-Bilinç Ve Beden Arasındaki Uzaklık- Teşekkürler, Erendiz Atasü

Edebiyat

  -Bilinç Ve Beden Arasındaki Uzaklık-

 Teşekkürler,  Erendiz Atasü

.

“Kim ne derse desin edebiyat,insan yapısının incelendiği yapıtlarda, kalıcılığa ulaşır. E.ATASÜ ”

 

Bilinç, insanın düşünme alanı, der, sözlükler ve eklerler; kişinin, çevresinin, dünyanın ve kendinin ayırdında olması, duyup gördüklerine uygun tepkiler verebilmesidir. Bu bilgiler ışığında dünyanın her köşesinde benzer baskı ve yok saymalara, eğitimden uzak tutulmayla yıpratılıp, insan olarak değil, ayrı bir kullanım aracı olarak görülen kadın; eğer tanımda olduğu gibi bir İNSAN olsaydı, insanlık hangi renkte yaşıyor olurdu, kim bilir…Havva’dan günümüze, kadının bilinç derinliğinden söz edebilir miyiz? Savaşta vahşice, barışta gelenekçe, kör inançça parçalanmış bedenlerin tutsaklığında bilinç gelişebilir mi?

Ülkemizin çağdaş yazarları arasında değerli bir yerde olan Erendiz Atasü, 1947 Ankara doğumludur. Anne tarafından Selanikli, baba tarafından Trabzonlu’dur. Çocukluğunu eğitimci aile ortamında,dönemin geleneksel kurallarına uygun, ancak bilinçli anne babanın çocuğu olarak büyümüştür.Aile söyleşilerinin ana düşüncelerini belleğinde saklayabilen, dikkatli, algısı açık bir bireydir. İyi eğitim almıştır. Ankara Koleji, Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi ve aynı üniversitenin öğretim üyeliği ve FarmakognoziProfesörlüğü’nden emekli olmuştur. Ancak yazın çalışmalarıyla üretkenliği sürmektedir. Bir çok kitabı, bildirileri,söyleşileri ve ödülleriyle yürüyen dopdolu bir insan… Söyleşilerde, “Yazar olarak kendimi çok geç keşfettim.” der. Oysa yapıtlarına baktığımızda, çocukluğundan gençliğine, evli bir kadından anneliğine,özgürlüğünü almış bambaşka bir duruşa hakim,cesur bir yazar vardır karşımızda.

Geniş okur kitlesine ulaşmış olan E. Atasü’nün yapıtları, çeşitli dünya dillerine çevrilmiş, çokça yazıları yabancı dergi ve edebiyat sayfalarına girmiştir. “ Bir Yaş Dönümü Rüyası” adlı yapıtının bir bölümü de tiyatroya uyarlanmış, bu günlerde sahnelenmektedir. Romancı ve öykücülüğü incelenmiş, “Erendiz Atasü Edebiyatçılığı” adıyla kitaplaştırılmıştır. ( Haz. Günseli Sönmez İşçi- 2014 Can Yayl.)Gerek romanları ve öykülerinde, gerek denemelerinde, salt ‘kadın’konulu yazılarla anılan bir kalem olmamış, ülke sorunlarıyla dertlenen, okuyucuya çıkış yolları açan geniş bir ufuk açtığına tanığız.

Atasü, Cumhuriyet’imizin kuruluşundan günümüze değin, devrim yasalarına, laik demokratik düzene saldırının, emperyalist baskıların nelere mal olduğuyla da derdi vardır; bu saldırılardan ayrışmayan, kadınların öznel tarihiyle, sosyal, siyasal ve inanç kavramları üzerinden hırpalanıp savrulmasının nedenlerini sonuçlarıyla irdelemek gibi derdinin de olduğu gibi.. Ülke gerçeğinden ayrı tutmadığı yapıtlarını, demokrasi, özgürlük ve antiemperyalist bakış açısıyla işler. Bir aydın olarak sorumluğunun bilincindedir;  öyle ki ‘aydın’ söylemi çerçevesinde kendini dahi eleştirmekten çekinmez. Atasü, ülkenin siyasi, sosyal, ekonomik sorunları yanında kadın sorunlarını, gelenekler, eril yasaları ve dayatmaları, örneklerle yazıya döker. Okuyucuya da, kendi yaşamını gözden geçirme zorunluluğunu, sorumluluğunu duyumsatır; geçmişi düşündürür, geleceğe mercek tutar.

