Toprağa Türkü Yazan El-Selvi İlhan
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
Toprağın ateşin ve suyun, insanın yaratıcı zekasının tanıklığında aşkla buluşmasıdır seramik.El yoğurur, biçimlendirir, ateş pişirir.Binlerce yıldır tekrarlanan bu eylemsel sürecin sonundainsan eli kendi hafızasını yaratır. Elin hafızası toprağa, toprağın hafızası ateşe geçer. Katman katman biriken hafıza insanlık tarihinin en eski ve en güçlü ifade biçimlerinden biri olan seramik sanatını yaratır.
“Toprağın hafızası” kavramı, seramiği sadece malzeme temelli, teknik bir süreç olmaktan öte; kültürel, tarihsel ve kavramsal bir taşıyıcı olarak ele almayı mümkün kılan çok yönlü ve çok katmanlı bir çerçevedir. Zira seramik, toprakla kurduğu derin maddesel bağ üzerinden form yaratmakla kalmaz; beraberinde hafızayı da kaydederek şekillendirir ve dönüştürür. Bu anlamda toprak; geçmişin izlerini saklayan bir arşiv, seramik ise bu izleri görünür kılan bir bellek nesnesi olarak düşünülmelidir’’.
İnsanın doğayla giriştiği yaşam mücadelesi onu zorunlu olarak hayatını kolaylaştıracak araç gereç yapımına yöneltmiştir.Toprağın şekillendirilmesiyle başlayan seramik sanatı, önce günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçasına, daha sonrada‘estetik bir sanat formuna’ dönüşmüştür.Seramik sanatının insanlığın kültür hafızasınakaydedildiği ilk yer Anadolu’dur. Yedi-Sekiz bin yıl kadar önce Çatalhöyük, Hacılar ve Hattuşa’da Anadolu insanının pratik zekası ve becerikli ellerinin, Anadolu toprağının bereketi ile buluşması geleneksel seramik sanatını ortaya çıkarmıştır. Günümüzde özellikle Kızılırmak havzasındaki çanak- çömlek, kap- kacak üretimi bu geleneksel alanın devamıdır.
20. yüzyıl, seramik sanatında birçok farklı akımın ve tekniğin ortaya çıktığı bir dönemdir. Çağdaş seramik sanatçıları, geleneksel tekniklerin yanındayeni deneysel yaklaşımları benimsemiştir. Günümüzde seramik, hem geleneksel, hem endüstriyel üretim alanı,hem dekoratif obje,hem de çağdaş sanatın bir parçası olarak varlığını sürdürmektedir
Ülkemizdeki bütün yönleri ile kurumsallaşmamışsanat piyasası sanatın her alanında olduğu gibi seramik sanatında da çok yönlü sorunların yaşanmasına neden olmaktadır. Yüksek maliyetli atölye giderleri, nitelikli hammadde ve pişirim için özel fırınlara erişim zorluğu,depolama ve nakliye problemleri, teşhir, sergileme kısıtlılığı, pazarın dar olması,sanatçıya geri dönüşün kısıtlılığı gibi ekonomik ve yapısal sorunlar bunların birkaçıdır. Bu nedenle sadece sanat emeği ile hayatını sürdüren çok az sayıdaki seramik sanatçısı dışında çoğunluğu sanat üretme tutkusunu canlı tutmak ile fiziksel varlık mücadelesinin derin ikilemini yaşamaktadır.
Selvi İlhan da tüm benliği ile kendini toprağı biçimlendirmeye adanmış, tutkuyla üreten seramik sanatçılarımızdan biri.Orta Anadolu’da Hitit ve Frig yerleşimleri üzerine kurulmuş bir Türkmen köyü olan Kırıkkale Hasandede’dedoğmuş.Eve katkı sağlamak için toprağı işleyen anne ile kaynak işçisi babanın emeğiyle değer üreterek hayatlarını kazanması, onun daüretme kültürü içinde toprakla bağ kurmasını kolaylaştırmıştır.Toprakla mücadelesi, değer üreten emek yoğun yaşamı,sanatçı kimliğinin oluşumunda belirleyici olmuştur.
Çocukluk ve gençlik dönemlerinde karşısına çıkan değerli insanların kendisine duyduğu güven ve yaptıkları doğru yönlendirmeler sayesinde başlayan sanat yolculuğu onu Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümüne kadar taşımıştır. 1994 yılında lisans, 1999 yılında da yüksek lisans eğitimini tamamladı.1997 yılından beri sanat eğitimciliği ile sanatsal çalışmalarını birlikte sürdürürken Olgunlaşma Enstitüsünden emekli olduktan sonra atölyesindesanatsal çalışmalarına daha çok ağırlık vermiştir.
Aşık Seyrani’nin‘’kör de bilir Avanos’un yolunu, çanak çömlek kırığından bellidir’’dediği aynı bölgenin bir başka şehri Ürgüp’teçocukken ilk kez görüp hayal kurmaya başladığı seramik çarkı ve toprak, artık onunen yakın dostudur.Çalışma sürecinde toprakla arasındaki ilişkiyi şöyle anlatır: ’’Toprak, çamur... Benim doğama en yakın malzemedir. Onu şekillendirmeye başlamadan önce uzun uzun yoğurursunuz; kulak memesi kıvamına gelinceye kadar sabırla emek verirsiniz. O süreçte çamur artık yalnızca bir malzeme olmaktan çıkar, adeta sizin bir parçanız hâline gelir. İnsanoğlu topraktan gelir ve sonunda yine toprağa döner. Bu yüzden seramik, yaşam yolculuğum boyunca bana eşlik eden en yakın dost gibidir. Çamura biçim verdikten sonra ona büyük bir özen göstermek gerekir. Çünkü henüz kırılgandır; tıpkı hayatın başındaki insan gibi.Ancak yüksek derecedeki ateşle buluştuğunda dayanıklılık kazanır. İnsan da yaşamın acıları, sınavları ve zorluklarıyla olgunlaşır, güçlenir. Bu yönüyle seramik, bana insanın varoluş hikâyesini anlatır. Çamur, benim için yalnızca şekil verdiğim bir malzeme değil; sessizce beni dinleyen bir dert ortağıdır.Düşüncelerimi, duygularımı ve hayata dair sorgulamalarımı ona aktarırım. Bu nedenle seramik, benim kendimi ifade ettiğim en samimi ve en güçlü dildir.’’

