Zaman Zamanbilmem Ne Zaman
Bugün size çok değerli bir şeyden söz edeceğim, telafisi olmayan, tekrarı olmayan sürekli akıp giden zamandan… Saatler, günler, aylar, yıllar geçip gidiyor, yıllar geçtikçe de insan zamanın değerini daha iyi anlıyor ama heyhat. Gerçi günümüzde tüketime yönelik günler ha bire çıkıp duruyor, unutmak ayıp hatta büyük suç. Eşinin doğum gününü veya evlilik yıldönümünü unutan bir erkeği düşünsenize… ”Ben bekarım sadece kendime bakarım “demek de kurtarmaz; anneler, babalar, sevgililer günü derken her gün tüketime devam. Peki, nedir zaman ve bizi kendine tutsak eden saatler, günler, haftalar, aylar, mevsimler, yıllar? Okuyacak 10 dakikanız varsa buyurun, akıp giden zamana karşı bilgi denizinden bir yudum almaya…
Bilirsiniz zamanla ilgili kavramlar göklerden alınmış, zaman ona göre oluşturulmuş. Güneşten gün, ay zaten aynı, yıldızdan da yıl. Takvimler ay ve güneşin döngüsüne göre ortaya çıkmış. Yıldızlara bakmış, en yakın yıldız güneş. İçimizi ısıtan, ışıtan, gülümseten, olmayınca özlenen bazen de yakan. Bir döngüsünün 365 gün, 5 saat 48 dakika 14 saniye olduğu saptanmış. Ay yılı 354 gün, 8 saat 48 dakika, güneş yılı ile arasında 10 gün, 21 saatlik bir fark var. O yüzden dini bayramlar her yıl bu kadar erken çalıyor kapımızı. Çin takvimi ay yılı esaslı olduğundan, üç yılda bir, yılı 13 ay yaparak doğa olaylarıyla çakışmayı sağlıyorlardı. Japonlar da her bir imparatorun tahta çıkmasıyla takvimi yeniden başlatıyor. Bu süre 12’ye bölünmüş, biliyorsunuz 12 sihirli bir sayı her kültürde baş tacı.Size bir ipucu vereyim, 12’nin nereden geldiğini çoğu kişi bilmez, bilenler de söylemez. Avcunuzu açtığınızda başparmak dışındaki dört parmağın boğumlarını sayın. İlk insanlar böyle yapmış, 12 ay ortaya çıkmış. Önce dört parmak dört mevsime esin kaynağı olmuş, ilkbahar, yaz, sonbahar ve kış. Aslında Türklerde böyle değil, biraz dikkat eden görür zaten. Bahar, Farsçadan alınmış bizde bahar sözcüğü yok. Bahara yaz demiş bizimkiler, sonrası yay, güz ve kış. Yayla, yaylak, kışla, kışlak sözcükleri buradan geliyor.
Önce Ay’a bakmış insanlar, ona tapmış tanrı olarak görmüş, ne de olsa en yakın gök cismi. “Ay tanrı” göçebe ve yarı göçebe halklarda yaşamın ilk kaynağı olma özelliği de taşır. Oğuz Kağan Destanı’nda Oğuz Kağan’ın annesinin adı Ay Kağan, çocuklarının isimleri ise Gün(Kün), Ay, Yıldız, Gök(Kök), Tağ, Deniz(Tengiz). Manas Destanında Ay Çörök(evet canım kardeşim, Ayçörek). Ayın doğup batması eski Türklerde ölüp dirilme olarak algılanmış. Ay hilal biçiminde iken çocuk, dolunayken genç kız, daha sonra yaşlanır, ardından ölür. Kopan parçalardan yeni Ay doğar. Doğan yeni Ay’da, hilalin uçlarının batıya dönük olması, Güneş’e olan tutkusu nedeniyledir.Sola bakan ayın doğuşu, sağa bakan ayın batışı simgelediği söylenir.Ayın çeşitli durumlarıyla doğa olayları arasında da ilişkiler kurulur. Ay, dolunay durumundaysa yukarıya doğru büyüyen bitkilerin, hilalse aşağıya doğru büyüyen bitkilerin ekim zamanıdır. Ayça/Yeni Ay/hilal durumunda hilalin uçları aşağı bakıyorsa yağış, yukarı bakıyorsa kuraklık olacağına inanılır. Hasat zamanı Ay'a göre belirlenir. Ay hilalken bağ budanmaz, ağaç kesilmez, herhangi bir şey dikilmez. Çünkü Ay üzgün olduğu için yapılan işlemin bereketi ve faydası olmayacağına inanılır. Ay ışığında bekletilen su, ürünü bollaştırır, düğün zamanı için parlak Ay kollanır, düğün yapılırken bile ayın parlak zamanına denk getirilmeye çalışılır. Bunda bir uğur aranır. Evliliğin sürdürülmesi, yuvanın mutluluğu buna bağlanır. Bazen erkek olarak görülüp Aydede dense de kadınlara daha yakındır ve daha çok etkiler Ay, hatta her ay. Ay’dan sonra güneşe bakmış insanlar çünkü doğa olaylarını takip etmek önemli.
