Nizami Gencevi'nin Hüsrev Ve Şirin'inde Aşk
Nizamî şiirinin "aşk" tematiğindeki tecellisi alabildiğine güçlüdür. Nizamî’ninHüsrev ve Şirin’i şiir olarak yazarken öncüleri ve rehberleri olarak iki isimden söz edilebilir: Bunlardan ilki, Nizamî’nin bizzat ve açıkça andığı Firdevsî’dir. Nizamî, ona işaret ederek şöyle der:
Bu hikâyeyi anlatan o büyük bilge
Onların aşk hikâyesini başlatmış bilge
Hayatının altmış yılı geçip gidince
Gençlik oku yayından çıkıp gidince
Altmış yaşın bilgeliğiyle, aşkta kalıverdi
Boş sözler söylemek artık ona faydasız geldi
Başından beri o bilgenin dediğini demedim
Söylenmişi tekrar söylemeyi yaraşıklı görmedim
.
Aşk oyunundan geriye kalan o kısımda
Gazi kılıcı gibi söz söyledim, bu zorlu yolda [1]
Nizamî Gencevî’ye göre Firdevsî, bu hikâyede "aşk" üzerine pek söz söylememiştir; zira o, bu anlatıyı kaleme aldığında altmış yaşındadır ve dolayısıyla "gençlik oku" hedefinden sapmıştır. Nizamî’nin bu yoldaki bir diğer kılavuzu, (446/1054) dolaylarında VîsuRâmîn’i yazan FahruddinEs'ad-ı Gürganî’dir. Gürganî, Vîs u Râmîn’in aslen Pehlevî dilinde olduğunu ve bu dili o kadim hikâye aracılığıyla öğrendiğini bizzat belirtmiştir. Bu sebeple Vîs u Râmîn’in ardından Hüsrev ve Şirin ve daha pek çok Farsça aşk destanı aynı vezinle kaleme alınmıştır. [2]
Nizamî’nin "Beş Hazine" olarak bilinen eserleri arasında üçü, onun "Dünyanın Söz Büyücüsü" ve “Aşk Şiirleri” türünün en büyük üstadı olarak tanınmasını sağlamıştır: Hüsrev ve Şirin, Leylâ ve Mecnûn ve HeftPeyker. Diğer iki eseri Mahzenü’l-Esrâr ve İskendernâme’de ise şair; Senaî-yiGaznevî ve Firdevsî’nin izinden gitmiştir. Nizamî’nin bu üç şaheseri arasında bir seçim yapmak ve birini diğerinden üstün tutmak oldukça güçtür. Ancak her halükârda bir tercih yapmak gerekirse, akla gelen ilk eser Hüsrev ve Şirin olur. Çünkü Nizamî ismi ile bu eser arasında, birini anınca diğerini hatırlatan köklü ve kopmaz bir bağ oluşmuştur. [3]
Nizamî, Firdevsî kadar kaynaklara bağlı kalmamış, bu konuda kendine özgü birtakım tasarruflarda bulunmuştur. Edebiyatta "şairce ruhsat" olarak bilinen ve hem Fars hem de Batı şiirinde oldukça yaygın olan bu anlayış; şairin kelimeleri kullanırken dile ve kurallara bir ölçüde aykırı hareket edebilmesini, hatta konu üzerinde tasarruf yetkisi kullanabilmesini ifade eder. Bu bakımdan Nizamî'nin manzum eserlerinin de bu tür bir serbestinin örneklerini taşıdığı söylenebilir. [4]
Nizamî, Hüsrev ve Şirin’i yazmaya başladığında dünyayı ve zamanı keşfedecek bir eser ortaya koymayı düşünür:
Bu kılıçla işini eksik ve noksan bırakanı
Kalem bir kılıç olup o eli kökünden budadı
Ben uykusuz gecelerin sarhoşu, bitkin bir haldeyim
Elimde kılıç gibi bir kalem, hayretler içindeyim
Gönlüm der ki: "Hangi kapıdan içeri dalsam?
Hangi gizli hazinenin kapısını açsam?
Nasıl bir tarz seçeyim ki dilim değer kazansın?
Ne söyleyeyim ki cihanı baştanbaşa sarsın?" [5]
Nizamî, Hüsrevve Şirin adlı bu mesnevisinde insan aşkının gücünü ve ululuğunu göstermiş, sevginin derin toplumsal anlamını yorumlamıştır. Münacat, naat ve dönemin şahlarına övgü gibi resmi giriş bölümlerinden sonra; şairin eserin yazılışı, söz sanatı ve aşk hakkındaki düşünceleri gelir. Bu bölümlerde şair; şiir sanatı ve şairler hakkında konuşur, edebi bir eserin güzelliğini belirleyen özelliklerden söz eder. Burada sözün yüksek değeri, sanatçının görkemi, şiir ve sanat dünyasının yüceliği gibi ilgi çekici görüşlerle karşılaşırız. Nizamî, işlediği konunun kökeni, halk yaratıcılığı ve güzel sanatlardaki yansıması hakkında bilgiler verir. Konuyla ilgili tarihi örnekleri sıralar; tarih kitaplarından ve halk edebiyatından faydalandığını belirterek, Ferhad’a atfedilen tarihi anıtları hatırlatır.