  Erendiz Atasü’nün yapıtlarını burada sıralamayacağım. İlgili okurlar zaten biliyorlar. Benim ilgilendiğim, defalarca okuma gereği duyduğum deneme kitabı, “ Bilinçle Beden Arasındaki Uzaklık” tır. Bu kitabı, bilim insanı titizliği ve birikimini, yazar kimliğine eş tutarak hazırlamıştır. Bizokurlara,seçtiği yazarların yapıtlarında yer verdikleri kadın kahramanların statüleri, meslekleri, ilişkileri ve taşıdıkları, taşıyamadıkları öz benliklerini, bu iki mercekten gözleyerek incelemiş, özel, bir o denli de özgün bir yapıta adını vermiştir. İncelediği kitaplarda yazardaşlarının, kendi cinsiyeti penceresinden yarattıkları kahramanlarının, beden ve bilinç bütünlüğünü gözetmişler midir?

 Bu soru için öncelikle, “yazarE.Atasü”olarak yazın değerini, sonra da  ”bir kadın bilim insanı olanE.Atasü” bilinciyle, insan anatomisinin bilinçten ayrılmazlığını örneklerle yanıtlamıştır.  Yazarımızın denemelerinden,  “Bilinçle Beden Arasındaki Uzaklık” kitabı, çok yönlü değerlendirmeye olanak veren değerli bir yapıt. Kitaptaki ‘roman okuma’  titizliğine baktığımızda, bir yazarın kitabı nasıl ve ne amaçla yazdığından, gerçek hayatla ne denli örtüştüğüne, insan psikolojisinin nasıl işlendiğine dek tüm ayrıntıların sayfalara taşındığını görüyoruz. Okura da, kitap okumanın ne eğlence ne de boş zaman gösterişi olduğunu,  içeriğe ve satırlar arasındaki görünmez anlamları çözebilmekle  gerçek okur olunacağını öğretiyor .

.

 “Özellikle denemeler, laf kalabalığı değil, insanı ve edebiyatı kavrayışımıza yeni ufuklar açmalıdır.” diyen E. Atasü, yazın türlerinden denemeye ayrı önem verir. Deneme yazarlığının ayrıcalığın, deneme yazmanın zorluğuna dikkat çektiği söyleşilerinde, ”Yazarın, roman ve öykülerdeki estetik kaygıdan uzak, okuyucuya kestirmeden iletebildiği bilgilerini, düşüncelerini aktarabildiği için, ülkemiz yazarlarının da denemede daha da yetkinleşip çoğalması..” dileğindedir.

Dokuz ana başlık içinde, hem yazın dünyasını, hem yerleşik düzenin içinde bulunduğu çıkmazları örnek yapıtlar üzerinden yorumluyor. Gerçek hayatta toplumsal olayları, insan psikolojisinden ayrı tutmadan kendi yazarlık süzgecinden geçirerek anlatıyor. “ Kim ne derse desin,edebiyat, insan yapısının incelendiği yapıtlarda kalıcılığa ulaşır.” sözüyle Atasü, Proust’tan  J.Joyce’a,WirginiaWolf’a , insanın bilinmeyen  bölgelerini kurcalamalarıyla, edebiyatta yeni biçimlere olanak sağladıklarını yenilik olarak görüp, insan bedenine yaklaşımlarını, bilim insanı gözüyle gerçekçi bakış açılarını, cesaretlerini onaylıyor.

Atasü, evlilikteki iniş çıkışların, erkeğin düştüğü duygusal ve bedensel çöküntünün, eşine uyguladığı saldırganlığı,  çöküntü içindeki bilincin, davranışı olumsuz yönettiğini, bedenin hayvani içgüdülerle harekete geçerek evliliğin hem erkek hem kadın için nasıl çekilmez hale geldiğini irdeliyor.

