Zerdüşt Ve Öğretisi
Doğu İran’da bir bölgede yaşamış Zerdüşt, esasında bir reformcudur. Zerdüşt’ün esas mesajı, daha önceki dinsel deneyime birçok şekilde muhaliftir: Zerdüşt, kanlı kurbanları ve panteonun total bir değişimini öneren “haoma” uygulamasını reddederek “monoteist” ve “düalist” olmuş, yeni dinin evrimi daha sonra karakter değiştirip genel olarak Zerdüştîlik adını almıştır. [1]
Tek tanrılı bir inanç sistemi getirdiği için kimilerince peygamber olarak kabul edilen Zerdüşt’ün hayatıyla ilgili bilgiler daha çok efsanelere dayanır. Bazı Yunanlı yazarlar, Zerdüşt kelimesinin “yıldız bilimci”, “yıldıza tapan” anlamlarında olduğu kanısındadırlar. Zerdüşt din adamları ve Zerdüşt’ün kendisinin tıp, astroloji gibi bilimlerle de uğraşması bu anlamlarla ilgi kurulmasının nedenidir. Ancak birçok görüş içerisinde öne çıkan, batılı bazı araştırmacılar tarafından benimsenen; bu ismin iki kelimeden oluştuğu ve bileşik şekliyle: “yaşlı deve sahibi” anlamı taşıdığı, bunun yanı sıra “sarı deve sahibi” anlamlı oluşudur.[2] Farsça sözlük yazarları Zerdüşt sözcüğünün; “ilk yaratılan”, “saf nur”, “doğru sözlü”, “Yezdan’ın nuru”, “ateşperestlerin önderi” anlamlarını verdiğini belirtirler.
Bir kısım araştırmacılar Zerdüşt’ün doğulu bazıları da batılı olduğu kanısındadır. Bazıları da onun önceleri batıda yaşadığı, ancak sonra dinini yaymak için doğu bölgelerine gittiği, birtakım araştırmacılar da, atalarının Rey şehrinden oldukları, sonradan Azerbaycan’a göç ettikleri, Zerdüşt’ün de Çîçest/Urumiyye Gölü kıyalarında dünyaya geldiği kanısını taşırlar. Daha önce de belirtildiği gibi günümüzde Zerdüşt’ün doğup büyüdüğü bölgenin Azerbaycan olduğu yaygın olarak kabul edilir. Âzergoşesp, Şîz gibi büyük ateşkedeler ve Eski Bakü Tapınağı’nın, Sebelan Dağı, Sehend Dağı, Aras Nehri ve Çîçest Gölü’nün bu coğrafyada bulunması, bu toprakların Zerdüşt’ün vatanı ve inanç sistemini yaydığı yerler olduğunun açık kanıtları olarak kabul edilir. [3]
Zerdüşt ile ilgili diğer konular gibi yaşadığı zaman bahsi de çok karanlık ve kesinlik ifade etmeyen rivayetlerle doludur. Bu rivayetler arasındaki görüş farklılıkları da insanı hayrete düşürecek kadar ileri boyutlardadır. Zerdüşt’ün yaşadığı zaman konusunda birtakım bilgiler MÖ. 9.600’lü yılları gösterirken bazı rivayetlerde de MÖ. 600’lü yıllar onun hayatta bulunduğu çağlar olarak ileri sürülmektedir. Ancak bütün bu birbirinden çok farklı rivayetler arasında araştırmacıların çoğu, Zerdüşt’ün hayatta bulunduğu çağ olarak MÖ. 600’lü yılları gösterirler.[4]
Zerdüşt, Keyani hükümdarı Goştâsp zamanında dinini tek tanrı olarak inanılan Ahura Mazda’dan alarak insanlara tebliğ etti. Goştâsp da, onun bu getirdiği dine girdi ve aynı zamanda da bu dinin yayılması için önemli destekler sağladı.[5] Zerdüşt’ün dini, Batı İran’da Med kavimleri arasında hızla yaygınlaştı ve diğer bölgelerde henüz Aryaların eski inanışlarının yaygın olmasına rağmen Medler’in başkentleri Ekbatana/Hemedan zamanla bu dinin merkezi haline geldi. [6]
