir arkadaşımla aranıyorken bir yıla yakın kaçak yaşadık. O günlerin hikâyesini roman olarak yazmak istiyorduk. Arkadaşım Avustralya’ya yerleşti, serbest çalışıyordu. Uzun zaman geçmesine rağmen işlerinden fırsat bulup yazamadı. Faruk hocamın önerisi de aklıma yatmıştı. Arkadaşıma “Sen yazamayacaksan ben yazayım” dedim. O da çok mutlu oldu. Böylece roman yazma serüvenim de başlamış oldu. İkinci romanım da 2026 yılının Ağustos ayında yayımlandı.
- Yazmayı düzenli bir şekilde yapabiliyor musunuz? Yoksa gündelik telaşlar yüzünden yazamamak moralinizi bozuyor mu?
- İstersem düzenli yazabiliyorum. Emekli olduğum içini sürekli ve zorunlu olduğum bir işim yok ama Bulut’um var torunum. Her cumartesi onunla buluşma günümüz, oğlumun ve gelinimin çalışma koşullarından ve Bulut’umun okulundan dolayı. Ev işleri, ilgilenmem gereken bir kardeşim ve dostlarımın etkinlikleri vs. sürekli yazmamın önündeki engeller! Moralim bozuluyor mu? Hayır, yaptığım her şeyi severek ve isteyerek yapıyorum en çok da cumartesi günlerini iple çekiyorum.
- Ankara’nın sizin için özel bir anlamı var mı? Hayatınızın belli bir bölümünün Ankara’da geçtiğini düşünürsek sizin için Ankara neyi ifade ediyor?
- Ankara… Ankara, benim için her şey. İlkokulu köyümde okuduktan sonra Ankara’ya geldim. Yıl 1972. O günden beri Ankara’dayım. Bugüne kadar Ankara dışında –sürekli- geçirdiğim zaman on hadi daha fazla diyeyim on beş günü hiç geçmemiştir. Yazın tatile gittiğimde bile bir haftayı geçtiği zaman Ankara’ya bir daha dönemeyeceğim duygusu tedirgin eder beni.
- Yazmayı istediğiniz ancak zamanının gelmediğini düşündüğünüz için beklettiğiniz neler var yazı sandığınızda? Ya da bunu hemen anlatmalıyım deyip hemen yazan yazarlardan mısınız?
- Yazmak istediğim iki roman dosyam, bir “maniler” bir de şiir dosyam var. Maniler, tamam ama sorduğunuz gibi, onun basılması için uygun zamanını bekliyorum. Şiir dosyası üzerinde zaman zaman çalışıyorum. İki romandan bir tanesi: 12 Eylül öncesi (Boğaziçi Mahallesi’nde) birlikte mücadele içinde olduğumuz arkadaşlarımızla anılarını derleyerek o günleri yazacağım. Dört arkadaşımla başladım, devamı gelecek. Kitabın adını ilk burada paylaşmış olayım. “DEV-GENÇ’DEN DEVRİMCİ YOL’A BOĞAZİÇİ” İkinci romanım da yine yakın tarih “Toplumcu Gerçekçi” bir roman olacak elli altmış sayfaya geldim, yazmaya devam ediyorum.
- Uzun zamandır yazıyorsunuz. On bir kitabınız olduğunu düşünerek. Bu kolay olmasa gerek. Ayrıca tebrik ediyorum sizi. Yıllar içinde yazım dünyasında neler gözlemlediniz? Türk Edebiyatı’nda sizin için değişen ne oldu? Ya da her şey aynı mı?
- Herakleitos: “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir"der. Elbette; bendede çevremde de ülkemizde, dünyada da pek çok şey değişiyor. Bana sorarsanız bu kadar baskıya, sansüre, dayatmacı anlayışa ve ekonomik zorluklara rağmen yine de iyi yönde değişiyor. Daha iyisi olabilir miydi derseniz elbette çok çok iyisi olabilirdi. Soruyorum: komedyenlerin bile sorgusuz sualsiz direk kuyu tipi hücreye tıkıldığı bir ülkede sanat ne kadar özgür olabilir, dolayısıyla ne kadar değişip gelişebilir?
- Günümüzde sayıları gittikçe artan yazma atölyeleri var. Amacı yazmak isteyene bir şeyler öğretmek olan bu atölyeleri de düşünerek. Sizce yazarlık bu şekilde öğrenilebilen bir şey mi, yetenek ne kadar önemli?
- Yazma Atölyeleri, bir başka deyimle de Yaratıcı Yazarlık Atölyeleri; Bana göre, yazacak kişiyi destekleyici ya da yazarlık hamuru olan kişilerdeki cevheri ortaya çıkarmaya yarar. Örneğin; Bir atölyeye on kişi başlar, beş kişi sonuna kadar götürür bir, iki, bilemedin üç kişi de yazmaya devam eder. Bu atölyenin kusuru değildir, yazar adayının da kusuru değildir. Bu işin doğası böyledir. Her heves eden yazar olacak diye bir şey yok.
Yazar olmak için: Yetenek, Birikim, Destek, İstek, Azim, Çevre faktörü ve olanaklar önemli diye düşünüyorum. Belki daha da eklenebilir. Kısacası zor bir süreç.
-Günde kaç saatinizi yazmaya ayırıyorsunuz?
- Dışarıda işim olmazsa sabah saat sekiz gibi kalkarım, kahvaltı yapar öğle yemeğine kadar yazarım. Bazen yemekten sonra devam ederim, saat dördü beşi de bulur hatta ertesi gün de o enerjiyle devam ederim. Dışarıda işim varsa o gün yazmak anlamında boşa gider, belki ertesi gün de verimli olamam.
- Çok okudukça ve yazdıkça kendinizi daha yalnız hissediyor musunuz? Yalnızlaşmayı nasıl görüyorsunuz?
- Yalnız hissetmek değil de benim içimde, yalnız kalma isteği doğuyor. Bazen yemek saatinin gelmesini istemem, misafir gelmesini hatta telefon gelmesini bile istemem, huzursuzluk yaratır, yoğunlaşmamı bozar ama bu saydıklarımız da yaşamın vazgeçilmez ögeleri.
- Kitabınız yayımlandıktan sonra hemen yeni bir plan yapar mısınız?
- Evet. Hatta yazarken bile kafamda başka bir proje dolaşmaya başlar. Bundan sonra ne yazabilirim diye. Onun için şimdi iki şiir, iki roman birlikte ilerliyor.
- Okumak her yazara çok keyif verir, sizde durum nasıl? Yazmanın önüne geçiyor mu okumak?
- Hayır, geçmiyor. Yazarken gözüm hep kitaplığımdaki okunmak için sırasını bekleyen kitaplarda olur. Haftalık yazım sanat üzerine olduğu için,bir yazarın ya da şairin kitabını okuyacağım ki onun hakkında yazabileyim. O nedenle her hafta bir yazarın, şairin hiç olmazsa bir kitabını okumak “zorundayım” artı kendi birikimimi destekleyecek, gelişmemi sağlayacak kitaplar da okumak zorundayım.
Çok teşekkür ederim Şair-Yazar Hikmet Dönmez bu güzel söyleşimiz için.
Ben de önce size, sonra Zorba TV Dergi ’ye sanata ve sanatçıya verdiğiniz değer ve destek için gönülden teşekkür ederim. İyi ki varsınız. Sanat adına yazdığınız her hece, her kelime, her cümle yolunuzu aydınlatsın…
Yeni yorum ekle