İnsanlık Payı

Sanat

 

İnsanlık Payı

 

Prof. Hasan Pekmezci

 

En üst devlet yöneticisi, bakan, amir, memur, öğretmen, doktor, veteriner, hukukçu, mühendis, polis, zabıta memuru gibi görevi, sorumluluğu ne olursa olsun; her insanın başkalarıyla resmi ya da gayrı resmi ilişkileri görevin gerektirdiği yasal, yönetsel kurallarla belirlenmiş sayılır. Elbette bu kurallara uyulması temel koşullardandır. Tersi durumda görevini gereğince yapmamak, emir ve komuta zincirinde aksamalara neden olmak, ayrıcalıklı davranmak gibi pek çok yöne çekilebilecek değerlendirmelere ve yaptırımlara zemin hazırlama demektir.

 

Kimi yönetim erkine göre kurallara harfiyen uyan alt yönetim daha başarılı sayılır.  Bunlara uyarken yaşanan, yaşanabilecek bazı etkenlerin, duygusal, düşünsel uyaranların, nedenlerin dikkate alınmamasının insani boyutta sorgulaması da söz konusu.  Görev insanında insani duygularla içsel ‘’Acaba’’ soruları doğduğunda ne yapacak? Kurallar bir yanda ama insanın en büyük insani özelliği olan duygusal, düşünsel sorgulama da bir yanda. Hangi yönde karar vermeli, vermemeli ikilemi.

Bunu mutlaka yaşayan çok insan vardır; devlet dairelerinde, görev alanlarında, sosyal yaşamda. Görev görevdir, bizde üstelik kimine göre ar-namus meselesi; ben görevimi yaparım, gerisinden bana ne? Bunu kuralları koyanlar bilmiyor muydu?  Ekmek kapımı, terfiimi, işimi niye tehlikeye atayım, huzurumu neden bozayım? Düşüncesi zorunlu temel davranış haline geldiğinde; kimine göre de ‘’İnsanlık Öldü mü’’ sorgularıyla yıkımlı başka bir travma başlar. İnsanlığa, vicdana dair yıkımlarla. Bunun da çok örneği var bu toplumda.

*

Yaşandığı yıllar paylaşımlarda çok yer alan, çok konuşulanları bir olayı anımsıyorum. Bir kentimizde 85 yaşında bir adam sağlık merkezine gider. Evde yatalak olan eşinin bir ilacını yazdırmak ister. İlgili doktor ‘’kesin emir var yazamam, hastanın kendisinin gelmesi gerekir’’ diye yazmaz. Yaşlı adamın bütün ısrarlarına, anlattığı mazeretlere rağmen. Hasta kadını evden çıkarmak, taksi ile sağlık merkezine getirmek, götürmek. İşin bir başka boyutuyla maddi yük. Emir verenin hesabında yoktur elbet. Kapının önünde yığılır kalır yaşlı adam.

Şimdi olan ne, olması gereken ne sorularına yanıtlar elbette çok farklı boyutlarda olacaktır. Kimine göre emir var, kural kuraldır. Doktor da emri veren de haklıdır.  Kimine göre insanlık var, sorgulama var, insaniyet payı var. Doktor bu vicdani sorumluluğu alıp savunmasını da bilmelidir. ‘’Ne yapabilirim, ne gibi çözümler, çareler bulabilirim de bu insanın sorununa bir ilaç olabilirim; onun insanlık denen duyguya kuşkularla bakmasına fırsat yaratmadan. Bir yandan da kuralları laçkalaştırmadan; yol geçer durumuna düşürmeden,’’ Duygusu ve sorgusu özellikle benim gibi belli yaş kuşağında egemen olacaktır. Ben hiç tereddüt etmeden yazardım. Gerekirse evine kadar gider, yine yazardım. Zaten Aile hekimliğinde böyle bir uygulama da var.

 Yaşam sorguculuğu insani değerler üzerine kurulu. Önümüze gelen yaşam sorunu, bireysel ya da toplumsal etik değerlere zarar getirmeyecekse, bir başkasının ya da başkalarının kimlik, kişilik ve özlük alanlarına girmeyecekse, tolerans payı sayılan uygulamaları yapanlar da gerekmez mi bir toplumda. Böylesi örnekleri yaşayanlar bir yandan da bir başkasının yarasına merhem olmanın hazzını yaşama hakkı sayılmaz mı?

 

.