“Gerilim ve yozlaşma hayatın her alanını istila etmiş, bilinç yarılması,anlayamama,yabancılaşma,saçmalıkla yüz yüze ve çaresiz kalma bir yaşam biçimihalini almıştır. Böyle bir ortamda her şey anlam ve içerik kaybına uğrar. Aşklar aşka benzemez, intihar girişimleri gülünçleşir, devrimci faaliyet yolundan sapar. Beliy, her şeyin içini boşaltır. Bu boşaltmaya, psikianaliz de dahildir. Baba nefreti, zina, ihanet ve terk…Kitapta, ‘hiçlik’kavramına sayısız gönderme vardır.” dışarıdan sorunsuz gibi görünen bir evdeki fırtınalar, evliliklerde sıkça rastlanan, sevişmeyi bilemeyen, kökeninde sevgisizliğin yattığı,karı koca arasındaki başarısız cinsel ilişkiyi Beliy, henüz literatürde yokken,” evlilikte tecavüz” olayının altını çizer.” Sonunda da, ‘tiksinti, ürküntü, şehvet’ karışımında döllenmiş çocukların ruh halleri…Yine Beliy’e göre, bilinç karanlık bir küptür; duygular boş bir oda,kalp patlamaya hazır bir toptur. “ Bu durumda “Yaşam fırtınaları sessiz geçiyor sanılır ya, yaşam fırtınaları hiç de yıkımsız geçmez.” ( AndreyBelıy-Petersburg)

Kadının ruhsal cenderenin dişleri arasında yaşamını tükettiği içe kapanıklık dediğimiz durum ‘yeraltı’ dır. E.Atasü, Nurdan Gürbilek’in“ Mağdurun Dili” kitabından süzerek bize sunduğu bölümde, ‘aşağılanma’nın, ‘yok sayılma’nın, ‘kendine acıma’nın, ‘değersizlik’in, kişiyi kolayca  ‘yeraltına’ çektiğini; ( E.Atasüyeraltı için, içsel yalıtılmışlık hücresi, der.)  kişinin kendini acı çeken tek kişi olarak görmeye başlamasının tehlikesini, hücresinden çıkmayı başarıp, ‘‘hemderdine’ de, çevresine de yardımcı olabilmenin olanaklı olduğunu anlatır.. Elbette kişinin bu başarısı için tek koşul, bilincini beslemesidir… ‘

  “Edebiyatın gitgide okuru oyalamaya yöneldiği, çözümlenmesi zor, içindeki karmaşasıyla ‘insanı’ irdelemekten uzaklaştığı günümüzde, durup uzak ve yakın geçmişin yapıtlarına yeniden eğilmekte yarar vardır. Kurgu ve içeriğin,‘ insanı’ daha derinden incelemek ve yansıtmak amacıyla kullanılması gerektiği”ne işaret eder.” Yazarlarımız, yapıtlarında genellikle kadın bedeni üzerinden benzer temalarla ilerlerler; onun duygu durumu, düşünce derinliği çok da önemli değildir. Kadın yazarlarımızın birçoğu da kadın sorunları üzerine eğilip, doğru yere parmak basmışken oto sansür içinde olmaktan kurtulamazlar.” der. Çünkü kadın yazar da yetişme kültürünün ona verdiği, bedenine yabancılaşma alışkanlığını genlerine yerleştirmiştir.

 ErendizAtasü,J.M.Coetzee’den,LeonidTsıpkin’e,- AndreyBelıy’den,H.Ziya Uşaklıgil’e- Selim İleri’den,  WirginiaWoolf’a- Tahsin Yücel’den, Ayla Kutlu’ya- Milan Kundera’dan, İnci Aral’a- Fatmagül Berktay’dan, Erendiz Atasü’ye- Yaşar Kemal’den, Adalet Ağaoğlu’na- Thomas Menn’den, Ahmet H. Tanpınar’a dek  birçok önemli kaynakla buluşturduğu okura geniş ufuklar açar. Önceden okumuş olsanız bile, bu kitapları yeniden ‘incelemek’ üzere okuma telaşına kapılırsınız.“Bilinçle Beden Arasındaki Uzaklık” deneme kitabı beni, romanlar üzerinden kadın bilincinin, bedeniyle arasındaki uçurumun, onu nerelere savurduğuna, parçalanmışlığına, ya da çok yönlü nedenlerine çevirdi. Biz kadınlar ve İNSANIN, iki ayrı cinsiyet üzerinden bir bütün olduğunu yadsımayan erkekler, dünyada ve ülkemizde bir ‘KADIN-KIZ ÇOCUĞU’ sorunu olduğunu nedenleriyle birlikte biliyor, bu yerleşik acı yanlışa başkaldırıyoruz.Günümüz “Kadın Dünyası” ( daha doğmadan korkuyla beklenen kızların)önce ailesinin, sonra kocasının, sonra da toplumun mülkiyetinde oluşunun, kurtuluş  savaşımını vermektedir.Özellikle son yıllarda, eğitimli eğitimsiz her kademeden kadının öldürüldüğü ülkemizde, erkek şiddetinin, beslenememiş hiç olmuş bilinç yoksunluğunun onu nasıl canavarlaştırdığına tanık oluyoruz. Ne yazık ki yokluk, işsizlik ve eğitimsizlik, bu ateşe benzin dökmektedir.