Özellikle Eski Mısır’da Nil’in taşma zamanlarını hesaplamak için Güneş Takvimi ortaya çıkmış. Başlangıç olarak alınan yıldız ise Büyük Köpek Takımyıldızı’nın en büyük yıldızı Sirius. Türkler için önemi çok büyük bu yıldızın, Oğuz Kağan’a yol gösteren kurda dönüşüyor mitolojide. Belki de Ergenekon Destanı’nda yol gösteren Bozkurt, bu gökteki kurt yıldızı Sirius.(Türklerin Kozmik Sembolleri Tamgalar, Türk Mitolojisi, Nuray Bilgili) Türk geleneğinde biri gündüz biri geceyi ifade eden, ay ve güneş, gece ile gündüzün eşit olduğu ekinoks zamanlarında birleşip "kavuşmak" yani “kün-ay" şeklinde bulunuyordu. Göktürkler, Uygurlar, Karahanlılar, Selçuklular döneminde ve sonrasında hem güneş ve ay hem kün-ay hükümdarlık simgesi olmuş ve günümüzdeki bayrağımıza da esin kaynağı olmuş.
Hz. Muhammet’in 17 Temmuz 622 tarihinde Mekke’den Medine’ ye hicreti (göç etmesi) ile başlayan Hicri Takvim Ay’a göre düzenlenmiş. Toplamda yıl 354 günden oluşuyor. Arapların Ay takvimini kullanması doğal, çünkü kervanlar yolculuklarını gece yapardı ve ay ışığı kervan için en önemli yardımcıydı. Bundan ötürü dinsel günler her yıl 11 gün erken geliyor. Osmanlı Dönemi’nde önceleri Hicri Takvim kullanılmış. Dini günleri, ibadet zamanlarını buna göre hesaplamış. O dönemde büyük camilerin yanında başta namaz vakitleri olmak üzere zamanı hesaplamak için “muvakkithaneler” bulunurdu, küçük bir rasathane gibi hizmet verirdi. Usturlap denen aletle zaman hesaplanırdı. Sonraları yozlaşınca astronomik bilgiler yerini gaipten haber veren müneccimlere devretmiş. Hicri Takvimde ay adları; Muharrem, Safer, Rebiyülevvel, Rebiyülahır, Cemaziyülevvel, Cemaziyülahır, Recep, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade ve Zilhicce. 1678 tarihinden itibaren mali işlerde 365 günlük güneş yılını esas alan ve Rumi (veya Mali) Takvim diye bilinen takvim kullanılmaya başlandı. Bu takvim 1839'dan itibaren bütün resmi ve mali işlerde kullanıldı. 1 Mart'ı yıl başlangıcı alan bu takvime göre ay adları da değişti. Mart, Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Teşrin-i Evvel, Teşrini Sani, Kanuni Evvel ve Kanuni Sani.Rumi Takvime 584 yıl 13 gün eklenerek Miladi Takvim bulunabiliyor, örneğin 31 Mart olayı 13 Nisan’da olmuştur.
26 Aralık 1925'te kabul edilen "Takvimde Tarih Mebdein’in Değiştirilmesi Hakkında Kanun" ve "Günün 24 Saate Taksimi Hakkında Kanun" adlı iki ayrı yasayla, 1 Ocak 1926 tarihinden başlayarak Türkiye Cumhuriyeti'nde Gregoryen takvimi benimsendi. Yılbaşı’nı 1 Ocak olarak alan bu takvimin yanı sıra, günü 12 saat gündüz ve 12 saat gece dilimlerine ayıran saat sistemi yerine, 24 saatlik zaman dilimi kabul edildi. O dönemde kullanılan “alaturka ya da Türk usulü” diye adlandırılan saat sistemi, güneşin doğuşu ile günü başlatıp güneşin batışıyla günü bitirirdi. Günbatımı olduğunda saat 12 kabul edilir ve yeni bir gün başlamış sayılırdı. Böylece, bir sonraki günbatımına kadar geçen süre 24 saate bölünürdü. Ezani Saat de denilen bu sistemde günler uzarken her gün ileri, kısalırken de her gün geri alınırdı. “Ayrıntıları öğreneyim, benim kafam karışmaz” derseniz size Ahmet Hamdi Tanpınar'ın “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” adlıeserini tavsiye ediyorum.