Çok görülen ve dramatik sahnelere neden olan bir başka olay. Zabıta görevlileriyle işportacı denen satıcılar, simitçiler, bir köşede elindeki çorapları satmaya çalışan yaşlı kadınlar ve bunların zaman zaman zabıtalarla yaşadıkları. Ben bir vatandaş olarak bunların yalvarıp yakarmalarını gördüğümde içim darmadağın olur. Elbette zabıtaya verilen emirlerle bunlar yaşanır. Ama konunun daha geniş boyutta düşünülmesinde; bu insanları böylesi bir satışa, geçim derdine çare bulmaya zorlayan sorunları kim yarattı? Çalışanların bu hale gelmesinin, getirilmesinin, ardındaki asıl nedenleri, bunları yaratanları düşünürüm. Evine ekmek götürmek için çareler arayanları

 

Altmışlı-yetmişli yıllarda bir yatılı okulda eğitim-yönetim görevim vardı. Bir akşam üzeri okula yeni atanan bir genç öğretmen, yaşlı babası ile okula geldi; yol  yorgunluğu tepeden tırnağa hissedilen.  Çok iyi bildiğim şeydir yol yorgunluğu; beni perişan eder.  Kim bilir nereden, hangi uzak yerlerden gelebildi ki böyle geç bir saatte okula ulaşabilmiş bu öğretmeni ve babayı  ‘’Hoş geldiniz, hayırlı olsun’’ deyip karşıladım. Ama birçok soru da beynimi meşgul etmeye başladı.  Akşam karanlığı basmak üzere. Okulda da böyle misafirleri konuk edecek bir yerimiz de yok. İki seçenek vardı. Ya evrakların işlem için almak ama ‘’ne yazık ki okulda kalacak yer yok’’ diyerek yakın şehirde  bir yer bulmasını söylemek. Bu genel uygulanması gereken bir yoldu. Bu saatte yoldan gelmiş genç bir öğretmeni ve yaşlı babasını kim bilir hangi düşlerle, hayallerle, heyecanla, ideallerle görev yapacağı okulda daha ilk anda çözümsüz olarak on kilometre uzaktaki kente göndermek ile okulda bir yer bularak misafir etmekle olabilecek sorunları tartmak kalıyordu geriye. İkincisi ne yapıp bir yer bulmaktı. Bunda da çoklu soruna davetiye vardı. Çünkü böyle yatılı bir okulda onları misafir etmek o günlerin siyasal ve kaotik ortamında bana baş ağrısı olabilirdi. Suç unsurları icat etmenin pirim yaptığı o dönemde ‘’Sağdan, soldan ihbarlar, Teröristlere yardım ve yataklık etmek’’ gibi bir nedenle suçlanmak çok yaygındı, ne acımasız örnekleri yaşandığından herkes yoğurdu üfleyerek yiyordu.

 

Öyle yaptım. Okulun revirinde bir odayı bunun için hazırlattım. Öğretmeni ve babasını da yemeğe götürdüm, hem de zorunlu olarak, başka seçenek olmadığından okulun karavana yemeğine. Ertesi gün istekli, yetkin etkisi ile başarılı bir öğretmen olarak başladı, göreve.

 

Çok geçmeden siyasal ve sosyal kaotik günlerin doğal sonuçları ile afaki-sudan, çok bilinen nedenlerle o okuldan zorunlu atamalarla başka yerlere gönderildik eşimle birlikte...

Aradan yine yıllar geçti; ben telefonsuzlardan olduğum için eşimin telefonundan arayan bir ses:  ‘’Ulaşma yollarını çok aradığını, telefon yaygınlığında telefonsuz yaşayanlardan olduğumu öğrendiğini’’ söyledikten sonra kendini tanıttı. ‘’Babamla birlikte yorucu bir yolculukla ama heyecan içinde yeni atandığım okulunuza geldik, akşamüzeri. Bizi öyle sıcak karşıladınız, misafir ettiniz ki, babam ve ben asla unutmadık o günü ve sizi.’’

Bu aramalar, hal hatır sormalar, hiç aksamadan elli yıl sonra bugün de devam ediyor, aynı içtenlikle. Kurallar, olasılıklar karşısında çekinmeden yaptığım, yapmaya çalıştığım tek şey insaniyet payı idi.

Bu ülkenin bir evladına-babasına, bu ülkenin öğretmenine, bu ülkenin olanaklarındandı yaptığım şeydi.

Ama bu öğretmenimiz gibi değerbilir insanların varlığıydı önemli olan. 

*

Son zamanlarda sosyal paylaşımlarda rekor kıran böyle bir örnek görev anlayışı alanında yetkin bir yargıcı zamanın insani duyarlılık örneği haline getirdi. Üstelik kuralcılığıyla bilinen ülkelerde yargı gibi çok katı kurallar manzumesi sayılan bir alanda bu esnekliği, bu hümanizmayı nasıl yakaladığı ve uyguladığı.