Rivayetlere göre Zerdüşt, Goştâsp hükümdara gelerek: “Ben Allah’ın sana göndermiş olduğu peygamberim.” dedi ve Mecûsilerin ellerinde bulunan kitabı kendisine verdi. O da kendisine iman etti ve Mecusîlik dinine girdi.[7] Goştâsp, hükümdarlığı döneminde Zerdüşt dinini egemen olduğu bölgelerin resmî dini ilan etti, bu inanış Ahâmenişler döneminin ortalarından itibaren baştanbaşa İran topraklarında yaygınlaştı. Ancak Zerdüşt dini bir taraftan halk arasında hızla yayılırken, diğer taraftan da eski inançlarına dayanan geleneksel inanışlar Zerdüşt inanç sisteminde birtakım yaralanmalara neden oldu. Örneğin tek tanrıcılık temeline dayanan Zerdüşt inanışının tersine eski çok tanrılı inanış sisteminde yer alan eski devir İran tanrıları yeniden İran inanışına sızarak yer almaya başladı. Bu yoğun etkileşim sonucu Ahura Mazda, Ehrimen karşısında yer alırken sonuçta Zerdüşt’ün tek tanrı inanışına dayanan dini bir tür düalist inanışa dönüştü. [8]
Eşkanîler (MÖ. 250-MS. 226) dönemiyle ilgili kaynakların azlığı gerekçesiyle o çağlarda hangi inançların daha egemen olduğu konusunda kesin birtakım yargılarda bulunmak oldukça zordur. Ancak genellikle hükümdar, güneş ve ayın kardeşi olarak gösterilmekte, birtakım sikkeler üzerinde de onlarla birlikte resimleri basılmaktadır. Buradan hareketle Îzed Mihr/Tanrı Mihr’in hükümdarın varlığında yer aldığı, onun benliğine girdiği inanışı ön plana çıkar. Belki de ilkel kavimlerin; toplumun ileri gelenlerinin öldükten sonra tanrılaşmaları inanışı gereği hükümdar öldükten sonra tanrılar arasına katılırdı. [9]
Sasanîler (MS. 224-652), Eşkanîleri Zerdüşt dini takipçileri olarak kabul etmiyorlardı. Görünürde de durum bundan farklı değildi. Eşkanî hükümdarlarından biri Avesta metinlerine önemli hizmetlerde bulunmuştu. Bu dönemde “muğlar”, toplumun dinî liderleri konumunda bulunuyor, Eşkanîler’in iki danışma meclisinden biri olan “Muğlar meclisi”ne de üye olarak katılıyorlardı. [10]
Sasanîlerin dört yüz yıllık egemenlikleri boyunca Zerdüşt inanışı devlet desteğiyle gücüne güç katarken bu dayanağını kaybeder etmez birçok şehirde eski gücünü ve etkisini de aşamalı olarak yitirdi. Bununla birlikte Zerdüşt dininin güç kaybında, egemen yöneticilerin güçleri ve Zerdüşt dini aleyhinde faaliyetlerinin yanı sıra daha çok Zerdüşt din adamları mubedler tabakasının ahlakî çöküntüleri de etken rol oynamıştır. Bazı yörelerde Arap fetihleri sonrasında halifeler ve onların atadıkları yöneticiler tarafından Mecusî dininin yayılmasını engelleyecek faaliyetler de yürütülmüş olduğu tarihî bir gerçektir. Zaman zaman bazı ateşkedeler de Müslüman topluluklar tarafından yıkılmıştır. Buna karşın İstahr, Kazerun, Deylem ve Taberistan gibi bölgelerde Zerdüşt dini aristokrat kesimlerde bile İslam sonrası dönemlerde İran’da uzun süre hayatını sürdürdü. Ateşkedelere ve mubedlerin faaliyetlerine hilafet yönetimi tarafından fazla zorluk çıkartılmadı.[11] Müslümanlar arasında Zerdüşt ya da Mezdiyesna inanışı adıyla bilinen din inananları Kur’ân’da da belirtildiği gibi[12] “Mecûs” adıyla anılmaya başladılar. Yine onlar kitap ehlinden kabul edilip kendilerine karşı bu kural gereği davranıldı. [13]