Selvi İlhan’ın toprakla insan arasındaki derin ilişkinin kavramsal ve anlamsal boyutunun bir benzerini şair Arzu Çağlar aşağıdaki dizelerinde kurar. Tevazunun sınırsız güce, sessizliğin, sükunetin bilge bir asalete dönüştüğü anlatım derin anlam içerir.
Toprak güzeldir, hem asil hem asıldır. Tevazunun yansımasıdır toprak, çiğneyip geçenin haddini hududunu hesab etmeyen Hoyrat adımlar altında ezilse de sessizliği yeğleyen Toprak sessizlik, sabır ve temizliktir….
Toprakla terbiye olmuş ruhu, tevazu sahibi duruşu ile, atölyesinde yaptığı işlerin önünde görünür olma kaygısından uzak eserlerini üretmeye devam ediyor Selvi İlhan.Geleneksel çömleklerden modern heykellere, çağdaş enstalasyonlara, bazen işlevsellik açısından gündelik yaşamın bir parçası,bazen de sanatsal estetik bir obje olarak geçmişiyle köklü bir bağ kuran aynı zamanda zamanın ruhunuyansıtan esnek bir yelpazede eserler üretiyor.

Sanatçı yaşadığı toplumun kültürel birikimlerinden, düşünce dünyasından etkilenir. Duyarlı, duygulu hümanist yapısı gereği yaşanılan anın toplumsal olaylarından, çalkantılarından, travmalarından uzak kalamaz.Selvi İlhan seramiklerinde de dönemsel etkilenimlerin izleri görülebilir.Farklı teknikleri aynı anda kullandığı doğa soyutlamaları ve geometrik formların birleşiminden oluşan seramik heykellerinin yanında, ekleme yığma tekniklerini kullanarak yaptığı deforme seramikler, kavramsal bir düşüncenin görsel anlatımına dönüştüğü enstalasyonlar ve yüzeyi adeta bir ressam gibi işlediği dekoratif panolar çalışmalarının çeşitliliğinin göstergesidir. Görevlendirme ile gittiği Yemen Sana’da yaşanılan kısmi savaşın onda bıraktığı izlerin görsel izdüşümü olan Cumhuriyet Sanat Galerisindeki sergisi ‘savaşın yıkıcılığı, insan zihninde yarattığı travmaları,insan ruhunun evrensel barışa özlemini’ sembolik olarak anlatan eserlerden oluşmaktaydı.

Uzun yıllar gelişimine tanık olduğum, bir öğretmen sanatçı olarak Selvi İlhan; seçtiği alanın ve yaşamın zorluklarına rağmen hayat duruşundan ödün vermeden,istikrarlı üretimine devam ediyor.Sergiler açıyor, fuarlara katılıyor, bir öğretmen olarak seramik sanatını gençlere sevdirmek adına ihtiyaç duyulan her etkinliğe katılıyor. Anadolu’nun ve insanlığın bu kadim sanatını toprağın kendine bahşettiği sonsuz imkana saygı ve tevazu ile yaklaşıp çarkın ritminde toprağa türkü yazıyor.Kendi deyimi ile ‘’geleneksel bir üretim yönteminden yola çıkıp, daha çağdaş, kendine özgü biçimler üreterek hayal ettiği dünyayı seramik aracılığıylagörünür kılmaya’’ çalışıyor. 10.08.2026
Yeni yorum ekle