Kerem Görsev Ufuk Çizgisinde Bir Piyano

Sanat

Söyleşi: Suna Baykam Sapan

 

 

Kerem Görsev

Ufuk Çizgisinde Bir Piyano

 

Bazı piyanistler nota çalar, bazıları ise hikâye anlatır. Kerem Görsev, 30 yılı aşkın süredir ikinci gruba ait olduğunu her tuşede kanıtlayan bir isim.

 

Türkiye'de caz denince akla gelen ilk isimlerden biri olmayı çoktan aştı o. Artık o, cazı bu topraklara tercüme eden, sonra da o tercümeyi dünyaya taşıyan bir ekol. St. Petersburg Filarmoni Orkestrası'ndan MarciacJazz Festivali'nin La Strada sahnesine, Mezzo TV kayıtlarından Bozcaada'nın rüzgârlı sahnesine uzanan bir yolculuk bu.

 

Şimdi ise rotasında yeni bir durak var: Clear Horizon. İtalya'da Como Gölü'nün o sisli ve berrak manzarasından ilhamla bestelediği son albümünü, uzun yıllardır aynı sahneyi, aynı nefesi paylaştığı yol arkadaşları Volkan Hürsever, Ferit Odman ve yeni projesi ChamberJazz'in zarif dokunuşlarıyla ENKA'da ilk kez seyirciyle buluşturdu.

 

Biz ZorbaTVdergi için, sahnedeki yüksek enerjisiyle tanınıp, aslında en çok sessizliğin içindeki notayı arayan Kerem Görsev ile buluştuk. Piyanodan önce gelen o sessizliği, 20 yıllık trio sadakatini ve ufuk çizgisinin ötesinde kalan hayallerini konuştuk.

 

 

 

Yeni albümünüz ClearHorizon'ıComo Gölü manzarasından ilhamla yaptığınızı anlatıyorsunuz. Bir piyanist olarak bir manzarayı notaya dökerken neye bakıyorsunuz? O ufuk çizgisindeki berraklık, sizin tuşenize nasıl yansıdı?

 

  • Şimdi o gün Komo Gölü'nde gördüğüm manzara cam gibi bir göldü. Bir damla kıpırtı yoktu. Ve çok da büyük bir göl. Ve gölün karşı yakasında yani bizim evin karşı tarafında dağların gölgeleri göle buluyordu. Yani bir tek sinek konsa gölün üstünde dalga olabilecek gibi bir konum vardı. O arada daDeniz Kurt, dedi ki, işte ben parçayı yazdım falan, bu parçanın ismi "Clear Horizon" olsun dedi. Ne için dedim? E dedi ki, 1960'lı yıllarda Alfred Hitchcock'un bir röportajında, bu YouTube'da da var.

 

"Sizin için mutluluğun tarifi ne?" diyorlar. O da diyor ki "A Clear Horizon" diyor. Yani ufuk çizgisi diyor. Ve bu parçanın ismi de bir balad parçasıydı zaten. Flügerhorn'a, Barış Doğukan yazıcıya çaldırdım bunu. Ve ClearHorizon'ın ufuk çizgisinin insanı mutlu ettiğini Alfred Sitchcock'un lafından alıntı alınarakBu parçanın ismini öyle koyduk. Zaten çok sakin bir parça. Ve de plan içinde de Alfred Hitchcock'un o konuşması Türkçe metinliyle yazılı.

 

Dubrovnik ve MarciacJazzFestivalleri'nde çaldığınız ChamberJazz projenizde trioya bir çello eklediniz. Yıllarca trio, quartet, quintet formlarında çalan biri olarak - cazın o doğaçlama özgürlüğüne bir oda müziği disiplini eklemek size ne öğretti?

 

  • Çember Jazz projem benim 2002 yılında kızıma yazdığım Existence albümüyle esasında oluştu. Kızım Nisan'a yazdığım 8-10 tane parça vardı. Onunla birlikte vakit geçirirken, onu izlerken yazdığım ve ona yazdığım bütün parçalardı bunlar. Çello çünkü çok güzel bir şarkı.