Anadolu’da yüzyıllar öncesinden beri kullanılan Halk Takvimine göre yıl, Kasım ve Hızır günleri olarak ikiye ayrılır. Kasım günleri 8 Kasım’da başlayıp Hıdırellez’e kadar sürüyor.Hıdırellez, Orta Asya, Orta Doğu, Anadolu ve Balkanlar'da kutlanan özel bir gün. Hıdırellez Günü, yerüstünün ve zorda kalanların yardımcısı olduğu düşünülen Hızır ile denizlerin ve yeraltının hakimi olduğuna inanılan İlyas'ın yeryüzünde buluştukları gün olarak düşünülür, kutlanır. Konumuz zaman olduğuna göre zamanda yolculuk yaptığına inanıldığını özellikle belirtmek gerek Hızır’ın. (Hızır gibi yetişen dostlarınızın her zaman olması dileğiyle.) Miladi Takvime göre 6 Mayıs, eskiden kullanılan Rumi takvim olarak da bilinen Jülyen takvimine göre 23 Nisan Hıdırellez günüdür. Türkiye'de Hıdrellez 5 Mayıs'ı 6 Mayıs'a bağlayan gece kutlanır. Bir gül ağacının dininde buluştuklarına inanıldığı için insanlar gül ağacının dibine dileklerini bırakır o gece. Hıdırellez’le ilgili her bölgenin kendine özgü birçok geleneği bulunuyor. Örneğin Van’da yeşil soğanla kutlanır, Edirne’de Kakava Şenliği’yle…Hıristiyanlarca da baharın ve doğanın uyanmasının ilk günü olarak kabul edilir. Rum Ortodokslar Aya Yorgi, Katolikler ise "Aziz George" günü olarak kutluyor… (Hızır veya Hıdır’ın yeşillik anlamı da var, Hızır mı Hıdır mı derseniz o da Arapçadaki dz harfinin bizde ikileme neden olmasından.Aynı sorun Rıdvan/Rızvan, Ramadan/Ramazan’da da var) 8 Kasım’da başlayan kış günleri 5 Mayıs akşamına kadar sürer. Hızır günleri ise 6 Mayıs’ta başlayıp 7 Kasım’a akşamına kadar olan sürer. Bu süre de yaz mevsimidir, toplam 185 gündür. Tamamı 180 gün olarak kabul edilen kış devresinin ilk 135 günü Kasım-Zemheri-Hamsin aylarıdır. Bu devre kışın en şiddetli olduğu süredir ve insanlar tarafından uygun tedbirler almak üzere hesaplanır. Kasım’ın 46’sında Arapça 40 gün anlamına gelen Erbain yani Zemheri başlar, 21 Aralıktan 31 Ocak’a kadar sürer. (Zemheriyi şöyle yazmış büyük şair Ahmed Arif (Hasretinden Prangalar Eskittim). Açar/Kan kırmızı yedi verenler/Ve kar yağar bir yandan/Savrulur Karacadağ, savrulur zozan/Bak bıyığım buz tuttu/Üşüyorum da/Zemheri de uzadıkça uzadı/ Seni baharmışın gibi düşünüyorum…) Kasım’ın 86’sında Arapça 50 gün anlamına gelen ‘Hamsin’ başlar, 50 günlük bu dönem de oldukça soğuktur. Kasım’ın yüzüncü gününde leylekler gelir. İlkbahardan önce birer hafta arayla cemrelerin düştüğüne inanılır.
Sonra cemreler düşer,havaya, suya, toprağa… Cemre ateş parçası demek, baharın geldiğini müjdelediği için gönlümüze de düşer, içimiz aydınlanır. İlk olarak Kasım’ın 105’inde yani 19 Şubat’ta havaya, Kasım’ın 112’sinde 26 Şubat’ta suya, Kasım’ın 119’unda 5 Mart tarihinde de toprağa düşer. Cemreler havaların ısınmaya başladığının ve kışın soğuk günlerini geride bırakmak üzere olduğumuzun habercisidir. Kasım 150’de (5 Nisan) yaz başlar. Kış, güneşin en alt düzeyde oluşu ile, 22 Aralık’ta başlar. Yaz, geceyle gündüzün ilk eşitliğinde, 21 Mart’ta başlar. Yeni yılın doğanın yeşillenmesiyle başladığı düşünülür. Yaşla yaşılın (günümüzde yeşile dönüşmüş) aynı şey olduğu düşünülmüş. Yay, güneşin en yukarıda olduğu 21 Haziran’da başlar.