  Günümüzde, emperyalist yayılmacılığın yeni projesi küreselleşme adı altında gün geçmiyor ki yeni bir tehlikeyle karşılaşmayalım. Teknolojinin, iletişim ağının eğitimsiz ellerde dolaşmasıyla kişiler ‘özgürleşme’ yalanıyla, kalabalık içinde görünür olma özentisiyle, bilmedikleri karanlıklara savrulmaktalar. Eğitimin çağdaş, laik,bilimsel temelden koparıldığı son yıllarda geleceğimizin bilincini besleyen kaynaklar ne yazık ki hızla yok edilmektedir.Işıltılı oyuncakların içindeki zehir gibi, bilgiyle kucaklaşması gerekirken, uçuruma götüren bilgisayar oyunları vbtuzaklar,genç beyinleri gerçek hayattan koparmakta, biricik olan varlığını ‘bedenini’ karanlık çetelere teslim etmektedir. Genç kızlarımız, kadınlarımız aynı tehlikenin başka tuzağındalar. Bilimsel eğitimle, sanatla beslenmek yerine, varlığını ülkesi ve ailesi için koruması gerektiği bilincinden çok uzaktalar. Evli veya bekâr olsun, “ kusursuz güzellik ”in sunulduğuestetik tuzaklarında hem parasal hem de duygusal çöküntü içinde dağılmış durumdalar. Farkındalığıyla fark yaratmak dururken, aynılaşma ordusuna katılmaktalar.

   “Özgürlük“ gibi kutsal, evrensel bir kavramın içi boşaltılıp yerine, özgürlük adıyla maskelenmiş, sorumsuzluktan uzak, “tek ben varım”, “ hayatımı yaşamalıyım.” akımları türemiştir. Çağdaş, bilimsel ve ulusal içerikli eğitim programlarından kopartılan kuşaklar, dini köktenciliğin okul öncesine dek indiği çağ dışı programlarla, ya da sahte mutluluk yollarının, ‘kişisel gelişimci’ ağında eğitime(!) çekilmekteler.Güzelim genç beyinlerimiz, kendini modern yaşam yolunda sanan( çoğunlukla) kadınlarımız, her geçen yıl çoğalan başıboş, insan psikolojisini alt üst eden eğitim(!) paketleriyle tek tipleştiriliyorlar. Özgür düşünme güçlerini yetkinliği olmayan kişilere bırakıp, eğitici(!)si gibi düşünmeyi önden kabul etmekteler. Önce öz benliklerinden, sonra ailelerinden, sorumluluklarından, en tehlikelisi de bağlı oldukları toplumdan kopartılmakta, yabancılaşmaktalar. Bu yabancılaşma, ailede, evliliklerde, ikili ilişkilerde bir noktada buluşma olanağını ortadan kaldırmaktadır. Ulusal eğitim programımız yurdun her bölgesine eşit olarak erişmediği sürece, küresel tehlikelere açık olmak kaçınılmazdır.

Değerli yazarımızın örneklerle açtığı bakış açımızı genişletmek zorunluluğu ile karşı karşıyayız. Doğanın bize armağan ettiği güçle, bilinci besleyerek, bedenin yaşamsal değeriyle eş güdümlü kullanmak,  hiç zor olmasa gerek.

 Teşekkürler Erendiz Atasü. Varlığınız çağdaş yazın dünyamız için, biz kadınlar için önemli bir kazanımdır.

     .                                                                                    

   NEVİN AKIL ERDEN

  HAZİRAN 2026 - ANKARA

 

 

 

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.