 

Enstrümandır, nefis melodilere uygun bir enstrümandır. Dramayı da yaratır, neşeyi de yaratır, duyguyu da yaratır. Biz de işte o festivallere gitmiştik. Dubroening, Marsiyak, Sedef'le birlikte, Sedef Erçetin Atalay'la birlikte pek çok konserlerimiz oldu. Hala da olmaya devam edecek. Mesela13 Kasım'da, 2026'da 13 Kasım'da Paris'e gideceğiz, Paris'te çalacağız. Ondan sonra İstanbul'da şeyde bir konserimiz var, ne derler, Yeldi Ermeni Sanat Merkezi'nde, karşı tarafta. O da galiba Ekim ayındaydı. Ekim ayında bir konu, yani var, biz bu projeyi hala ayakta tutuyoruz. ÇünküBen bütün formatları, işte Dio çaldım, Trio çaldım, Quartet, Quintet... Yeni albümümüzü 3 gün evvel bitirdik daha. O Quintet formatıydı. New Chapter ismi olacak. Yani yaylılarla çaldım, büyük orkestralarla çaldım, vokalli kayıtlarımız oldu. Ama cello'lu kayıtlar çok naif kayıtlardır ve ileride böyle bir proje yapmak istiyorum. Yani müziği yaymak...Güzel melodilerle yaymak çok güzel bir şey. Hele oda müziği tarzında böyle bizim chamberjazz triyomuz artı üstüne de cello olduğu zaman beni mutlu ediyor.

 

 

Siz sahneye çıktığınızda Türkiye'de caz festivali neredeyse yoktu. Bugün Bodrum'dan Bozcaada'ya, ENKA'danTouché'ye her yerde caz var. Sizce Türkiye'de caz artık bir niş olmaktan çıktı mı, yoksa hala direnerek mi var oluyor?

 

  • Tabii Türkiye'de eskiden jazz festivalleri, BİSAK Jazz Festivali vardı, İstanbul Jazz Festivali, Kültür Sanat, ondan sonra İstanbul Jazz Festivali'nden, İstanbul Müzik Festivali'nden ayrıldığı İstanbul Jazz Festivali 1994 yılında ve bu sene de 32. yılını kutladı yani. O var, Akbank Jazz Festivali var, eskiden Yapı Kredi Jazz Festivali vardı, Cemal Reşit Bey'de yapılan Boğaziçi Festivali vardı.

 

İzmir'de var. Yani esasında Türkiye'de pek çok festivaller var. Ne yazık ki bunlar böyle kısa kısa olduğu için bazıları da kısa ömürlü olduğu için pek duyulmuyorlar. Çok nitelikli caz kulüpleri var. Bakın Nardis işte 30. yılına yaklaştı. Belki de geçti. Türkiye'de hizmet veriyor. Tuşe var.

 

Haftanın bazı günleri caz koyuyor. Pera 77 var. Haftanın birkaç günü caz koyuyor. Türkiye'de nitelikli yerler var. Çünkü bu müzisyenlerin bu şeylerini hem yeteneklerini geliştirmesi için hem birbirleriyle çalmaya alışması için

 

Caz kulüplerine ihtiyaçlar var, festivaller var. Şimdi birkaç ay sonra Alanya Caz Festivali var. Oluyor böyle festivaller. Ne ekerseniz onu biçiyorsunuz. Biraz da Anadolu'ya yayılmasından çok daha mutluyuz bu işlerin.

 

 

20 yılı aşkın süredir Volkan Hürsever ve Ferit Odman ile çalıyorsunuz. Caz gibi anı yaşayan bir müzikte bu kadar uzun süreli bir birliktelik ne demek? Birbirinizin nefesini ezbere bilmek doğaçlamayı öldürür mü, tam tersi özgürleştirir mi?

