Sa'di'yi Şirazi'nin Gazelleri

Makaleler

SA’DÎ-Yİ ŞİRAZÎ’NİN GAZELLERİNDE İÇERİK (Ö. 1292)


Prof. Dr. Nimet YILDIRIM


Sa’dî-yi Şirazî, tartışmasız İran Edebiyatı’nın başyapıtı, en doruktaki kahramanlık anlatısı Şahnâme’yi dünya edebiyatlarına armağan eden Firdevsî’den  (ö. 1020) sonra Farsça şiir göklerini şaşırtıcı ve büyüleyici ışıltısıyla aydınlatan, yüzyıllar geçmesine karşın etkisini artırarak sürdüren en büyük söz ustalarından biridir. Ustaca ve çok akıcı kullandığı dil, bütün dizelerine ve cümlelerine serpiştirdiği aşk, sevgi ve gönül esintileri en üst düzeydedir. 
“En güzel şiir söyleyen şair” olarak bilinen Sa’dî-yi Şirazî’ye “söz ustası” denilmesinin gerekçesi, onun Bostân'ı, gazelleri ve diğer şiirleriyle sadece Fars şiirini değil, Fars nesrini de en doruklara yücelten kişi olmasıdır. Eşsiz eseri Gülistân ile Farsça nesrin en güzel örneğini, “sanatlı nesir” tarzının en güzel metnini ortaya koymuş, rakipsiz ve özgün tarzını yaratmıştır. Onun tartışmasız hem nesirde hem de şiirde böylesine doruklarda rakipsiz kalan eserleri kendisinin “Söz ülkesinin hükümdarı” olarak nitelenmesine neden olmuştur. 
Sa’dî’nin gazellerinin önemli bir kısmı belli konulara ayrılmış ve her gazelde başlı başına bir tek konu işlenmiştir. Aşkın ve söz ülkesinin sultanı Sa’dî, gazellerinde aşka, sevgiye, güzelliklere sayısız pencereler açmakta, her gazelinde bir aşk manzarası betimlemektedir. 
Sa’dî’nin gazellerini sımsıcak tutan ve gönüllere konup yerleşmesini sağlayan aşk, sadece insanın güzelliğine yönelik, fiziki alımlılığa adanmış bir aşk değildi. Sakınganlığın ruhu, hakkın ergin nitelikleri de zaman zaman bu aşkın yaygın ve baskın konuları arasına girmekteydi. Bu boyutlarından hareketle bazıları onun aşkının ve şiirinin yanında tasavvufi aşkının da tamamıyla yüce evrenlere olduğu düşüncelerine neden olmuştur. Sadece gazellerinde değil diğer şiirlerinin çoğunda da doğa aşkı, iyilik ve güzelliğe sevdası, Tanrı’nın güzelliğinin cilveleri bolca gözlenmektedir. Özellikle tasavvuf içerikli bölümlerdeki şiirlerinde bu tutkun ve çılgın âşık, yerini her şeyden vazgeçmiş bir ârife bırakmaktadır. Ancak bu tür şiirlerinde de yine onun sözlerinden maddi aşk ve güzellik sevdası asla sönük kalmamakta yine ışıldamaktadır.   
Sa’dî’nin gazellerinde “sanatsal derinlik”, “deha”; öte yandan “anlamlar yaratma”, “düşünce ve duyguların dillendirilmesi”, “derin anlamlar”, “dildeki sadelik”, “sözlerinin kolay anlaşılır olması” şairlik becerileriyle iç içedir. Hayatın güzelliklerini, en güzel, en anlamlı ve fasih sözlerle dillendirmesi onun düşüncelerini, dilini ve sonunda da şiirini son derece yücelterek en ön sıraya çıkarmaktadır: 
Ayrılık gecesi seher vaktine ne kadar kaldığını kim bilir?
Bunu bir tek aşk zindanında bağlara vurulan bilir

Bahçenin yolunu tuttum diyelim gönül üzüntümden 
Sevgilinin boyunda olan servi hangisi bir söylesen

Kim eriştirecek vefasız sevgilime haberimi benim:
“Tutmadın sen sözünü; sözümüzdeyiz biz sevgilim” 

Sevgiliyi ululamak değil ki “Yemin canına” demek 
“Ayağının toprağına yemin” de büyük bir yemin demek