Güz, ikinci geceyle gündüzün eşit olduğu 22 Eylül’de başlar. Aslında Eylül ekinoksu 21 değil 23’ünde, nedeni de Dünya’nın şeklinin geoit Dünya’nın kutuplardan basık, Ekvator’dan şişkin şekline geoit deniyor. Dünya’nın geoit şekli, kendi ekseni etrafında dönüşü sırasında oluşan, merkez kaç kuvvetiyle savrulması sonucu meydana gelmiş. Armut biçiminde yani yukarıdan biraz basık olmasından geliyor. (Armudun iyisini ayıların yediğini biliyoruz, uzayda da hem Büyük Ayı hem de Küçük Ayı’nın da olduğunu düşünürsek…)
Barış Manço sanatçılığının yanında televizyonda çok ilginç konuların anlatıldığı gezi programı da yapıyordu. Bir seferinde tam ekvator çizgisinde çukura dolan suyun dümdüz aşağıya indiğini gösterdi. O gün bugündür aklımdadır. Diğer yerlerde döne döne aşağıya indiğini biliyoruz zaten. Zamanı yönlendiren dünyanın birkaç özelliğini anlatayım, izninle Barış Abi… Dünya’nın kutuplardan basık, Ekvator’dan şişkin olmasına bağlı olarak Ekvator (40.076 km) kutupların çevresinden (40.009 km) daha uzundur. Bu nedenle yeryüzündeki en uzun hayali çizgi Ekvator, en şişman da diyebiliriz. Dolayısıyla Ekvator’dan geçen enlem(paralel) ve boylam(meridyen) en uzundur. Kutupların yarıçapı daha kısa olduğu için Dünya’nın merkezine daha yakın, dolayısıyla yer çekimi kutuplarda daha fazla. Kutuplarda yerçekiminidaha fazla, olduğunu öğrenince kutup kaşiflerine saygım daha çok arttı.Düşünün her şey zor,üstüne üstlük yerçekimi de fazla.İnsan ayağını kaldıramaz yav. Güneş ışınlarının yere düşme açısı Ekvator’dan kutuplara doğru gidildikçe daralır. Kutuplara gidildikçe; sıcaklık azalır, gölge boyları uzar. İklim özellikleri değişir. Bitki örtüsü değişir. “Bir yerde insanların gölgesi büyüdükçe orası batıyordur” diye bir söz geldi aklıma, bilmem neden…Dünya’nın bir yarısı aydınlıkken diğer yarısı karanlık olur. Onun için Amerika kıtasındaki maçları sabahın köründe uykulu gözlerle seyrediyoruz. 1970’lerde Muhammet Ali’nin boks maçları için “horoz ötümünden önce” kalkılırdı.Ekvator’dan kutuplara doğru gidildikçe enlemler kısalır, boylamlar birbirine yanaşır (belki de soğuktan korunmak için yanaşıyordur!).Harita çizimlerinde hatalar meydana gelir, bu yüzden harita çiziminde çeşitli teknikler ortaya çıkmış.Bununyanında sömürgeciliğin piri İngilizler şöyle bir yöntem uygulamış. Hindistan’da okullara Hindistan ve İngiltere haritaları eşit büyüklükteymiş gibi çizilmiş.Dolayısıyla beyinlere ikisinin de yüzölçümü eşitmiş algısı kazınmış. Sonra ortaya çıkmış ki Hindistan hem yüz ölçüm hem de nüfus olarak Büyük Britanya’nın on beş katı… Saat dilimleri ve radyo/telsiz frekanslarının da harita çizimlerine bağlı olarak düzenlendiğini özel bir bilgi olarak paylaşmak isterim. Ekvator ve kutuplarda termik basınç kuşakları oluştuğunu, Labrador soğuk su, GulfStream sıcak su akıntılarını söylemeye gerek yok sanırım. Döne döne esen rüzgarlara da siklon deniyor, siklamen çiçeklerinin adı da buradan. Adını bilmem ama çiçekler çok güzel.
Ay adları son halini 1945 yılındaki yasayla aldı. Rumi Takvimde olmayan Ekim, Kasım, Aralık ve Ocak ayları eskilerin yerini aldı. Ay adlarının kökeni nedir derseniz, birinci ay Ocak’la başlayalım. Türkler için en kutsal değer bildiğiniz gibi ateş. Eski Türkçedeki uc-mak” “ateş yakmak” kökünden geliyor. Ocak, ateş yakılan yer, ev, yuva sözcükleriyle bağlantılıdır. Ateş yakan anlamında ot(d)man devlet kuran anlamında da kullanılıyor. Osmanlıya Batılıların -devlet kuran anlamında-Ottoman demesi de bununla ilgili. Büyük Hun İmparatorluğunun kurucusu da Teoman aslen Tumandır. O da duman anlamında yani yakılan ateşi göğe yükselten kişi… Türklerde ateş ve ocak kutsal, ocakla ilgili o yüzden birçok deyimimiz var.