 

  • Evet, Volkan Üşrever'le 32 sene oldu. Ama bir ara, bir 12 sene Kaan Yıldız'la çaldım kontrbasçı. Volkan'la şimdi tekrar 7 senedir çalıyoruz.Ferit'le kaç sene oldu? 18 sene oldu Ferit'le birlikte. Yani bunlar, beyinlerin sahnede bazen bir düşünmesi oluyor. Bazen iki kişi bir düşünüyor, bir kişi tek düşünüyor.Fakat o tek kişinin kararı iki kişiden daha değişikse, o tek kişi iki kişiyi çekiyor veyahut iki kişi tek kişiyi kendine çekiyor. Bunun ismi Interplay sistem yani, iç içe çalma sistemi. Bunu ben Blyants'la dünyada ilk defa gördüm.Ve o sistem hala dünyada çok nadir jazz gruplarında çalınıyor. Herkes demokratik özgürlüğe sahiptir sahnede. Herkesin kendi hikâyesini anlatacak boşluklar lazım müziğin içinde.Böyle olunca da samimi müzik oluyor. Seviyoruz doğaçlamada böyle şeyler.

 

 

Sahnede o çok bilinen yüksek enerjiniz var. Ama besteci Kerem Görsev yalnız, sessiz bir odada piyanonun başında. O iki Kerem arasındaki geçişi nasıl yönetiyorsunuz? Sahne adamı mı besteyi besliyor, yoksa besteci mi sahneyi?

 

  • Bu enerji olayı, sırf müzik için değil, ben enerjimden çok memnunum, hayat enerjimi seviyorum. Çünkü ne kadar hayat enerjimiz yüksek olursa, sırf bu müzik için değil, hayatta da, iyi arkadaşlıklar kurarsınız, daha ilerlere gitmeye çalışırsınız. Müzikte de, müziğe gelince de, enerjisi olmadan bir sahneye çıktığınız zaman hiçbir şey olmaz.

 

Sahneden besleniyorum ama, beni besleyen yaşanmışlık olayları, uzun yaşanmışlıkların hikayeleri, bunlardan esinlenerek beste yapmaya çalışıyorum. Her bestemin bir hikayesi var, bir yaşanmış olayı var, bir kahramanı var. Hiç öyle oturup da piyanonun başına, hadi oturayım da bir beste yapayım falan değil, değil ama, sahnede o parçaları çalmak, hele değişik sahnelerde çalmak, her zaman değişik yorumlar çıkartıyor.

 

Sahnenin ortamına göre, izleyicinin ortamına göre, memleketin değişik yerlerinde konser çalmak, antik tiyatrolarda değişik oluyor, konser salonlarında değişik oluyor. Girdiğiniz yerin ruhuyla sizin enerjiniz birleştiği zaman, bütün hepimiz müzisyenler olarak değişik bir şeyler, değişik doğaçlamalar çalıyoruz, keyif alıyoruz.

 

zorbatv.com okuru için soruyorum; Hayatında hiç caz dinlememiş birine Kerem Görsev olarak tek bir parçanızı hediye etseniz hangisini seçerdiniz ve o kişiye o parçayı dinlerken gözlerini kapatıp neyi hayal etmesini söylerdiniz?

 

  • Hiç caz dinlememiş bir insan bence önce bir vokal caz dinlemeli. Yani kalkıp da mesela bir John Coltrane, Ornette, Kovaman falan koyarsak, böyle We The Show falan, o zaman cazdan kaçırırız. Bunlar ağır ağır hazmedilerek öğrenecek bir müzik tarzı.Eğer ki ailenizde, çocukluğunuzdan beri evin içinde bir plak, CD, kasetten dinlemiyorsanız, yeni dinleyecek bir insana, vokal cazını tercih ediyorum ben her zaman. Onun için de bir tane parça söyleyeceğim şimdi, o parçayı dinlesinler. NottingHill, NottingHill'dan Charlie Chaplin'in, modern zamanlar filminin müziği, Charlie Chaplin'in bestesi, Smile dinleyerek hem caza başlayalım, hem tebessüm edelim, gülelim ve bu gülüşümüzü hayatımızın sonuna kadar devam ettirelim. Söyleşi için ZorbaTVdergi’ye teşekkür ediyor, başarılar diliyorum.

 

 

 

 

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.