İnsanın Alacası

Edebiyat

 

 

İnsanın Alacası

Ülkü Yalım Günay

 

Annemle anneannem divanda oturuyorlar.  Anneannem, yakın gözlüğü burnunun üstünde, dolaşık bir ip yığınını açmaya çalışıyor. İşine iyice yoğunlaşmış, elinde oluşmuş küçük yumağı, yığının labirentlerinden geçirerek ipi hiç koparmadan çözmenin yollarını arıyor. Anneannem böyle işleri yaparken çok sabırlıdır.Elma soyarkenbile kabuğu kopamamak için aynı özeni gösterir.Hele tülbent inceliğinde baklava hamuru açarken göreceksiniz onun bu sabrını ve titizliğini.Hiçbir şeyi ziyan etmemeye koşullanmış birinin sabrı ve sakinliği vardır onda.

Annem örgüsüne vermiş kendini. Yine kim bilir hangimize bir şey örüyor. İki kadın işleriniaksatmadan,usul sesle konuşuyorlar bir yandan da.

       “İnsanın alacası içindedir kızım.” diyor anneannem.

Biz üç kardeş yerde halının üzerinde oturuyoruz, onların dizlerinin dibinde. Küçük kardeşim kocaman bir armudu yemeye çalışıyor. Bacaklarını açıp oturmuş, arasında duran tabağa doğru eğilipiri deveci armuduna küçük küçük ısırıklar atıyor. Böyle bulmuş çareyi, armut oldukça büyük, kaldıramıyor çünkü. Ablam kitap okuyor, iyice dalmış sayfaların içine, konuşulanları duymuyor bile. Ben mi? Yere uzanmış, bir kitabın resimlerine bakıyorum. Alışılmışın dışında bir kitap bu. Uzun, dikdörtgen,sayfaları enlemesine üç eşit parçaya bölünmüş. Bölümler birbirinden bağımsız açılabiliyor. Böylece, her sayfanın içerdiği figürün başını, gövdesini, bacaklarını değiştirebiliyorsun. Oldukça eğlenceli.

Ablamın aksine benim kulağımsa konuşulanlarda.

       “İnsanın alacası içindedir” i kaydediyorum belleğime.

 Anlıyorum, aklıma takılan her soru gibi, bu da beni epeyce yoracak ama onların konuşmalarını bölmemek için şimdilik susuyorum.

 “Baban, amcana babalık yaptı biliyorsun. Anasız babasız kaldıklarında amcan küçük bir çocukmuş. Ağabeyi onu korumuş, kollamış, okutmuş. Para sıkıntısı çektirmemiş kardeşine. Şimdi onun çocuklarının bize yaptıklarına bak. Her şeyi elimizden almaya çalışıyorlar.”

Annem sessizce dinliyor. Tam anlamasak da bu miras kavgaları, davalar, mahkemeler sürüp durduğundan biz kardeşler de evdeki bu değişmez gündemin yıllardır içindeyiz. Kanıksamış olduğumuzdan bu konu artık bize hiç ilginç gelmiyor.Dedemin yeğenleri sık sık Konya’dan gelip bizde kalıyorlar. Böylece aile bir araya her gelişinde kaçınılmaz olarak bu konu tartışılıyor. Kalabalık kardeş çocukları bir türlü anlaşıp uzlaşamıyorlar.Her iki taraf da kendini haklı bulduğundan konu hiç kapanmıyor. Kapanmak şöyle dursun her buluşmada biraz daha sertleşiyor konuşmalar.

Tek tarafsız kişi babam, bu konuda çok fazla konuşmuyor, fikir ileri sürmüyor, tartışmalara katılmıyor; biz çocuklar da onun safındayız.

Ama; “İnsanın alacası içindedir.” sözü benim için yeni.Yeni ve çözülmesi gereken bir bilinmez. “Ama nedeeeen?” lerimi zor tutuyorum.

 Annem, annesine açıklamaya çalışıyor; “Babam yazılı bir vasiyet yapmamış anne. Kardeşine sözlü olarak söylediklerinin bir değeri yok. Onun için tüm mallarda amcamın çocuklarının da payı var. Yasa böyle.”

Anneannem bunu kabul edemiyor bir türlü. “Benim yanımda konuştuydu rahmetli kayınımla; Konya’daki şunlar şunlar senin, gerisi benim dediydi.”

Aklım erdiğinden beri bu miras konusu böyle uzayıp gider. Annem anlatmaya çalışır, anneannem bir türlü kabullenemez. Biz çocuklar bile anladık, öğrendik artık.

Onların konuşması sürerken, ben çoktan kafama takılan soruyla ilgiliyim artık, sormak için fırsat kolluyorum.

Biraz sonra anneannem namaza kalktığındadivana, annemin yanına oturuyorum; “Anne alaca ne demek?”diye soruyorum pat diye. Annem örgüden başını kaldırıp; “Yine mi?” der gibi bir bakış atıyor yüzüme.

 Bu bakıştan hiç hoşlanmıyorum. Her şeyi bilmesi gereken büyüklerden, sorularıma net ve çabuk yanıtlar bekliyorum çünkü. Oysa annemin bakışı, sorunun zor yanıtını vedevamınısezmiş birininendişesini taşıyor.