.

Frank Caprio (1936-2025), Amerikalı yargıç ve siyasetçi. Rhode Island belediye mahkemesinin başyargıcı ve Yükseköğretim Kurulu başkanı olarak görev yapmış. Yargısal çalışmaları televizyon programlarında sürekli yayımlanan popüler kişi. Bazı dizilerde de rol alan,  ağırlıklı olarak trafik ihlali davalarıyla bilinen. Özelikle Mahkeme salonundaki videoları yargılama ve karar verme aşamalarındaki empati yeteneği ve mizahi üslubuyla tanındı. Ölümü de ilgilenen her kesimde üzüntü yarattı. Yaşamı medyada uzun süre yer aldı.

 

Caprio.   meyve satıcısı ve sütçünün oğlu, Çocuklarının çalışmasını ve yoksullara karşı merhametli olmasını sıkı bir şekilde öğretmesiyle Caprio’nun hayatında büyük bir etki yaratır. Oğlunun yargıç olarak çalıştığı dönemde de arkasında “güçlü bir varlık” olmaya devam eder. Baba, hayatının ilerleyen yıllarında psikolog olarak çalışır ve sosyal psikoloji üzerine yayımlanmış bir yazar olarak isim yapar.

Caprio, devlet okullarında okur,  bu sırada bulaşıkçı ve ayakkabı boyacısı olarak çalışır, 1953'te eyalet güreş şampiyonluğunu kazanır.

Yargıcı-yargıyı, hümanist bir çizgide sevgi-saygı kaynağı haline getiren böylesi anlayışlara ve tavırlara her toplumda ihtiyaç var.

*

Az önce bir haber okudum. Norveç halkı isyanda diyor. Merak ettim, tuzu kuru bir ülke Norveç ‘’ya Norveç halkına ne oluyor, onlar niye isyanda’’ Olan şu: Ukrayna-Rusya Savaşı olunca Rusya gaz satmıyormuş Avrupa’ya. Dolayısıyla ikinci gaz tedarikçisi olan Norveç en çok gaz satan ülke oluyor ve ekstra yüz milyon dolar para elde ediyor.

 

Şimdi buraya kadar ‘’ne var, burada’’ diyebilirsiniz ama halk isyan ediyor. Diyor ki ‘’biz bu yüz milyon doları kullanamayız. Savaşta çıkar elde etmiş oluyoruz. Kendimize yakıştıramıyoruz’’. Bu yüz milyon doların Ukrayna’ya verilmesini istiyor ve bundan rahatsızlıklarını eylemlerle halkına, hükümetlerine duyuruyorlar.

 

Bizi düşündüm, deprem zamanı artan kiraları düşündüm. Öğrenciye üç katına kiraya verilen evleri, Ramazan’da artan fiyatları ve daha birçok şeyi düşündüm. 

 

Elbette düşünce fırtınası yaşatan ve yaşatmaya devam eden ne çok insanlık payı sorgulaması var. Her birimizin üzerinde saatlerce konuşabileceğimiz, yazabileceğimiz. İnsanlık paysızlığın açık-gizli baskısı altında yazamadığımız- konuşamadığımız, yutkunduğumuz. Bir yandan da bu yutkunmaların bireysel ve toplumsal açıdan yarattığı ama erklerin farkına varmak istemediği moral değerler erozyonu.

Bir toplumu dışta cafcaflı ama içten kof bir süs ağacına dönüştürmenin en belirgin özelliğidir moral değerler erozyonu, yozlaştırması. Dünyada ulusal önderliğin en büyük örneklerinden olan Mustafa Kemal’in Onuncu Yıl Nutkunda vurguladığı sadece şu sözler bile MORAL DEĞERLER konusunun  nasıl özümlenildiğinin, özümlenmesi gerektiğinin örneği.

 

Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir ...

Savaşlar yorgunu, bezgin, yoksul, sanayisi, tarımı çağın gerisinde, eğitim oranı yüzde beşlerde, ulusal ve insani değerler erozyonu yaşamış bir toplumda moral değerlerden söz edebilmek. Toplumu, ulusu yüceltebilecek veciz sözlerle can suyu verebilmek.

İnsani değerlere, insanlık payına sahip; insanlığımıza değer katacak bilince ne çok ihtiyacımız var.

 

Ankara. Haziran 2026

 

1.https://tr.wikipedia.org/wiki/Frank_Caprio#/media/Dosya:Judge_Frank_Caprio_in_2018.jpg

2. https://www.instagram.com/reels/DXSOeB3CI-2/

 

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.