Rivayete göre, Zerdüşt yetmiş yedi yaşında iken, Turanlı Bratvarkhş tarafından bir ateş tapınağında öldürüldü. Daha geç tarihli bazı kaynaklar, katillerin kurt kılığına girdiğini belirtirler. Efsane, Zerdüşt’ün yazgısının anlamını hayranlık uyandıracak bir biçimde ifade ediyor; çünkü “kurtlar”, peygamberin büyük bir cesaretle eleştirdiği Ari “erkek cemiyetleri”nin üyeleriydi. Ama mitleştirme süreci en az on beş yüzyıl sürdü. Helenistik dünyada Zerdüşt, örnek din adamı (Magus) olarak yüceltildi ve İtalyan Rönesansı’nın filozofları ondan hep “Magus” diye söz etti. Bu arada Goethe’nin (ö. 1832) bütün eserlerinin bir birleşimi olarak kabul edilen Faust’unda, Zerdüşt’ün en güzel mitsel yansımaları bulunur. [14]
Zerdüşt’ün yaşadığı dönem İran dinsel inanışlarından etkilenmiş olsa da yeni getirmiş olduğu inanç sistemi, halkın inançlarında köklü yenilikler ortaya koymuştur:
1. En büyük tanrı Ahura Mazda’dır. Görünen ve görünmeyen evrenlerin yaratıcısı odur. O kutsal ve arıdır. Kötülükler ona erişemez ve asla yol bulamaz. Spend Minû’yu o yaratmıştır. Onun ilk ve en büyük tecellisi Spend Minû’dur. Diğer tecellileri ise Behmen, Ordîbehişt, Şehrîver, Sipendârmuz, Hordâd ve Mordâd’tır. “İmşaspendân” adı verilen bu grup, “kutsal ölümsüzler” olarak bilinirler. İmşâspendler asılları ve özleri itibariyle Ahura Mazda ile aynıdırlar. Gerçekte Ahura Mazda onların yaratıcısı ve babalarıdır.
2. Varlık iki güç arasında paylaşılır. Birisi “Asha: takva/doğruluk”; diğeri de “Durûğ: yalan”dır. Asha, Ahura Mazda tarafından yaratılmıştır. Ancak Zerdüşt, yalan’ın kaynağı hakkında söz etmez.
3.Ahura Mazda’nın yaratıkları özgür yaratılmışlardır. Doğru ya da yalandan birini seçebilirler. İnsanlar da alınyazılarını kendileri belirler, yaptıkları iyilik ya da kötülükler karşılığında cennet ya da cehenneme giderler.
4.Asha’nın yeryüzündeki simgesi ateştir. Ateşkedeler Ahura Mazda’ya tapınma ve övgü ocaklarıdır.
5. Ehrimen ve şeytanların saldırısıyla yeryüzünde kötülük ve şer yayılmaya başlamıştır. Ancak sonuçta Ahura Mazda galip gelecek, temizlik, ilk dönemlerdeki saflık yeniden dünyaya dönecektir. [15]
Ayrıca Zerdüşt’ün, tanrısını sorgularken gösterdiği telaş ve varoluşçu gerilim de çarpıcıdır: Ondan kozmogoni: evrenin doğumu sırları hakkında kendisine bilgi vermesini, hem kendi geleceğini, hem kendisine baskı yapan bazı kişilerin ve bütün kötülerin kaderini göstermesini ister. Ünlü Yasna 44’ün her dörtlüğü aynı ifadeyle başlar: “İşte sana sorduğum Tanrım- bana iyi cevap ver!”.Zerdüşt, “güneşin ve yıldızların yollarını kimin çizdiğini”, “aşağıdaki yeri ve bulutlu gökyüzünü düşmeyecek biçimde kimin sabitledigini” öğrenmek ister ve yaratılış’a ilişkin sorular giderek hızlanan bir ritimle birbirini izler, “aşa’nın yardımıyla hayatı nasıl yaşayacağını, matluluklara nasıl erişeceğini” ve “kötülükten nasıl kurtulacağını, yalanı kendinden nasıl uzaklaştıracağını”, “kötülüğü adaletin eline nasıl teslim edeceğini” de bilmek ister. Kendisine “görünür işaretler” verilmesini, Ahura Mazda ile birleşebilmeyi ve “sözünün etkili olmasını” talep eder. Şunu da ekler: “Ücret olarak adalet gereği bana vaat edilen on kısrakla bir aygır ve bir deveyi alabilecek miyim ey Bilge?”. Hak edene ücretini ödemeyenin hemen çarptırılacağı ceza hakkında da Tanrı’ya soru yöneltmeyi unutmaz, çünkü “en sonunda onu bekleyenceza” hakkında zaten önceden bilgi almıştır. [16]