Şubat/Gücük Ay, Süryanicede dinlenilen gün anlamına gelen “şabat”tan geliyor. Soğuk kış günlerinde evlerde kışın bitmesini beklenmesinden kaynaklanıyor.Mart, Roma Savaş Tanrısı Martius’dan geliyor. Mart ayının adı pek çok dilde benzerdir. Bu da kışın canı sıkılan eski insanların Mart ayıyla birlikte sosyal faaliyet olarak savaşa hazırlandığını gösteriyor. Ocak ve Şubat ayları, savaşmak için uygun olmadıklarından Roma Takviminin ilk ayı Mart idi. Osmanlıda da ilk aydı, 1983 yılına kadar Mali Yılbaşı 1 Mart’tı (her şeyin başı para tabii ki…).
Nisan, Sümerce ilk meyveler demek. Mayıs, Yunan Bereket Tanrıçası Maya’ dan geliyor. Haziran ise, Süryanice sıcak/ sıcakların başlaması anlamına gelen “hazıran” sözcüğünden alınmış. Temmuz, Eski Türkçede “tamu-z” “çok sıcak, cehennem” sözcüğünden, başka bir söylenceye göre de Sümerlerin Çoban Tanrısı Dumuzi(Muazzez İlmiye Çığ, Sümerliler Türklerin Bir Koludur)’den geliyor. Gregoryen Takviminde Batı dillerinde ise adı July, yani Jül Sezar’ın Jül’ü. Ağustos,Roma İmparatoru Avgustus zamanında takvimler yeniden düzenlenince imparatorun adı verildi. Sezar’ın ayı gibi kendi adını taşıyan ayın da 31 gün çekmesini istediği için Şubat’tan bir gün alınıp bu aya eklendi. (Takvimi yapan adını koyar kardeşim!)
Eylül, Süryanice “üzüm” anlamındaki “aylul” dan (üzüm ayı) Arapçaya girmiş oradan Türkçeye geçmiş. Hasat anlamı da var. Ekim, 1945’te Türkçe “ekme” eyleminden türemiş olup tarlaların sürülüp ekildiği ay anlamındadır. Kasım, bölen demektir. Hıdırellezle başlayan yaz günleri Kasım’la birlikte kışa döner. Aralık, eski yılın sonu olduğu için arada kalmış anlamında.
Gün, yani güneşe bağlı zaman birimi, en eski ve temel zaman ölçüsüdür. Çünkü Güneş, düzenli olarak doğar, batar. Türkler geçmişte günü, kün(gün) ve tün olarak ikiye ayırmışlardır. Gün, aydınlık tün ise geceyi simgeliyor. Sabah, kuşluk, öğlen, ikindi, akşam, gece, gece yarısı, imsak, tan , fecir, şafak…Ne kadar çok terim varmış meğer. Aylar haftalara bölünmüş, heft Farsçada yedi demek, şenbe de gün. Bizde haftanın ilk günü pazartesi ama İran’da da Batı’da da ilk gün Pazar. Gün adları da bu mantığa göre dizilmiş. Pazar (ilk amaç para olduğu için Pazar kurulan gün), Pazartesi, Salı (selasiye, üçüncü gün), Çarşamba (ceharşenbe, dördüncü gün), Perşembe (pençşenbe, beşinci gün) Cuma (toplanma), Cumartesi. Cuma Müslümanların, Cumartesi Yahudilerin, Pazar da Hıristiyanların kutsal günü. Batıda Monday-ay günü, Sunday-güneş günü, Saturday da Satürn günü (ötekileri de siz bulun artık).
Saat eski zamanlardan beri biliniyor ve kullanılıyordu ama bir sorun olduğu yüzyıllar sonra ortaya çıktı. 1830’lu yıllarda İngiltere’de tren seferleri başladığında; her şehir kendi saatini kullandığı için ortaya çıkan karışıklıklar, standart bir saatin kullanılmasını gerekli kıldı. (Homo Deus: Yarının Kısa Bir Tarihi, Yuval Noah Harari). Saat hesaplamaları için İngilizler 1884 yılında Dünya’yı enlem ve boylamlara böldü, ilk boylam da haliyle İngiltere’deki Greenwıch’ten geçti (Ne yani Çemizgezek’ten mi geçeydi!).Bir nevi dünyanın merkezi oldu. O tarihe kadar dünyanın merkezi İstanbul’du. Her yol Roma’ya çıkar deyiminde kastedilen Doğu Roma’nın başkentindeki “Milyon Taşı”. “Dünyanın merkezi Nasrettin Hoca’nın ayağını vurduğu yerdir” diyen arkadaşa da selamlar…
Saatin alt birimleri saniye ikinci, salise üçüncü demek. Dikkatinizi çektiyse kadın adı olarak da kullanılıyor bu terimler. Kökeni, Arapların kızlarına birinci, ikinci, üçüncü diye ad vermelerinden. Türkler de bunları isim sanıp kızlarına koyuyor. Vahide(birinci), saniye(ikinci), salise (üçüncü), rabia (dördüncü), hamsiye (beşinci)(Duygu Asena, Kadının Adı Yok derken bu adları mı kastetti acaba!) …Rahmetli babaannemim adı Salise’ydi, büyükler ismi verirkenbunları bilselerdi adı vahide olurdu. Tam Anadolu kadınıydı, cefakar, vefalı, becerikli ve evinin hakimi. Ağarmış kınalı saçlarını yazmasının altından savurup hak edene yakası açılmadık deyimlerle ağzının payını “o salisede” verirdi. Kızdığında gözleri iri iri açılır, lafını söyledikten sonra da kızgınlığı geçer sevecen haline geri dönerdi. Ardından da uzun bir teeoo (boşveeertakma kafana anlamında Malatya yöresine ait ünlem diyelim) çekerdi. Doğal, içten, sımsıcak gülümserdi. Ne kadar çok özlüyorum seni Salise Ana...
