Sanat, Duygu ve Duygulanım İlişkisi Üzerine Düşünceler

Edebiyat

Sanat, Duygu ve Duygulanım İlişkisi Üzerine Düşünceler

Her sanatçı sadece kendi toplumunda değil; dünyanın bir başka köşesinde gerçekleşen olaylardan, sorunlarından etkilenir, bu etkilenim onun yapıtlarında da gözlenebilir. Sanatçı, üyesi olduğu toplumun yanı sıra dünyanın başka yerlerinde yaşanan insanlık hallerine duyarlıdır. Bu duyarlılık onun bilincinde derin izler bırakır; o da bu izlerin yarattığı ruh halini sanatsal ifade olanakları (metafor, imge, vb.) çerçevesinde eserlerinde ortaya koymaya çalışır. Sadece kendi toplumunun sorunlarını ele alsa da insanlığın evrensel gelişimini ihmal etmeyen bir perspektiften bakmayı ihmal etmez. Başka türlü oluşturduğu eser kalıcı olmaz. Dünyanın başka yerinde anlamlı bulunmaz.

Sanatçı, bir insan olarak insanlık hallerini daha derinden hisseder o hallerin onda yarattığı durumu sanatsal yaratıcılığı çerçevesinde ortaya koyar. Kimi zaman faşizmin yarattığı yıkımdan duyduğu derin kederi Picasso gibi Guernica adlı eserinde dile getirir. Faşizmin doğaya, insana düşmanlığını kalıcı biçimde ortaya koyar. Ya da Oğuz Atay’ın, sonradan tek kişilik oyun haline de getirilen Korkuyu Beklerken adlı eserinde olduğu gibi baskı rejimlerinde korkunun insanı nasıl sarabildiğini gösterir.

Benzer biçimde Sibel Ünal da Dar-ı Sır adlı eserinde dağlık bir kesimde yaşayan kendi geleneklerini koruyan bir halkın katliam öncesi hissettiklerini, rüyalar aracılığıyla dışa vurur. Bilinç dışının kavrayışı, sezgiler, ölümü beklemenin ağırlığı ve korkusu kitaba yansır.

Aşık Veysel’in daha sonra türkü olarak da söylenen “Benim Sadık Yârim Kara Topraktır” da insan ilişkilerine duyulan güvensizliği, tek başına kalmışlığı dile getirir.

Farklı sanat türlerinden örnek vermem sanatçının yaşadıkları hallere ya da yaşanılan hallere uzak durmadığına dikkat çekmek için.

Sanatçılar oluşturdukları eserlerde kederlerini, sevinçlerini, acılarını, hüzünlerini yani yaşadıkları duyguları, duygulanımları ortaya koyarlar. Ancak bu tepkiler anlık bir tavır almaktan çok tarihsel bilinçle ortaya çıkar.

Sıradan insanın yazdığı şiirlerde yaşadığı kızgınlığı, öfkeyi, tepkiyi, özlemi, vb. görmek mümkündür. Onların yazdıklarının şiir olmayışı gündelik dilin olanaklarını aşamayışlarındandır. Sanatsal yaratıcılık gündelik dil dışında gerçekliği yeniden ifade etmeyi içerir.

Sadece şiir değil müzik de duyguların dile getirildiği, hissettirildiği bir alandır. Vivaldi’nin Dört Mevsim adlı konçertosu dinleyeni farklı ruh haline sokar.

Örneğin bir konserde şarkıcının icrası ile an gelir neşeleniriz; an gelir hüzünleniriz. Şarkının bestesi, güftesi kadar onu icra edenin yeteneği de o duygunun dinleyiciye geçmesini sağlar. Tersi durumlarda yok mudur? O duygu halinin geçirilemediği hüsrana uğradığımız zamanlardır.

Tiyatroda oyuncu sesiyle, hareketleriyle duygu durumunu ortaya koyar. Dramatik tiyatroda duygu durumunun sergilenmesi temeldir. Gerçi Brecht, Epik Tiyatro anlayışında seyirci ile oyuncunun duygusal bağını koparan yabancılaşma anlayışını savunur. O, Aristo’dan bu yana savunulan özdeşleşme yoluyla seyircinin katarsis (bir tür duygusal boşalım) haline geçmesine karşıdır.

Sinemada duyguların ortaya konulduğu ve kitleleri derinden etkiyen bir sanat dalıdır. Bunu en iyi başaranlardan biri Hollywood sinemasıdır. Öyle ki en olmadık durumlarda özdeşleşme yoluyla seyirci kahramanın yanında yer alır. Bazen işgal edilen bir ülkenin gerçekliği yerine o işgalde yer alanların yaşadıkları izleyenleri derinden etkileyebilir, üzebilir. Benzer kalıpları bizde Yeşilçam sineması da oldukça kullandı.

Günümüzde sanatçılar duyguları ve duygulanımları daha örtük biçimde ortaya koyuyor. Bu durum geniş yığınlar tarafından o yapıtların alımlanmasını zorlaştırıyor. Örneğin şiirde giderek metinler arası göndermeleri içeren “kültür şiiri” daha az sayıda okuyucu tarafından tercih ediliyor. Geniş kitleler bu tür şiirlerde örtük ifade edilen duyguları, durumları çözümleyemiyor.

Dijital kültürün egemen olduğu, yapay zekânın kuşatması altında olduğumuz süreçte derin bir yalnızlık ve yabancılaşma yaşayan insanlar kendi hallerinin dışa vurumunu sanatta nasıl bulacaklar? Duygular, duygulanım sanatsal ifade olanakları çerçevesinde sadece müzikte mi sürecek? Üzerinde düşünülmesi gereken soru bu. Çünkü bu sorunun yanıtı sanat ile geniş yığınları yeniden buluşturmaya yönelik yaklaşımların da ipuçlarını verecek.

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.