Avesta’nın en saygıdeğer bölümünde bu kadar çok somut ayrıntının varlığını, eğer bunlar tarihsel bir kişiliğin anılarını temsil etmeselerdi, gerekçelendirmek kolay olmazdı. Peygamber’in daha geç tarihli efsanevi yaşam öyküleri mitolojik ögelerle dolu olsa da, iyi bilinen bir süreç söz konusudur: önemli tarihsel bir kişiliğin mükemmel örneğe dönüşmesi. Bir ilahide de Peygamber’in doğumu Mesihçi terimlerle yüceltilir: “O doğduğunda ve büyürken su ve bitkiler çok sevindi, o doğduğunda ve büyürken su ve bitkiler de büyüdü”. “Artık iyi Mazdeizm dini yedi kıtaya yayılacaktır” diye duyurulur. [17]
Zerdüşt inananlarından istenen “amentü” şöyledir: “Daevalara tapınmaktan vazgeçiyor; Zerdüşt’ün müridi olduğumu, Ahura Mazda’ya taptığımı, Daevaların düşmanı olduğumu beyan ediyorum.” [18]
Zerdüşt öğretileri temelde düalist bir yaklaşıma sahiptir. Buna göre; iyilik, aydınlık ve hayat tanrısı Ahura Mazda, kötülük, karanlık ve ölüm temsilcisi Ehrimen ile sürekli savaş halindedir. Bu iki güç egemen oldukları bölgelerde birbirlerine saldırmakta, doğaüstü güçler ve insanlardan da yardım almaktadırlar. Bu mücadele dünyanın sonuna kadar aralıksız sürer. Gerçek tanrı, gerçek aklın da sahibi olan Ahura Mazda’dır. Takipçilerine göre sonuçta başarıyı yakalayanlar da Ahura Mazda taraftarları olacaktır. Yine Zerdüşt inanışına göre insanların en önemli görevleri, Ahura Mazda’yı desteklemeleri ve onun karanlıklarla mücadelesinde manevî görevleri; yalandan uzak durmaları, bütün zararlı varlıkları yok etmeleridir. Onlara göre en değerli meslek çiftçiliktir. Yapılan işlerin, verimli olması için mutlaka dualar ile desteklenmelidir. Çünkü dua ve yakarış kötüler ve kötülüklerle mücadelede en güçlü silahlardır. [19]
Eski İran’da görülen düalizm ise, bütün doğayı kapsamaktadır. Maddenin iyi kısımları mevcut olduğu gibi ruhanî dünyada kötülük de vardır. Vücut kendiliğinden kötü ve pis değildir; tam tersine o da, Ahura Mazda’nınemrettiklerini icra etmek suretiyle insanın kurtuluşuna hizmet edebilir. Maddenin esas itibarıyla kötü, ruhun muhakkak iyi olması türünden bir tasavvur, Zoroastrism’de değil, ancak gnostik ve mistik düşünce sistemlerinde ortaya çıkmaktadır. [20]
Zerdüşt’ün öğretileri ve düşünceleri eski çağlardan beri, değişik felsefî ve dinsel yapılanmalar üzerinde önemli ölçüde etkili olmuş ve yansımaları günümüze kadar ulaşmıştır. Bu bağlamda çok sayıda kitap ve makale de kaleme alınmıştır. Zerdüşt’ün yaşadığı çağlardan birkaç bin yıl geçmiş, insanlık tarihinin dinsel, düşünsel ve kültürel alanlarda derin değişimler yaşamış olmasına rağmen yaşadığımız çağda da, henüz söz konusu İran Peygamber’inin kutsal metinleri bilim adamları ve ilgili çevrelerin dikkatlerini çekmektedir. [21]
[1] Eliade, Mircea-Couliano, Loan P., Dinler Tarihi Sözlüğü (çev. Ali Erbaş), İstanbul 1997, s. 303-304.
