Bir Sohbetten Hareketle

Felsefe

Bir Sohbetten Hareketle

İhsan Kurt

Geçtiğimiz günlerde Hasan Yücel ile kitaplar, edebiyat ve düşünce üzerine yaptığımız uzun bir sohbet, bizi ister istemez kültürel hafızamızın giderek zayıfladığı gerçeğiyle yüzleştirdi. Konuşmamız boyunca en çok üzerinde durduğumuz konu, geçmişe ve geleneğe karşı gelişen kayıtsızlıktı. Bugün yalnızca genç kuşakların değil, kendisini aydın olarak tanımlayan çevrelerin de kültürel mirasımıza ve bu mirası inşa eden isimlere yeterince ilgi göstermediği düşüncesinde birleşiyorduk. Hasan Yücel'in bu noktada örnek olarak İsmail Habib Sevük'ü ve onun bugün neredeyse unutulmuş sayılabilecek Türk Teceddüt Edebiyatı Tarihi adlı eserini anması, sohbetimizin yönünü belirledi.

Gerçekten de İsmail Habib Sevük'ün 1925 yılında yayımladığı Türk Teceddüt Edebiyatı Tarihi, yalnızca Tanzimat sonrasında gelişen Türk edebiyatını anlatan kronolojik bir eser değildir. Aynı zamanda Türk modernleşmesinin edebî serüvenini anlamaya çalışan, bunu da Fransız edebiyatı ile karşılaştırmalı(*) bir bakış açısıyla değerlendiren önemli bir düşünce metnidir. Buna rağmen bugün bu eserin yeterince okunmaması ve üzerine yeterince konuşulmaması, kültürel hafızamızın seçici unutkanlığını göstermesi bakımından düşündürücüdür.

Bu kitabın adı bende hemen Cemil Meriç'i çağrıştırdı. Çünkü Meriç, Bu Ülke'de yalnızca edebiyat tarihine ilişkin değerlendirmeler yapmaz; edebiyat üzerinden bir medeniyet muhasebesine girişir. Onun için edebiyat, estetik bir faaliyet olmanın ötesinde, bir toplumun zihniyetini, değerler dünyasını ve tarihsel yönelişlerini yansıtan en önemli aynalardan biridir. Bu nedenle Türk Teceddüt Edebiyatı'nı değerlendirirken de meseleye sadece edebî türler veya sanat anlayışları açısından değil, kültürel ve düşünsel dönüşümler açısından yaklaşır.

Cemil Meriç'e göre Tanzimat'la başlayan yenileşme hareketi, Osmanlı toplumunun Batı karşısında yaşadığı büyük sarsıntının edebiyata yansımasıdır. Bu dönem, bir yönüyle asırlar boyunca oluşmuş klasik edebiyat geleneğinden uzaklaşmayı ifade ederken, diğer yönüyle Avrupa'nın düşünce ve sanat dünyasına açılan yeni bir kapıyı temsil eder. Dolayısıyla bu süreç ne bütünüyle reddedilecek bir kopuş ne de kayıtsız şartsız övülecek bir ilerleme hareketidir. Aksine, kazançları ve kayıpları birlikte değerlendirilmesi gereken tarihî bir dönüşümdür.

Meriç'in dikkat çektiği önemli noktalardan biri de budur. Tanzimat edebiyatı bireyi keşfetmiş, toplumsal meseleleri farklı bir bakış açısıyla ele almış ve edebiyatımıza roman, tiyatro, makale gibi yeni türler kazandırmıştır. Avrupa'dan alınan teknikler ve estetik anlayışlar, Türk edebiyatının ifade alanını genişletmiştir. Ancak bütün bu yenilikler yaşanırken klasik edebiyatın yüzyıllar boyunca oluşturduğu estetik ve düşünsel birikimin büyük ölçüde göz ardı edilmesi, Meriç'e göre modernleşmenin en önemli açmazlarından biridir.

Sadullah Paşa'nın "Zaman zaman-ı terakki, cihan cihan-ı ulum" mısraı, dönemin zihniyetini veciz biçimde özetler. Bu anlayışta ilerleme, kaçınılmaz bir tarihî gerçeklik olarak görülür. Ne var ki Cemil Meriç, ilerlemenin ancak kendi medeniyet kökleriyle bağını koparmayan toplumlar için gerçek anlamını bulabileceğini düşünür. Ona göre mesele Batı'yı reddetmek değil; Batı'yı doğru tanımak, onu kendi kültürel birikimimizle birlikte değerlendirebilmektir.

Bu noktada Namık Kemal'in "Avrupa Şark'ı tanımaz." sözü de farklı bir anlam kazanır. Meriç bu ifadeyi yalnızca Batı'nın Doğu'yu tanımayışına yönelik bir eleştiri olarak değil, aynı zamanda Doğu'nun da Batı'yı yeterince anlayamadan ona yönelmesine ilişkin bir uyarı olarak değerlendirir. Çünkü yüzeysel bilgi üzerine kurulan her yenilik hareketi, kaçınılmaz olarak eksik ve taklitçi kalacaktır.

İsmail Habib Sevük'ün Türk Teceddüt Edebiyatı Tarihi de işte bu büyük dönüşümü anlamaya çalışan erken dönem metinlerinden biridir. Cemil Meriç'in bu esere değer vermesinin nedeni de budur. Ona göre eser, yalnızca bir edebiyat tarihi değil; aynı zamanda bir medeniyet değişiminin, bir zihniyet kırılmasının ve Batılılaşma sürecinin edebî izdüşümünü ortaya koyan önemli bir belgedir.

Hasan Yücel ile yaptığımız sohbet, bir kez daha gösterdi ki kültürel hafızasını canlı tutamayan toplumlar, geleceği sağlam temeller üzerine kurmakta zorlanırlar. Bugün yeniden İsmail Habib Sevük'ü, Cemil Meriç'i ve benzeri fikir adamlarını okumaya ihtiyaç duymamızın nedeni de budur. Çünkü geçmişi yalnızca nostaljik bir özlemle hatırlamak değil, onu bugünü anlamanın ve yarını inşa etmenin vazgeçilmez kaynağı olarak görmek gerekir. Geleneği reddetmeden yenilenebilmek, belki de Türk düşünce ve edebiyatının hâlâ çözmeye çalıştığı en önemli meselelerden biridir.

(*)“Karşılaştırmalı” demişken,benim degeçen ay yayınladığım 506 sayfalık EDEBİYATIN ADI kitabımı da ilgi duyanlara hatırlatmak istedim

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.