“Bazı hayvanlar tek renk değildir biliyorsun, kedilerin, köpeklerin, koyunların, keçilerin, ineklerin kıllarında pek çok renk yan yana olabilir, buna alaca denir.”

“İnsanların içleri de böyle alacalı mıdır?”

        Annem örmeye ara verip yüzüme bakıyor: İşte beklediği asıl soru.

“Hayır.” diyor, “bu bir benzetme.”

        “Benzetme?”

        “Asıl maksadını saklayıp, insanların arkasından dolap çevirenler için söylenir.”

Açıklamasını yapmış olmanın rahatlığı ile örgüsüne dönüyor.

Anlamamanın kederi çöküyor içime. Beni saatlerce oyalayan resimli kitaba ilgim sönüyor, onu bir kenara bırakıp düşünüyorum; içindeki alacasıyla insan, asıl maksadını saklayıp, başkalarının arkasından dolap (!) çeviriyor. Maksat ne peki?(Bir de aslı varmış) Çevirdiği nasıl bir dolap? Bir dolabın bu işlerle ilgisi ne?  Hele alacalı hayvanlar tüm bu olup bitenin içinde ne arıyor?

Yeni sancılarım bunlar, yanıtları bulununcaya kadar daha pek çok “ama neden?” sıralamam kaçınılmaz olacak. Oysa annem başka açıklama yapmıyor. Konuşmanın bittiğini anlıyorum.

Biraz düşünüyorum, sonra içeri gidip resim defteri ve boya kalemleriyle geri geliyorum. Bir resim çizersem, olayı açık seçik görebilirim, belki daha kolay anlarım.

Yere uzanıp başlıyorum çizmeye.Resme bakanların iyice anlamaları için önce alacalı bir inek, bir köpek, inek desenli bir kediçiziyorum; alacalarını rengârenk boyuyorum hayvanların. Sonra yanlarınakarnı kocaman, iri yarı bir adam çiziyorum. Adamın karnı kocaman çünkü alacalar var içinde.Çift kapaklı bir elbise dolabına doğru kolunu uzatmış. Anneannembaşında beyaz namaz örtüsüyle, arkası dönük olarak onların önünde duruyor.Adam kolunu dolaba doğru uzatmışanneanneme arkasından kötü kötü bakarak dolabı çevirmeye hazırlanıyor; koca dolabı nasıl çevireceği benim sorunum değil, kendi bilir.

Her şeyi sırasıyla ve eksiksiz çizdiğime eminim ama yine de olayı tam kavrayamıyorum.

Resmi anneme uzatıyorum. Elimden gelenin en iyisini yaptım, umarım olmuştur. Resme bakıp önce gülümsüyor annem, sonra kahkahalarla gülmeye başlıyor. O gülünce, kardeşlerim, anneannem de merakla başına toplanıyor. Herkes çok gülüyor, resmi beğendikleri için mi yoksa başka nedenle mi güldüklerini anlayamıyorum.Biraz şaşkınım. Sanki biraz da kızgınım.

Annem resmi alıyor, “Bende kalsın” diyor. Sanırım beğendi, seviniyorum.Hemen sağ tarafına, yün yumağının yanına koyuyor. Ben de yeniden sayfaları değişebilir resimli kitabıma dönüyorum. Unutmuş gibi yapsam da aklım hep aynı konuda dolaşıp duruyor.

Akşam babam geldiğinde annem olayı,yer yer kahkahalarla kesilen bir konuşmayla ona da aktarıp resmi gösteriyor. Eserim babam tarafından da çok beğeniliyor. Elden ele dolaşıyor, herkes fikrini söylüyor, gülüyor. Evde bir neşe bir neşe.

Babam üzerine tarih yazıp resmi günlüklerinin yanına koyarken, “ressam olacak benim kızım.” diye övünüyor.

Bu başarı beni şımartıyor ama içimde hâlâ bir kuşku var. Resim kafa karışıklığımı tam gidermiş değil ama daha fazla soru sorup büyüklerin canını sıkmamak için susuyorum, anlamış gibi yapıyorum. “Ama nedeeen?” lerim içimde düğümlenip kalıyor.Örneğin o koca dolabın konuyla ilgisinin ne olduğunu hiç anlamamış olsam da belli etmiyorum. Bilinmezleri bu seferlik içime gömüyorum.

 “İnsanın alacası içindedir.” Konulu resmimin beğenilmiş olmasıyla yetinmeli,olayıanlamış ve çözmüş görünmenin(en azından büyüklerin gözünde) mutluluğunu yaşamalıyım.

Kolay olmasa da kendime yeni serüvenler bulmalıyım yâni.

Yaşam oldukça karmaşık; çok yakında karşıma “ama nedeen?” leri sıralayacağım yeni fırsatlar çıkacağından eminim. İçimin bir yerinde tetikte bekleyen büyüme sancılarının beni rahat bırakmayacağından da…

“İçimizin alacası” konusunun yakamı bırakmadığını veçözmenin yıllarımı aldığını kimse bilmeyecek nasıl olsa.

 

 

 

 

 

 

 

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.