Durmasan da sözünde gönlünü benden çekip alsan 
Gözlerim seni görme arzusuyla yanıp tutuşmakta her an

Gel de bak; yüzlerimizi sergi yapmışız mahallende 
Yüzlerimiz ayaklarının altında toprak yerinde 

Yüzünü hayal etmek umut kökü salmış bak
Aşkının belası sabrın kökünü kazımış bak  
Sa’dî’nin gazelleri genel olarak içerikleri açısından üç ayrı kategoride ele alınır: 
1. Aşk gazelleri
2. Tasavvufi gazeller 
3. Öğüt içerikli gazeller.
1.    Aşk Gazelleri
Aşk gazellerinin öne çıkan ayrıcalıklı özellikleri, tamamen insani, somut, dokunulabilen, hissedilebilen duygu ve düşünceleri dillendirmeleridir. Bir insanın başka bir insana karşı olan en yüce ve en kutsal aşkı… Bu tür aşk gazellerinin genel olarak temaları, âşığın katıksız, karşılıksız, bütün varlığıyla sevgilisine teslim olmasıdır:
Bırak yok oluversin âşık, sevgilisinin uğruna aşkının 
Yok olmasında saklı, yaşaması âşığın

Cefan ile vefanın farkı yok benim yanımda
Dostunun yaptığı güzeldir o dost beğeniyorsa

Ben ile aşkın ikiziz, büyüttü evren aynı karında bizi
Gerçekte biz iki ruhuz, yarattı aynı tende bizi  
Sa’dî’nin en yüksek insani aşk değerlerini dillendiren bu tür şiirleri çoktur. Muhammed Ali-yi Furuğî’nin bu konuda güzel ifadeleri dikkat çeker: “Sa’dî söz söyleme sanatının ustasıdır. Bu konuda örnek alınması gereken kişidir. Ancak asla taklit edilebilecek bir yetenek değildir. Onu bu konuda taklit etmek isteyen herkes yenilgiye uğramıştır.”  
Sa’dî, aşk içerikli gazellerinin tamamını; matlaından maktaına aşka ayırmış birkaç şairden biridir. Örneğin Sa’dî, Hâfız gibi gazellerinde aşktan söz ederken birden başka konulara geçip de aşktan uzaklaşmaz. Sa’dî’nin aşk gazelleri, “insani” ya da bir başka deyişle “mecazi”, “dünyevi” aşk doludur. Gazellerinden yoğun olarak yüce insani değerler, tutku, sevda, gönül duyguları, heyecan, sevgi ve aşk buram buram yansımaktadır. Artık burada hem şair hem de okuyucu sanatla, söz güzellikleriyle değil sözcüklerin dizilişiyle, yüklendikleri anlamlar ile, heyecana kapılmakta ve aşkın engin denizinde sürüklenmektedir:  
Seninle feleğin sitemini dertleşmenin bir yararı yok ki
Uyanık kalmamışsın, âşığa bir yıl gelen bir gecede sen ki

Olmasa da sende dertlilerin gönül üzüntüsü şaşırmam ki
Yaşamadın ki bir üzüntü ömrün boyunca sen ki

Söyle bana bir söz; öylesine tutkunuyum aşkın ben ki 
Varlığında kaybolmuşum, kendimden yok haberim ki  
Şu gazeli baştan sona, aşk, heyecan ve tutku dolu duyguları dillendirir. Beşerî, tensel hisleri; asla çekinmeden, duygularını saklamadan onları dışarı vururken alabildiğine özgür ve korkusuzca son derece güzel, ölçülü ve en üst dereceden erginlikle en güzel kelimelerle dillendirir: 
Bir gece uyudum diye tatlı sevgilimin kucağında ben
Öd ağacı gibi ateşe atsalar asla gam yemem ben

Yerine gelirse arzularım ölmekten korkmam
Söyle gelsin bela okuna; bir siperim karşısında ben

Bir an kapa ey gök sabahın penceresini
Çıkmasın güneş bu gece, hoşum sevgilimle ben

Bu gece kadir gecesi mi bilmem yoksa sabah yıldızı mı doğdu?
Sen misin karşımdaki yoksa hayalinin karşısında mıyım ben?  

