Özün Değeri, Kırılgan Benlik Ve Dışarısı
Üzerine verilen tavsiyeler ve kazanımı için gözetilen şartlar ne olursa olsun, değer duygusu en kırılgan dinamiğidir bireyin. Hissetmesi, anlaması, kurması, sakınması zordur ve darbelere karşı direnci, kişisinden kişisine daima değişir. Reçetesi ortak bir hastalığın hasta üzerindeki gidişatının farklı olması gibidir. Kiminin gelişimi sağlıklı ve doğrusal olurken kimininki bir labirentin çıkışına doğru ilerlemeyi anımsatır. Çıkış, yakın gözükse de yolculuğun verdiği yorgunluk, ağır gelebilir. Bazen de zor olan, inşasından çok ne üzerine temellendirileceğinin bilinememesidir.
Öz değeri dayanıklı ve dayanıksız yapılar gibi düşünmek mümkündür. Deprem öncesi ve sonrası ayakta kalan, harap olan ya da yıkılan evleri anımsatır. Özellikle duygu dünyasından alınan hasar büyük olursa yıkılmasa da temelinden sarsılabilir çoğu. Afetlerin şiddeti de farklı olabilir. Bu yüzden sağlam bir inşa süreci için sabır ve doğru malzeme gereklidir. Zira yetersiz donanıma sahip binalar gibi güvenle oluşturulmamış her değer, çürümeye yüz tutar. İçten gelişirken bu gelişimi doğru süreçlerden geçerek gösteren değer ise ana değer sisteminin yapı taşı olur. Yanlış algılarla donatılan sisteme benzemez. Kontrolsüz çıkışlarla sarsılmayacağı gibi asılsız darbelerle de yıkılmaz. Burada mühim nokta, kişinin kendi ve çevresi arasında dengeyi kurabilmesidir. Aksi takdirde dış dünya, büsbütün tehlike iç dünya ise temas edilmesi mümkün olmayan bir yamaç olarak algılanır. Bu da öz değerine sasında olduğuna değil, olmadığına yoğunlaşmaya yol açar.
Modern zaman sunumlarında en geniş yeri tutmasına rağmen pek az içselleştirilebilmiş kavramların birey kaynaklı olması, temelsiz fikir kalabalığının sonucudur. Bu bakımdan sayısız tartışma başlığı açsa da öz değerin kişilerin hâlâ destek beklediği bir konu olup irdelendikçe yozlaşmaya en fazla uğrayan gerçekliklerin başında geldiğini gösterir. Pek çok kavramda rastlandığı üzere o, bir yanda tanımlama zenginliğine diğer yanda içi boş anlam yığınlarına sahiptir. Oysa bu anlam yığınları “ben” ve “biz” dilleri arasında yaşanan ve yaratılan bocalamanın birer yansımasıdır. Nitekim modernitenin dayatmaları sırasında gösterdiği kendinden eminlik, gerçekliğin önünde işlevsiz bir perdeye dönüşürken muhataplarını bulanık zihinlerle baş başa bırakır.
Benlik değerinin kendi dışındaki benlik değerlerini yok saymaya veya tüketmeye dayalı formüllerle belirlendiği düzlemlerde gerçek ve sağlıklı olan değeri yükseltmenin bilincine erişilemez. Bu yüzden çoğu kişinin kendini anlaması, sevmesi ve değerinin farkında olması hususlarına olgun bakış açıları yerine kestirme ve yapay yöntemlerle yaklaşılır. Böylelikle kişi ;iradesini ilahi bir güç gibi görüp söz ya da davranışlarının sorumluluklarını almaksızın hareket etmeyi, özgürlük bilinciyle eş görür. Kendini merkeze koymanın gerekliliklerini, bir başkasının öz değerini zedelemek ve nitelik bakımından ondan üstün olduğuna inanıp her fırsatta bunu kanıtlamaya uğraşmak addeden çarpık yaklaşımlar ise modern psikolojinin sahasına fütursuzca girerek bireyi zararlı savlara yönlendirir.
Sağlıklı öz değer gelişimi, başkasının yararı veya zararına yönelik hareket etmekten bağımsız olarak önce kendi değer olgunluğunu gözetmeyi içerir. Kendini psikolojik ve ruhsal boyutta arı tutabilen kişi, bir başkasının iç ve dış dünyasına hükmetme isteği şeklinde ortaya çıkan narsisizm kökenli eğilimlerin büyümesine izin vermez. Zira özünü sevmek, özünü tanımadan gerçekleştirilebilecek bir eylem değildir. Öte yandan bu sevginin salt bireycilik koşullamasıyla korunabileceğini düşünmek, derin anlam boşluklarına sebep olur. Sosyal bir varlık olarak insanın bir başka insana bağımlı olmaksızın geliştirdiği içten duyguların göz ardı, ben dilinin hâkim kılınıp biz olma duygusunun bayağılık ya da kendine yetemeyiş hâllerinde sunulması, değerin bireyin kontrolünde sağlıkla yönetilebilen bir duygu değil de yalnız kendine saklaması gereken bir araç gibi savunulması, duygu dünyasına önem veren insanların küçümsenip salt materyalist kaygılarla yaşayanların ise gerçek rasyonalist kimseler olarak tanımlanması; bu boşlukların kaynağıdır.
Kökü, sorumluluklarını ve adımlarının hangi sınırlara ulaştığında sonlanacağını bilen bir zihin olgunluğuna uzanan hiçbir duygu; muhatabı olmayan kanallara yönlendirilmedikçe ziyan olmaz. Bu yüzden kendini sevmek, kendini sevmekten ibaret bir eylem olarak kabul edildiğinde sevgi, kaynaştırıcı ve ılık bir duygu olma özelliğinden mahrum kalır. Asıl anlamını ayırt edicilikte, emekte, sabırda, aynalamada bulan değer ise kişinin akıl ve kalp süzgecinden geçerek çevresine yansır. Böyle bir değer ne kendini öteler ne de filizlendiği yönde bir hasar bırakır. Kırılganlığı, zayıflık olmamakla birlikte içten güçlenen bir değer binasıda hem içeriden hem dışarıdan gelebilecek etkilere karşı daha sağlam durur.
Yeni yorum ekle