Atatürk’ün en heyecanlı anları nedir diye düşünsek Çanakkale Savaşı’nda düşman mevzilerine 10 m. mesafedeyken, ayağa kalkarak kamçısını sallayıp hücum emri verdiği an mı, Büyük Taarruz ’un başlayacağı gece yanındakilere “saat kaç” derken geçmeyen saniyeler mi? İkisi de değil… 1925 yılı Ankara’sında, bir akşam kıyafetini değiştirip Çankaya’dan kaçıp Ankara'nın batısında kurak bir köye gelir. Köylüler Gazi Mustafa Kemal’i tanımazlar. Onlara, “ağalar, burada ağaç yetişip yetişmeyeceğini bana en kolay yoldan nasıl ispat edersiniz” diye sorar. “Al derler”, bir testi su verirler, bir de kazma kürek. “Kaz orayı iki gün sonra gel biz sana ne olacağını söyleriz” derer. İşte o iki gün Atatürk’ün en heyecanlı iki günüdür. İki gün sonra gittiğinde testiyi çıkarır, testinin içinde su bitmiştir. Köylüler derler ki “ağa testide su kalmamış, toprak su emiyor, bakma bunun üstünün kurak olduğuna, biraz uğraş burada ne ekersen biçersin”. (İçimizden Biri Atatürk, İlknur Güntürkün Kalıpçı) Sonrasını biliyorsunuz, Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından parça parça ve farklı kişilerden satın alınan arazi üstünde onun talimatı ile kurulan ve Türk tarımına öncülük eden çiftliktir. Kendi parasıyla satın alıp Dünyaya Türk mucizesini bir kez daha gösterir, Atatürk Orman Çiftliği böyle kurulur. (Çiftlik alım kayıtlarına Atatürk'ün Türkiye İş Bankası'ndaki 00000002 No.lu hesap detaylarından ulaşılabilir. Vikipedi).
Türkler tarih boyunca 12 hayvanlı Türk takvimi, hicri takvim, Celali takvimi, Rumi takvim ve miladi takvimi kullanmış. Celali takvimi, güneş yılını esas alarak 365 gün 5 saat 49 dakika 15 saniye olarak hesaplayan hata payı en aza indirilmiş bir düzenlemedir. (Demek ki Celali deyince akla sadece isyan eden asiler gelmemesi gerekiyormuş.) Kullanılan takvimler çağlar içinde komşuları da etkilemiş. Örneğin Türkler, 12 hayvanlı takvimle Asya toplumlarını ve Celali takvimiyle İran bölgesini etkilemiş. Hicri takvime geçişte Arap, miladi takvime geçişte Avrupa toplumlarından etkilenmiştir. Takvimler ne amaçla değişirse değişsin asıl amacın gündelik yaşamı kolaylaştırmak olduğunu bilelim yeter. Sıçan ile başlayan 12 Hayvanlı Türk Takvimi, Türklerden İç ve Uzak Asya kavimlerinin hemen hepsine yayılmıştır. Diğer yıllar öküz, kaplan/bars, tavşan, ejder/balık, yılan, at, koyun, biçin/maymun, tavuk, it, tonguz(domuz). Yıl adlarının on iki yılda bir devretmesine bir “müçel” deniyor. 2026’da, hareket, enerji özgürlük ve liderlikle simgelenen At/Yunt yılına girdiğimizi unutmayalım. 12 yılın 5 katı olan 60 yıllık devrelere de çağ adı verilmiş. Gece ve gündüzün kavga halinde olduğuna inanan eski Türkler, 21 Aralık gecesi karanlığa veda eder, Akçam ağacını süsleyerek "Yeniden Doğuş"u (Nardugan) kutluyorlardı. 22 Aralık yılbaşıydı. Kış mevsiminin yardımsever atası “Ayaz Ata-Kış Baba”ya inanılırdı. Sonraki dönemlerde doğanın canlandığı gün olan 21 Mart (Nevruz) yılbaşı olarak kabul edilmiş. İznik Konsili, 325 yılında İmparator I. Konstantin tarafından Roma İmparatorluğu'nda resmi din olacak Hristiyanlığın içerisinde tartışılan bazı konuları netleştirmek amacı ile toplandığında; Ayaz Ata, Hristiyan Noel Baba’ya dönüştürülmüş. (Noel ve Nardugan, Doç. Dr. Haluk Berkmen, Gülzade Kahveci) 2025 yılında Papa’nın İznik’te 1700. Yıl ayini yaptığını söylemeye gerek yok sanırım. Katolik ve Protestanlar, Papa Gregorius’un 1582’de düzenlediği Gregoryen Takvimine göre Hazreti İsa’nın doğum gününü 24 Aralık’ta kutlarken; Ortodoks Kiliseleri da Jül Sezar'ın hazırlattığı Jülyen takviminde 25 Aralık'a denk gelen 6 Ocak'ı Noel olarak kutlar. Dolayısıyla yılbaşının Hazreti İsa’nın doğum günü ile ilgisi yoktur.