Sa’dî’den başka bir şair hiçbir aşk gazelinde o somut, dokunulabilen, gerçek aşkı öylesine korkusuz, açık yüreklilikle, coşkun sevda selleriyle dillendirememiştir: burada en önemli ve ince detay da Sa’dî’nin şiirlerinde gerçek dokunulabilen bir sevgilinin varlığıdır. 
Kim lale yanaklılar mahallesine aşk ile gelir 
Umut kalmaz ki artık onun aklı başına gelir

Artık yuvasını göremeyecek olan güvercini
Yazgı alır götürür de, kartalın pençesine gelir

Bilmem ki ben; o cilveli kaşın nasıl bir mihrap?
Zındık bile görür görmez, namaza gelir

Ne ulu bir makam burası, ne kutlu kişi o;
Her an kapısından senin gibi bir güzel gelir  
‎2.‎    Tasavvufi Gazeller
Sa’dî’nin tasavvuf içerikli gazelleri de diğer şairlerin aynı temalı şiirlerinden farklıdır. İnsan ile Tanrı arasındaki ilişkiler temelinde evren ile Tanrı arasındaki ilişkileri konu alır. Bu ârifçe aşk onun gazellerinde hem dinsel geniş kapsamında ve hem de derin beşeri aşkla iç içedir. Sa’dî’nin tasavvufi gazelleri bu çerçevede dillendirilmiş duygulara yer vermektedir.  Daha çok aşk gazelleriyle tanınmış olsa da Sa’dî’nin derin anlamlı, dinsel boyutlu tasavvufi gazelleri oldukça derin anlamlı şiirlerdir: 
Sa’dî’nin tasavvuf konusundaki bilgi ve birikimini de dikkate alıp seyr ü sülûk aşamalarını ve eriştiği makamları göz önünde bulundurarak tasavvuf töreleriyle değerlendirip sufî dünyanın ünlü şeyhleriyle karşılaştıracak olursak, onun gerçek aşk yolunda sonuna kadar ilerlediğini, yüreğini bu yolda feda ettiğini, cezbe ve vuslat aşkı ile yanıp tutuştuğunu, kendisini manevi sevgilisine teslim ettiğini görürüz.  
Girince kapıdan sen gördüm kendimden geçtim ben
Sanki bu dünyadan başka bir dünyaya geçtim ben

Nice zamandır gözüm, kulağım yolda; sevgiliden bir haber diye
Geldi haberci sevgilimden, görür görmez kendimden geçtim ben

Güneş karşısına düşmüş bir çiğ damlası gibiydim
Doğdu canıma güneş, yüceldim doruklarına göklerin ben

Kendimce söyleniyordum: görürsem onu, özlemim biter benim
Görür görmez sevgilimi, iki kat özlemle doldum ben  
***
Aşk çağlarından tatlı çağ yok
Âşıkların sabahının akşamı yok

Gitti şarkıcılar da, sufî semada henüz
Aşkın başı var da, sonu yok

Erişir her arayan arzusuna da
Âriflerin arzularına bir son yok  
***
Mutluyum ben bu evrende onunla, evren mutlu ondan
Âşığım ben bu evrene, bütün evren ondan

A dostum! Ganimet say seher vakti İsa nefesini
Belki diriltirsin ölü gönlü bu nefes ondan  
***
Bengisuyum benim, mahallesinin toprağı sevgilinin
Mutluluk dolsa iki evren, seçerim aşk üzüntüsünü sevgilinin

Yok şehirde bir velvele sevgilinin zülüf kıvrımlarından başka
Yok evrende bir fitne kaşının eğrisinden başka sevgilinin

Tutkun âşığın ilacı ne? Elinden zehir sevgilinin
Âşıkların ilacı ne? Elinden yaralanmak sevgilinin  
***
Dünkü şarabın mahmurluğu üzerimde hala var benim
Canan vuslatı bahçesinden kucağımda gülüm var benim

Sarhoş sarhoş eğer birbirine katarsam dünyayı ben
Kınama beni, başımda yâr sevdası var benim

Getir sâki şarabı tövbe ettim zahitlikten ben
Çal çalgıcı şarkıyı tövbeden utancım var benim  

