Yiten Dostluğun Ardından Doğan Sümbül Çiçeği

Sanat

Yiten Dostluğun Ardından Doğan Sümbül Çiçeği

 

Hyakintos kalbi günün ilk ışıkları gibi aydınlık, dünyada bütün kederlerden uzakta yaşayan çok mutlu bir çocuktur. Bizim Apollon’nun sevgisi belki de bu kadar pozitif kalmasındandır ona. Apollon onu çok fazla önemsiyor ve değer veriyordur. Ormanlarda dolaşan bu minik arkadaşı için tapınaklarını ve orada bulunan insanları unutumaktaydı. Çünkü onunla gezmek ona büyük mutluluk yaşatıyordu. Avcılık yaparken kullandığı ağı elinde tutar ve köpeklerle ilgilenirdi büyük bir keyifle. Hyakintos için bunlar çok normal gelirdi. O tanrı olsa da sonuçta arkadaş olmuşlardı ve inanılmaz huzur buluyorlardı. Sevginin büyüsü öyle sarmalar ki insanı kökenini, statüsünü ve sınıfsal farklılıkları hemen yok ederdi. İki arkadaş mutluluk içerisinde ava gidiyordu. Oysa birisi koskoca bir Anadolu’nun büyük ve kadim tanrılarından bilge Apollon diğeri küçük avcı bir çocuktu lakin kimse bunu umursamıyordu.

Günlerden bir gün ormandaki ağaçların gölgesinde mola verdiklerinde Apollon gölge oyunu oynamayı teklif eder. Aslında teklif ettiği oyun günümüzün futbolu kadar herkes tarafından sevilen oyunudur. Tahmini otuz santim çapındaki ağır maddeden yapılmış yassı yuvarlaklarla oynanan bu oyunda oyuncular bunları yukarı atar, kim daha uzağa atarsa kazanan o olmaktadır. İki arkadaşta bu oyunu çok sevdiği için hemen oynamaya başlar. Eğlenerek oyunlarını oynarlarken Apollon yuvarlağı çok yükseklere fırlatır öyle ki neredeyse bulutlara kadar çıkar ve gürültü çıkararak yere düşer. Hyakintos en az arkadaşı kadar iyi oyuncu olduğunu göstermek için hemen koşarak yerden almak ister fakat demir yuvarlak yere şiddetle çarpıp tekrar sektiğinde bu küçük avcının kafasına çarpar. Yaşadıklarından dolayı acıyla dengesini kaybeden Hyakintos çığlıklar çıkararak yere yıkılır.Apollon canı kadar çok sevdiği arkadaşının yanına hızlıca gelip akan kanı durdurmak için çabalar. Bunun yanında da küçük arkadaşını da sakinleştirmeye çalışır. En az arkadaşı kadar korkan Apollon suratı da arkadaşınınki gibi kireç gibi olmuştur.

Akan kanı durduramayan Apollon doğadaki şifalı otları toplayarak ezdikten suyunu sonra çocuğa içirir. Fakat ne mümkün. Canından çok sevdiği uğruna her şeyi bırakıp keyfettiği dostu gözlerinin önünde ölmektedir. Kafasının şekli değişmiş kurumaya yüz tutmuş bitki gibi eğilmişti ve kuruyup gitti ellerinden. Apollon kederden yaşarken kuruyordu yapayalnız, ıssız ve kimsesiz kalmıştı. İlk başta inanamadı ölümüne kabul etmek kolay değildi. Durmadan adını söyleyerek bağırıyordu. Kalksa onu yerine ölmeye hazırdı ama tanrılar ölümsüzdü mümkün değildi. Dostunun yanı başına uzandı. Tekrar sarıldı ağladı hem de kendisini kaybederek ne yaptığının farkında olmadan. Görselerdi herkes onun bu haline acırdı. Bizim bilge Anadolu tanrımız eline lirini aldı. Hayatta kalan tek sığınacağı liman bu kalmıştı. Kaybettiği minik dostu için ağıtlar yakıyor esrime haline geçiyordu. İçten ve yanık söylüyordu ki ormanda bulunan bütün kuşlar susmuş sadece onu dinliyordu, rüzgar bile sessizce kenarda iç çekip yaşananları seyrediyordu ağaçların dallarının arasında.

Ağıtları ve müziği bitince Apollon elleri titreyerek dostunun başına dokundu. Bir anda beden kayboldu yerinde şahane mor bir çiçek belirdi. Sanki aynı arkadaşının alnından akan kanın ta kendisiydi. Doğanın uyanmasıyla mor renkli o şahane çiçekleri gördüğünüzde her zaman güneşin ve sanatın tanrısı Apollon ve canından çok sevdiği arkadaşı Hyakintos aklınıza gelsin.. Sonsuz sevgiyle bağlanan dostluklar varsa selam olsun…

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.