[2] Muîn, Mezdiyesnâ ve Edeb-i Fârsî, I, 76-78; Razî, Abdullâh, Tarîh-i Kâmil-i Îrân, Tahran 1373 hş., s. 104; Mazenderanî, Ferheng-i Şâhnâme, s. 367; John B. Noss, Târîh-i Câmi-‘i Edyân, s. 453.
[3] Oşiderî, Dânişnâme, s. 30-31.
[4]İsfehanî, Rızâ, Îrân Ez Zerdüşt Tâ Kıyâmhâ-yi Îrânî, Tahran 1369 hş., s. 44-45; Afifî, Esâtîr, s. 536-537; Hacaloğlu, Zerdüşt “Ahura Mazda”, s. 15.
[5] Muîn, Mezdiyesnâ ve Edeb-i Fârsî, “Zardošt”, V, 648; Bahâr, Mihrdâd, Ez Ustûre Tâ Târîh (yay. Ebu’l-Kâsım-i İsmailpûr), Tahran 1377 hş., s. 98; Mazenderanî, Ferheng-i Şâhnâme, s. 367; Hacaloğlu, Zerdüşt “Ahura Mazda”, s. 28; Aştiyanî, Zertuşt, Mezdiyesnâ ve Hukûmet, s. 145.
[6] Aştiyanî, Târîh-i Muhtasar-i Edebiyyât-i Îrân, Tahran 1384 hş., s. 29.
[7] Dineverî, Ahbâru’t-tıvâl, s. 25; Humayî, Târîh-i Edebiyyât-i Îrân, I, 233.
[8] Bahâr, Ez Ustûre Tâ Târîh, s. 99-100; Bausani, Îrâniyân, s. 32.
[9] Bahâr, Ez Ustûre Tâ Târîh, s. 101-102.
[10] Bahâr, Ez Ustûre Tâ Târîh, s. 101-102.
[11]Zerrinkûb, Abdulhuseyn, Târîh-i Merdom-i Îrân, Tahran 1371 hş., II, 159-160; Zerrinkûb, Abdulhuseyn,Costucû Der Tasavvuf-i Îrân, Tahran 1357 hş., 15-16.
[12] “İman edenler, Yahudi olanlar, Sabiîler (yıldıza tapanlar), Hıristiyanlar, Mecusîler (ateşe tapanlar) ve müşriklere gelince, muhakkak Allah kıyamet günü bunların arasını şüphesiz ayıracaktır; çünkü Allah her şeye şahittir.” Hacc (22), 17.
[13]Zerrinkûb, Costucû Der Tasavvuf-i Îrân, 16.
[14] Eliade, Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi, s. 388.
[15] Bahâr, Ez Ustûre Tâ Târîh, s. 99.
[16] Dusthâh, Avesta, Gâhan, Yasna/Hât: 44; Eliade, Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi, s. 378.
[17] Dusthâh, Avesta, Yâşthâ/13 (Ferverdîn Yâşt), I, 425; Eliade, Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi, s. 379.
[18] Hacaloğlu, Zerdüşt “Ahura Mazda”, s. 12.
[19] Muîn, Mezdiyesnâ ve Edeb-i Fârsî, I, 43; Humayî, Târîh-i Edebiyyât-i Îrân, Tahran ts. I, 238-239; Rypka, Târîh-i Edebiyyât-i Îrân, s. 35; Aştiyanî, Târîh-i Muhtasar-i Edebiyyât-i Îrân, s. 28; Râzî, Târîh-i Kâmil-i Îrân, s. 106-107; Şahruhî, Nuşîn, “Ustûre-yi Âferîniş”, Îrânşinâsî, (Bethesda 2000), XII/2, 349.
[20] Schimmel, Annamarie, Dinler Tarihine Giriş, İstanbul 1999, s. 94.
[21] Dusthâh, Avesta, I, (Giriş), 41.
Yeni yorum ekle