TÜRKLERDE YILBAŞI, AYAZ ATA-KAR KIZI VE NARDUGAN BAYRAMI
Nardugan, yeni yıl yeni umutlar….. “Ayaz Ata” ve torunu “Kar Kız”. Türk, Altay ve Orta Asya mitolojilerinde -özellikle Kazaklarda ve Kırgızlarda- soğuk tanrısıdır. “AyasHonolarak” da bilinir. Ay ışığında yaratılmıştır. Soğuk havaya neden olur. “Ak Ayas” olarak da geçer. Ülker burcunun altı yıldızı göğün altı deliğidir ve oradan soğuk hava üfler. Aralık’ın son haftası Hristiyanlık için çok önemli, Noel olarak kutlanıyor, dinsel simgeler ve ritüellerle destekleniyor. Simgesi de Noel Baba. Ancak bu inanışın temelinde bir Türk geleneği, yılbaşı bayramı olarak kutlanan Nardugan Bayramı olduğunu bilir misiniz? Gerçi Noel Baba’nın IV. Yüzyılda Antalya Demre’de yaşayan Aziz Nikolas olduğunu hatırlatmaya gerek var mı bilmem. 1087 yılında İtalyan denizcilerin kemiklerini İtalya’nın Bari şehrine taşıdıklarını da ekleyelim.
Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ, Nardugan Bayramı’nı şöyle açıklıyor. Roma'da Satürnalya, Antik Yunan'da ise Dionysos Şenlikleri olarak kutlamalarının kökeni Türklerde Güneş'in Doğuşu bayramına dayanır. Ön Türkler'deki Atalar Kültü döneminden günümüze kadar Orta Asya coğrafyasında Güneş Kültü adına kutlanan bir bayramdır. Her yıl 22 Aralık'tan sonra gelen ilk dolunayda kutlanır. Türklerin eski inanışına göre gece ile gündüz sürekli savaşırlar ve en uzun gecenin yaşandığı 21 Aralık’a gelinir.Ardından Güneş daha çok görünmeye, günler uzamaya başlar. Soğuk ve karanlık günlerin bitip sıcak aydınlığın gelişi kutlanır. O gün tüm Türkler, ölümsüzlüğün simgesi olarak kabul ettikleri ve Türk Mitolojisi'ne göre tüm insanların türediği ağaç olan Akçam Ağaçları'nı süsler. Bu ağaçların altında, çevresinde geleneksel oyunlar oynar, kopuz eşliğinde şarkılar söyler ve eğlenceler düzenler. Bu Türklerin motiflerine, halı ve kilimlerine yansımıştır. Türk kültüründe halının yere serilmeyip duvara asıldığını, duvara asılan halının o boyun tarihini anlatan işaretleri taşıdığını da belirtelim. Yere kilim serilir, halı değil. Çam ağacı süslemelerinin nedeni budur. İşte bu ağacın adına “Hayat Ağacı” adı verilir. Dikkatinizi çekmiştir, Eski Türk geleneklerini konuşurken “g ile k” harfleri karışıyor dolayısıyla kökten göğe uzanan bir kültür ortaya çıkıyor. Kökten göğe uzanan Hayat Ağacı’nın gövdesine İslamiyet sonrası hilali simgeleyen bir kuşak eklenerek günümüze kadar gelmiştir.