Sa’dî’nin hem aşk ve hem de tasavvufi temalara birlikte yer veren gazelleri de vardır. Bunu en güzel örneği de şu gazelidir:
Bu içimdeki aşkla sâki, sarhoşum zaten ben
Artık vereceğin bir kadehle yıkılırım ben

Sâki kadehi sen dar görüşlülere ver
Şarapla sarhoş olurlar onlar; derin düşünceyle ben

Aramızdaki sevgiye, aramızdaki vefaya yemin:
“Ne sevginden koptum senin ne başkasına bağlandım ben”  
‎3.‎    Öğüt İçerikli Gazeller
Sa’dî’nin didaktik edebiyatta, öğüt edebiyatında bir öncü olduğunu biliyoruz. Onun öğüt içerikli didaktik şiirleri hem Gülistân hem Bostân hem de kasidelerinde kısacası bütün şiirlerinde görüldüğü gibi gazellerinde de önemli yekûn oluşturmaktadır. Bu dalda da en güzel ve en içli derin anlamlı dizeler onun şiirlerinde ışıltılar saçar  :
Ağlaması yaraşır bu ömre, gül goncası misali insanın
Beş günü kaldı sadece gülen dudaklarının

Kışın çalışıp toprağa tohum saçmayan
Umutsuz olur kuşkusuz gelirinden yazın

Yiğitlerin eteklerinden tutun da, düşünme artık
Tufandan korkusu mu olur Nuh ile arkadaş olanın?

Huyu böyle öğüt Sa’dî’nin; verse de vermese de
Miski var, imkânı var mı misk kokusunu saklamanın?  
***
Bu saray bir gün kuşkusuz yıkılacak bir saray
Ne mutlu onlara; akıllarında hep öteki saray

Her gün bir koyunu götürür, alışmış kurt bu sürüye
Bakar durur diğer koyunlar bu kurda şaşkın gözlerle

Baksana gururundan toprağa ayak basmayana 
Geçer gider üzerinden insanlar toprak oldu sonunda 

Keşke bilselerdi insanlar nefeslerinin kıymetlerini 
Kalan azıcık ömürlerinin bilselerdi değerini 

Dikensiz güle erişemez bahçede kimseler
Dikensiz gülü evrenin güzel huylu kimseler

A Sa’dî ! Ölmez asla iyi adlı kişiler
Ölüler, iyi ad bırakmayan kişiler  

 
Kaynakça
‎Afifî, Rahîm, Ferhengnâme-yi Şi‘rî, Tahran 1372 hş. I-III.
Dâ’iretu’l-ma‘ârif-i Bozorg-i İslâmî, Tahran 1367 hş. 
Dâd, Simâ, Ferheng-i Istılahât-i Edebi, Tahran 1375 hş. 
Dihhudâ, Ali Ekber, Emsâl u Hikem, Tahran 1376 hş., I-IV. 
Dihhudâ, Alî Ekber, Lugatnâme-yi Dihhudâ, Tahran 1346 hş., I-L.
Encyclopedia Iranica/EIr., www.iranicaonline.org.
Encyclopedia Iranica/EIr., www.iranicaonline.org.
Enverî, Hasan, Ferheng-i ‘Alâm-i Sohen, Tahran 1387 hş., I-III.
Enverî, Hasan, Ferheng-i Bozorg-i Sohen, Tahran 1381 hş., I-VIII. 
Losensky, Paul, “Sa’di”, Encyclopædia Iranica, www.iranicaonline.org
Mutemen, Zeynulâbidîn, Şi‘r u Edeb-i Fârsî, Tahran 1364 hş. 
Mutemen, Zeynulabidîn, Tahavvul-i Şi‘r-i Fârsî, Tahran 1371 hş.
Muvahhid, Ziyâ, “Sa’dî”, Dâiretü’l-Maârif-i Zebân-i Fârsî/DZEF, III, Tahran 1388 hş.
Sa'dî-yi Şirazî, Külliyât-ı Sa'dî (Bahauddîn-i Hurremşahî), Tahran 1386 hş.
Safâ, Zebihullâh, Târîh-i Edebiyyât Der Îrân, Tahran 1384 hş. , III/1, 584-592.
Yahakkî, Bedîn Şîrîn Sohen Goften, s. 19-20.
Zerrinkûb, Abdulhuseyn, Ez Guzeşte-yi Edebi-yi Îrân, Tahran 1375 hş.

 

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.