Nizamî, Hüsrev ve Şirin manzumesi ile gerçekten eşsiz bir eser yaratır ve eser tamamlandıktan sonra gönül rahatlığıyla; "Hiç kimsenin güzellerin yüzüne böyle güzel bir ben koymamıştır" der. Hatta şairin maharetini kıskananlar bile Nizamî’nin bu eserle göklerin ayağını öpmeye hazır olduğu bir güzel yaratmış olduğunu itiraf ederler [6]:
“Bugüne dek güzellerin yüzündeki o ince çizgili yazıya kimse böyle güzel bir ben konduramadı. Çünkü bildim ki, yeryüzündeki her bir diyarın koynunda, benim bu güzel sözlerime ve sevgime hayran birer gelin gizlidir.” [7]
Nizamî’nin eserinin girişinde en çok dikkat çeken konulardan biri de onun aşk hakkındaki düşüncelerini yansıtmasıdır. Şair aşkı sadece insanla sınırlamaz, aksine onu doğaya egemen evrensel bir düzen olarak değerlendirir:
“Feleğin aşk dışında, başka bir mihrabı yok
Aşk toprağı olmazsa, cihanda suyun rengi yok
Sen aşkın kölesi ol, tek düşünce budur ancak
Tüm gönül ehlinin işi, budur ancak
Cihan sadece aşk, gerisi hep bir hile
Aşktan gayrı ne varsa, bir oyun her şeyiyle
Eğer aşk olmasaydı, can evinde bu cihanın
Kim kalırdı ayakta, diri dönüşünde bu zamanın?
Aşktan yoksun olanın, kalbi soğur, donar gider
Yüz canı olsa bile, aşk yoksa o ölür, biter
Aşk hiçbir büyü bilmese bile, bak
Kendi sevdasından kurtarır mı seni iyi bak?
Yeme içmeyle uykuyla, eşekler gibi hoşnut olma
Bir kedi bile olsa, gönlünü bağla ona” [8]
Nizamî, aşk hakkındaki düşüncelerine bu bölümde otuz beyit ayırmıştır. Şairin her beytinde, onun aşk anlayışının ayrı ayrı yönleri yansıtılmıştır. Nizamî bu bölümde aşkın; insan hayatının, hatta belki de tüm evrenin esası olduğunu dillendirir. Şair; varlığın esası olan dört unsur toprak, su, hava, ateş, birbirini çekmekten ve birbirine karşı aşk sergilemekten başka bir iş bilmezler. Hekimler, bilginler, unsurların birbirini böyle çekmesini yerçekimi olarak adlandırırlar. Ancak Nizamî buna "aşk" adını verir. Nizamî, değişik karşılaştırmalar ve hatırlatmalar yoluyla şöyle bir gerçeği dile getirir. “Aşkın kulu olmaktan başka doğru yol yoktur!" [9]
Şair, eserini esas olarak sevgi üzerine kurmuştur. Eserin önsözünde de bu konuya özel bir yer ayırarak aşk hakkında ilgi çekici düşünceler öne sürer. Dünya edebiyatında aşk üzerine yazılmış eserler arasında müstesna bir yere sahip olan bu destanda şair; insanlara yüksek duygular aşılayan, onları ilerici idealler uğruna mücadeleye çağıran yüce bir sevgiden söz eder. Nizamî’nin terennüm ettiği bu aşk, okura ilham verir; onu daima ileriye, kahramanlığa ve fedakârlığa sevk eder. [10]
[1] Nizamî Gencevî Husrev ve Şîrîn, Bölüm:Kitabın Yazılış Nedeni, Beyitler: 49-53.
[2] Kezzazî, “Hüsrev ve Şîrîn”, DZEF, III, 38-39.
[3] Kezzazî, “Husrev ve Şîrîn”, DZEF, III, 38-39.
[4] Ğulam Hüseyn-i Yusufî, Çeşme-yi Rûşen, s. 175.
[5] Nizamî Gencevî, Husrev ve Şîrîn, Bölüm: 6/”Kitabın Yazılış Serüveni”, Beyitler: 8-11.
[6] Həlil Yusifli, Xosrov və Şirin, s. 9.
[7]Nizamî Gencevî, Husrev ve Şîrîn, Bölüm: 119/”Öğütler ve Kitabın Sonu”, Beyitler: 59-60.
[8]Nizamî Gencevî, Husrev ve Şîrîn, Bölüm: 12/Aşk İçin Birkaç Söz, Beyitler: 2-7.
[9] Həlil Yusifli, Xosrov və Şirin, s. 10-11.
[10] Həmid Araslı, Nizami Gencevî, Hamse /Hosrov və Şirin, s. 131.
Yeni yorum ekle