Türkler, Nardugan Bayramında Güneşi geri verdi diye Tanrı Ülgen’e dualar ederler. Duaları Tanrıya gitsin diye ağacın altına hediyeler koyuyorlar, dallarına çaput bağlayarak o yıl için dilekler diliyorlar. Çaput bağlama geleneği de buradan geliyor sanırım, dua eden kişi bunun işareti olarak ağaca çaputu bağlıyor, günümüzde de dekontun çıktısını alıyoruz ya.. Bu bayram için, evler temizleniyor. Güzel giysiler giyiliyor. Ağacın etrafında şarkılar söyleyip oyunlar oynanıyor. Yaşlılar, büyük babalar, nineler ziyaret ediliyor, aileler bir araya gelerek birlikte yiyip içiyorlar. Nardugan, Nar (Güneş) ve Tuqan (doğan) sözcüklerinden oluşuyor. Tatarlar bu bayrama Koyaş Tuğa yani Güneş Doğan günü derlerken Başkurtlar ve UdmurtlarNardugan, Mişer Tatarları Raştua, Çuvaşlar Nartukan, ZırizyalarNardava, MokşalarNardvan adını verirler. Mitolojilere göre kışın soğukta ortaya çıkan,kimsesizlere ve açlara yardım eden bir kahramandır, Ayaz Ata ve Kar Kız. Özbeklerde AyozBobo, Kırgızlarda Ayaz Ata, Kazaklarda Ayaz Ata, Azerbaycan Türklerinde Şahta Baba, Tatarlarda QışBabay, Başkurtlarda Kış Babası olarak bilinir ve ‘Kar Kızı’ adında bir de kızı vardır. Aslında yaşlı soğuk/Kış Baba yerini aydınlığın simgesi kızına devretmektedir. Bizim için daha önemli olanı ise Türklerde kadının erkekle eşdeğer olduğu, yaşamın her alanında olduğu gibi Nardugan Bayramı’nda da bu özelliğin görülmesidir. Kış Baba ve Kar Kızı’nın bir benzeri Balıkesir Kaz Dağları’ndaki Sarıkız Efsanesinde yaşatılıyor.
1931’deki kola reklamı figürüyle Ayaz Ata şimdikison şekliyle Noel Baba halini alıyor. Kıyafetleri eski Türk insanının giydiği elbiseler… Bize de kalan “hohoho” diye gülen Noel Baba’nın geyikleri. (Noel mi Narduganmı?, Muazzez İlmiye Çığ) Peki günümüz Türk toplulukları nasıl kutlar yeni yılı? Aşağıya bakın, yoksa yeni yıla girmeniz gecikecek.
TÜRK DİLİNDE YENİ YIL KUTLAMAK
Türkiye Türkçesi: Yeni yılınız kutlu olsun !
Azerbaycan Türkçesi: Yeni iliniz mübarek olsun!
Başkırt Türkçesi: Hizzi yangı yıl menen kotlayım!
Çuvaş Türkçesi: Sene sulyaçepesalamlatap!
FüyuKırgızcası: Naacılıngarguttug bolsun!
Gagauz Türkçesi: Yeni yılınızı kutlerim!
Hakas Türkçesi: Naaçılnangalğıstapçamsirerni!
Karaçay-Malkar Türkçesi: Cangıcılığıznıalğışlayma!
Karakalpak Türkçesi: Cangacılıngızkuttıbolsın!
Karay/Karaim Türkçesi: Sizniyanhı yıl bılakutleymın!
Kazak Türkçesi: Jangajılıngızkuttıbolsın! veya Jangajılıngız ben!
Kırım Türkçesi: Yangı ılıngızkaırlı (veya mubarek) olsun!
Kırgız Türkçesi: Cangıcılıngız kuttu bolsun!
Kumuk Türkçesi: Yangı yılıgız kutlu bolsun!
Nogay Türkçesi: Yangayılıngız men!
Özbek Türkçesi: Yengi yılıngız mübarek bolsun!
Sarı Uygurca Türkçesi: Ak éy yahşi mo!
Şor Türkçesi: Naaçılçakşıpolzun!
Tatar Türkçesi: Sezneyanga yıl belen tebrik item!
Tuva Türkçesi: Caaçıl-bile bayır çediripor men!
Türkmen Türkçesi: Teze yılınızı gutlayaarın!
Irak Türkmenleri: Yengi iliyiz (iliwiz) mubarak olsun!
Uygur Türkçesi: Yengi yılıngızğa mübarek bolsun!
Yakut Türkçesi: Ehiginişangasılınaneğerdeliibin!
Hayat üç gündür, dündür yarındır bugündür. Dün geldi geçti, yarın meçhuldür. Hayat aslında bir gündür o da bugündür… Geçmişin hayallerine, geleceğin düşlerine kapılıp şu anın güzelliklerini kaçırmayalım. Her günümüz aysın, günaydın olsun. Güzel günler göreceğiz, üç zamana kadar diyerek umutla bakalım geleceğe…
Yeni yorum ekle