Elif Sofya’nın Hayhuy’u

Edebiyat

Elif Sofya’nın Hayhuy’u

 

Eskiden okurlar ve araştırmacılar dergilerde okuyup beğendikleri şiirleri ezberler veya şiir defterlerine yazarlardı. Bugün sayısı giderek azalan matbu dergiler, şairler mezarlığından farksız. Dijital ortamda dolaşıma giren şiirlerse tüketilip unutulmakta. Geçmişte kütüphanesini kitapçılardan ve sahaflardan aldığı kitaplarla zenginleştirmeye çalışan okur, bugün ya e-kitaba yönelmekte ya da internet üzerinden kitap satın alıp okuduktan sonra onu sahafa satmakta. Kitaplar, insan hayatında eskisi kadar yer kaplamıyor ve iz bırakmıyor. Her şey gibi kitap da değerini büyük ölçüde yitiriyor. İnsanın hafızasını ve kitaplığını kuşatan şiirler, tüketim malzemesine dönüşüyor.

 

Şiirlerde, derinliğin giderek azaldığını ve okurla kurulan duygusal bağın zayıfladığını görüyoruz. İç içe giren anlatıların/türlerin psikolojik derinliği ve teknik özellikler eserlerin kalıcılığını belirliyor. Sınırların kaybolduğu ve kuralların eridiği ortamda ortaya çıkan melez türler, çağın ruhunu yansıtıyor.

 

Toplumdan uzaklaşan ve tarihsel zeminden kopan şiir, bireyin içini döktüğü anlamsız söz yığını hâline geliyor. Biçim ve içerik açısından bütünlük kayboluyor. Şiir, oyunlaştırılıpgörsellerle ve deneysel hamlelerle şiir olmaktan çıkarılıp güzel sanatların bir kolu oluyor. Yapıcı eleştirinin azalması, ticarî kaygılar ve çetevarî topluluklar şiir ortamını kirletiyor.Şairin görünür olma çabası ise şiirde kaliteyi düşürüyor.

 

Bütün bunların aksine Elif Sofya’nınHayhuy’da[1] hayat ve ölüm üzerinde durulurken şiir türünün imkânları gözden geçirilir. Şairin 2020 Attilâ İlhan Şiir Ödülü’ne layık görülen kitabında, hayat sesle/şiirle tartılır.“Dik Yazıların İktidarı”nda dilin imkânlarından bahsedilirken şiirin yazılış süreci ifade edilir. Çünkü şiir “‘Örtük’ metin: Metin geniş anlamıyla, birbirleriyle bağlantılı her tür göstergeler bütünü olarak”[2] kabul edilebilir: “Ama biri beni durdursun/Diyor bu şiir/Çünki dil/ kendi kendine eğleniyormuş gibi lastikli” (s. 51) Dik yazıların iktidarını yıkmaya çalışan şiir öznesi, sesin ve sözcüklerin değerinin farkındadır. Tabiatın sesini kendi sesine ekler.

 

“Teğet”te derinliği vurgulanan şiir, hayat-ölüm zıtlığı arasında resmedilir. Bedenin ve evrenin sınırsızlığını/bilinmezliğini yansıtan şiir, ölümü teğet geçer: “Buraya ellerimi bırakıyorum/Üst derimin derin çizgilerini/Şiir böyle yazılıyor/Beden atlasında bir kara delik/Büyütüyor derinliğini” (s. 83)

 

Altın oranla yazılan şiirler, kuyumcu titizliği taşır. Sözcüklerle “ses manzarası” (sesle yaratılan manzara)[3] yaratan şairin şiiri duygularla derinleştirilmiştir: “Ben buraya bir şiir bırakıyorum/Altın oran, yavaş şehir, kuş göçü/İçinde yeryüzündeki en acı gülümseme/İyimser şeylerin ölüme teğet geçmediğini/bile bile” (s. 83) Sözcüklerin burgacına sesini yükleyen şiir öznesi, hayatın döngüsüne yazdığı metinlerle dahil olur.

 

“Dağdağa”da ise şiir, ses bütünlüğünden ziyade parçalanan acı şeklinde tasvir edilir: “Geceyi iki eşit parçaya/Paramparça ederek başlıyorum bu şiire” (s. 92) Düşüncenin ağır ve zehirli dehlizlerinde ilerleyen şiir, anlamındaki dehşetle/kanla köpürür. Yeryüzündeki zulümkağıda bu şekilde yansır: “Bir aldanış uzuyor sözcüklerin kökünde” (s. 93)

 

“Yaşamak”ta yaraya gömülü acı, kabuklu bir şiirdir. Onun zenginliği kabuğunun altında saklıdır. Hayatın derinliğini yansıtan metin, yine acıda yoğunlaşır: “Şiiri derin bir yaradan/Kabuklarını kırıp çıkarıyorum” (s. 94) Ses dalgalarıyla ilerleyen şiir, durdurulamaz gürültülerin tortusuna ve sessizliğe gömülür.

 

“Bekleyiş”te, şiirdeki ses tasarrufu vurgulanırken insanın zihin yapısını yansıtan zamana (bekleyiş) yoğunlaşılır. Çünkü şiir, metinde yer verdiği kadar yer vermediği sözcükleri ve duyguları da yansıtan bir yoğunlaştırma türüdür: “Kendimi tutuyorum/Tutuyorum dilimin ucunda bekleyeni/Bu bekleyişe/Şiir diyor kimileri” (s. 95)

 

Dönemin atmosferini yansıtan yüzeysel şiire karşı derinlikli eserleriyle meydan okuyan Elif Sofya’nın kitaplarında, tabiat ve hayvanlar kucaklanırken suyun ateşe değiş sesi şiirleştirilir.Elif Sofya’nın Hayhuy’unda, şiirin yazılış süreci vurgulanırken hayat ve ölüm sorgulanır. Çünkü şiir, insana ve evrene dair her şeyi kapsar. Şair, şiir dilinin olanaklarını ve derinliğini sergilerken hayatla hesaplaşır. Sofya’nın kitabını değerli kılan onun şiir yazım sürecinde yoğunlaşmış olmasıdır. Edebiyatı tüketim malzemesi olarak görmeyen Elif Sofya,kendi şiir evrenini oluşturmayı başarmış ve okurla duygusal bağ kurmuş bir şairdir. Onun şiirlerinin psikolojik derinliği ve teknik özellikleri eserlerinin kalıcılığını kanıtlar.

 

[1]Elif Sofya, Hayhuy, Everest Yayınları, İstanbul 2022.

[2]Mihail M. Bahtin, Söylem Türleri ve Başka Yazılar, Çeviren: Okan N. Çiftçi, Metis Yayınları, İstanbul 2016, s. 107.

[3]Rita Felski, Edebiyat Ne işe Yarar?,Çev: Emine Ayhan, Metis Yayınları, İstanbul 2010, s. 93.

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.